31 Temmuz 2026 Cuma

ÇÖREĞİ BÜYÜK KÖYÜ(ŞEYH KÖYU) VE TEKKESI)

 CÖREGİ BÜYÜK ĶÖYÜ(ŞEYH KÖYÜ) VE TEKKESİ 

coregibuyuk tekkesi

pir havend dergahı

Pir Havend Dergâhı, tarihî kayıtlarda Çöreğibüyük Tekkesi (veya Çöreğibüyük Camii / Darü'l-Hayr Medresesi) olarak bilinen, Tokat'ın Niksar ilçesinde yer alan 12. yüzyıl sonu veya 13. yüzyıl başlarına ait kadim bir zavidir. [1, 2, 3, 4]

Tarihçe ve Özellikler

• Kuruluş Dönemi: 12. yüzyılın ikinci yarısı veya 13. yüzyılın başlarında Şeyh Pir Havend tarafından Tokat yöresinde kurulmuştur. [1]

• Evliya Çelebi Kaydı: Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde Niksar ve Tokat bölgesindeki Bektaşi tekkeleri arasında en meşhurlarından biri olarak anılır. [1, 2]

• Mimari Yapı: Taç kapısı üzerindeki süslemeleri ve mimari özellikleri nedeniyle 14. yüzyıl İlhanlı / Selçuklu dönemi izleri taşır. Halk arasında kapısındaki çöreğe benzeyen madalyonlardan ötürü "Çöreğibüyük" adını almıştır. 


Tarihi ve Özellikleri

• Kuruluş Dönemi: 12. yüzyılın ikinci yarısı veya 13. yüzyılın başlarında Şeyh Pir Havend tarafından kurulmuştur. [1]

• Bağlantısı: Şeyh Pir Havend'in Hacı Bektaş Veli'nin bağlılarından biri olduğu, torunlarının ise Bektaşilik tarikatının önemli isimleri arasında yer aldığı bilinmektedir. [1]

• Osmanlı Kayıtları: Evliya Çelebi’nin Seyahatname'sinde Tokat'taki Bektaşi tekkeleri arasında sayılmıştır. 1453-1839 yılları arasındaki Osmanlı şer'iye sicillerinde ve vakfiyelerinde zâviye ile ilgili malikâne gelirleri ve kayıtlar yer alır. [1]

• Çöreğibüyük Türbesi: Tarihi zâviyenin bulunduğu alanda günümüzde Çöreğibüyük Köyü Türbesi yer almaktadır. 19. yüzyıla ait arşiv çizimlerinde ve görsellerinde yörenin önemli beyaz yapılı ve mezarlıklı merkezi olarak resmedilmiştir.

Tokat Amerikan koleji kurucusu misyoner ressam Lennep tarafından çizilmiş görsel esas alınarak renklendirme yapılmıştır. Resmin orjinali alttaki twitimizdedir. Lennep'in Küçük Asya'nın az bilinen yerlerine ‘seyahat’ adlı eserinde Tekke ile alakalı aşağıdaki ifade yer almaktadır. “Doğuya doğru yaklaşık 3 mil mesafede kuzeydoğu ve güneybatı yönünde uzanan bir dağ bu yönde vadiyi kapatıyor. Bu dağın etekleri yakınında uzak mesafelerden görülebilen beyaz bir yapı bulunuyor. Burası etrafında bir ağaçlık ve bir mezarlığın bulunduğu bir tekkedir, yani Kızılbaşların ibadet yeridir. Bazı ermişlerin kalıntıları üzerine dikildiği söylenen iki türbe bulunmaktadır. Tekkenin yanında refah içinde bir köy olan Omala bulunmaktadır. Bu bölgedeki toprak çok verimlidir ve aşağıda vadide iki yeni köy kurulmaktadır. Bunlardan biri Karakaya'dır, diğerine henüz bir isim verilmemiştir.” 


