14 Kasım 2013 Perşembe

ATATÜRK VE KÖYLÜ


ATATÜRK VE KÖYLÜ

Diyorum ki; tıpkı bazı sosyal aktiviteler gibi, her sene 10 Kasımın içinde bulunduğu hafta Atatürk'ü anma haftası olsaydı da onun bize yön veren anılarını ve tavsiyelerini daha derinden inceleme ve anlama imkânı bulabilseydik. 10 Kasım geçip gitti ama biz size Atamızın bilinmeyen veya daha doğru bir deyimle az bilinen özelliklerini iki hikâye içlinde anlatmadan geçemeyeceğiz.

Atatürk'le ilgili en sevdiğim anekdotlardan biri, onun bir köylü ile ilgili bir dava hakkındaki değerlendirmesidir. Biliyorsunuz günümüzde Cumhurbaşkanı veya Başbakan hakkında bir hakaret oldu mu, savcılığa bir ihbar yapılıyor veya savcı bazı haberleri ihbar kabul ederek o kişi hakkında dava açabiliyor. Atatürk 'ün koyduğu yasada devlet reislerine hakaret edenlerin aleyhine dava açılabilmesi için o makamda olanların iznini almak şarttı. Aksi halde günümüzdeki gibi izin almadan dava açılamıyordu.

Bir gün İçişleri Bakanı Şükrü Kaya elinde kalın bir dosya ile odasına girer. Mustafa Kemal merakla "O nedir?" diye sorar.

Şükrü Kaya, "Sayın Cumhurbaşkanım; Antalyalı bir köylü size çok ağır bir şekilde hakaret etmiş, savcılık köylü hakkında dava açabilmek için izninizi talep ediyor" der. Atatürk merakla sorar:

"Peki, böyle bir hakareti hak etmek için ne yapmışım ben ona?" diye sorunca Şükrü Kaya anlatır: "En ucuz tütün olan birinci tütünü 2 kuruş. İçinde 40 tane sigara kâğıdı var. (O günlerde sigara sanayi günümüzdeki kadar ilerlemiş değildi. Pek çok insan hazır sigara yerine tütün alır ve özel yapılmış ince sigara kâğıdına sarar ve öyle içerdi) Bu marka tütünü daha çok tiryaki ve fakir, alım gücü az olan vatandaşlar alıyor. Zaten vatandaşların çoğunun alım gücü az. Bu vatandaş almış birinci tütününü bir de bakmış içinde sigara kâğıdı yok. Dayanamamış

"O köşkünde oturur, dilediği sigaraları içer ziftlenir. Ama ben parasını verdiğim halde paketin içinde sigara kâğıdı bulamıyorum" demiş ve küfretmiş. Mustafa Kemal anlatılanları sükûnetle dinler ve sonra? Diye sorar. Şükrü Kaya devam eder. Sorgulama sırasında adam özür dilemiş ve şunları söylemiş:

"Ben çok tiryaki idim. Ayrıca kâğıt alacak param da yoktu. Eski bir gazete buldum, o gazeteden bir sigara boyunda parçalar kestim, birinin içine tütünü koydum ve çakmağı çaktım, kâğıt birden alev aldı ve bıyığımda, dudağımda yandı. O acı ile dayanamadım küfrettim" demiş.

Mustafa Kemal hiç hareket etmeden sonuna kadar dinler ve Şükrü Kaya'ya sorar:

"Sen hiç gazete kâğıdı ile sigara içtin mi?" Hayır cevabını alınca "Ben içtim" der ve devam eder:

"1911–12 Trablusgarp Harbindeydi. Ne tütün bulabiliyorduk ne de sigara kâğıdı. Bir defa tütün bulduk ama sigara kâğıdı bulamadık. Gazete kâğıdını biz de o köylü vatandaşın yaptığı gibi kestik ve onun gibi yaktık. Benim de bıyıklarım yandı, ben de o zaman tahtta oturan Sultan Reşat'a daha ağır küfrettim. Hâlbuki zavallının bunda hiçbir günahı yoktu ve hatta sigara bile içmezdi. Onun için sen bu adamı mahkemeye vermekten vazgeç çünkü asıl sorun bizde. Biz adam olup da bu köylü vatandaşımızın doğru dürüst sigara içmesine imkân sağlamalıydık.

Bu konuşmalardan sonra bir yaverini çağırarak "Burada adı geçen birinci tütünden bir koli hazırlayın, şikâyetçinin adresine benim adıma gönderin" der. Sonra Şükrü Kaya'ya dönerek "Sen de Tekel Bakanına bu hadiseden bahset, içine sigara kâğıdı konmayan paket nerede hazırlanmışsa onu tahkik etmesini ve bir daha böyle laubaliliğe imkân vermemesini söyle" der.

Ayrıca o zaman Genel Sekreteri olan Hikmet Bayur'u çağırtır, olayı anlatır ve kendi adına bir özür mektubu yazdırarak kendisine küfreden köylü vatandaşa gönderir.

***

Bir başka gün Mustafa Kemal'e yine bir köylü ile ilgili bir şikâyet gelir. Bir köylü vatandaş kendisine ait Gazi Orman Çiftliğinin sınırları içinde bulunan bir arazi kesiminde toprağı sürüyor ve bütün uyarılara rağmen sürmeye devam ediyormuş. Atatürk merak ediyor ve hiç vakit kaybetmeden bir fırsat bulup doğru çiftliğe gidiyor. Bakıyor aslan gibi bir Anadolu çocuğu... Kara sabanı ve pulluğuyla hiç bıkmadan sürmeye devam ediyor. Yanına gidiyor ve "Kolay Gelsin" diyor ve aralarında şu konuşma geçiyor.

- Bu toprak senin mi?
- Benim Atamın
- Peki, sen ondan izin aldın mı?
- Bekliyordum beni senin yanına götürmelerini. Sen demedin mi bu memlekette boş toprak kalmasın. Ben Atamın emrini yerine getiriyorum. Çünkü benim toprağım yok ama senin toprağın benim demektir.


Bu konuşmadan sonra çok duygulanan Mustafa Kemalin gözleri doluyor, köylüye iyi çalışmalar dileyerek ayrılırken yanındakilere "bırakın istediği kadar toprağı eksin" talimatını veriyor. (Cemal Kutay: Bir Solukta Atatürk, s.171–174,188–189, İstanbul–2008)

Lider olmak mümkündür ama adam gibi liderler zor bulunuyor. Bu yazıyı Atatürk'e Diktatör- Faşist diyenlere ve onu taklit ederek sözde gölgede bırakacağını zannedenlere ve "Ben bir Türk'üm" demeğe korkan yurttaşlarımıza ve yöneticilerimize ithaf ediyoruz.

Dr. M. Galip Baysan

İŞTE DEVLET ADAMLIĞI BU ,ŞİMDİKİ SİYASETÇİLER YA ANANIDA AL GİT DER ,YA GAVAT DER , HALKINA


 YADA KOŞA KOŞA GİDER MAHKEMEYE VERİR

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.