Çöreğibüyük Köyü 

Şeyh Pir Havend'in medfun olduğu Şeyh köyünün ismi, yukarıda Pir Havend Zâviyesi Vakfı'na yapılan müdahaleler başlığı altında özetlenen belgelerden görülece-ği üzere bazen Çöreğibüyük olarak ifade edilmiştir. 1485 yılına ait 19 numaralı Tapu Tahrir Defteri'nde Pir Havend'in "Çöreğibüyük” diye tanındığı belirtilmiştir (BOA. TD 19: 523, 507). Günümüzde ise Şeyh köyü ismi unutularak Şeyh Pir Havend'in diğer adı "Çöreğibüyük” köy adı olarak kullanılmaktadır. Şeyh Pir Havend ya da Çö-reğibüyük Zâviyesi ve Türbesi Tokat merkeze bağlı ve Tokat kent merkezinin kuzey doğusundaki Çöreğibüyük köyünün kuzeyinde, bugün mezarlık olarak kullanılan bölgede yer almaktadır. Günümüzde yapının sadece türbe kısmı 

TURBENIN KITABESI

ayakta kalabilmiş-tir. Yukarıda Şeyh Pir Havend'in kimliği başlığı altında belirtildiği üzere, türbenin giriş kapısı üzerindeki Arapça iki satırlık kitabeden yapının 857/1453 tarihinde Pir Havend'in oğlu Muhammed'in oğlu Pir Havend tarafından yaptırıldığı anlaşılmak-tadır. 


Türbe, yöredeki XV. yüzyıl türbeleriyle benzer plan ve mimari özellikler yansı-tır (Gündoğdu vd, 2006: 161). Yapı, genel olarak kaba yontma taş ve tuğladan inşa edilmiştir. Güney cephe içinde bulunan mihrapta ise kısmen alçı kabartma bulunur. Duvarlarda kaba yontma taş, örtü ve kemerlerde tuğla, köşelerde ise düzgün kesme taş kullanılmıştır. Dikdörtgen planlı yapının merkezi, basık sivri kemerler üzerine oturan bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe, dışarıya sekizgen kasnak ve piramidal külah formunda yansımaktadır. Yapı, kuzeye ve güneye yarım beşik tonozlarla genişletil-miştir. Türbenin içi, güney ve batı cephesinin ortasında bulunan yarım dairevi ke-merli iki pencere ile aydınlatılmıştır. İçeride ortada iki mermer sanduka bulunmak-tadır (Eravşar, 2004: 107-108; Gündoğdu vd, 2006: 161). 2013 yılında yapılan son onarımda¹º mermer sandukalar değiştirilmiş, türbenin beden duvarları kireç harçlı bir sıva ile kaplanmıştır. T 


Tokat merkeze bağlı Çöreğibüyük köyü ile Çöreğibüyük Tekkesi ve Türbesi'nin Niksar şehir merkezindeki Çöreğibüyük Camisi ile bağlantısı olup olmadığı hususu-na gelince, isim benzerliği dışında bir yakınlık söz konusu değildir. Niksar'daki Çöre-ğibüyük Camisi, Danişmendliler ya da Selçuklular zamanında Darülhayr (Hayırevi) adıyla inşa edilen zâviye, medrese ve nihayet günümüzde cami olarak kullanılan bir yapıdır (Şahin, 1999: 53-54). Bu yapıya Çöreğibüyük denilmesinin sebebi, kapısı-nın üst kısmının iki tarafında daire şeklinde çiçek motifinin bulunmasıdır (Uzunçar-şılı, 1927: 72).

TOKAT ŞEYH PİR HAVEND ZAVİYESİ VAKFI 1453-1839 VE ÇÖREĞİBÜYÜK KÖYÜ TÜRBESİ

Şeyh Pir Havend muhtemelen 12’inci yüzyılın ikinci yarısı ya da 13. yüzyılın başlarında Tokat kazasının Komanat nahiyesine bağlı Şeyh köyünde bir zâviye kurmuştur. Aynı kazanın Komanat ve Kafirni nahiyelerine bağlı üç köy ve bir mezranın malikâne gelirlerini bu zâviyeye vakfetmiştir. Zâviye vakfı ile ilgili ulusal arşivlerimizde ve Tokat Şer‘iye Sicillerinde bazı kayıtlara ulaşılmıştır. Ancak Şeyh Pir Havend’in kimliği hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Evliya Çelebi, Seyahatname isimli eserinde Tokat’taki Bektaşî tekkelerini sayarken Şeyh Pir Havend Zâviyesi’ni de bunlar arasında zikretmiştir. Bu bilgiden hareketle Şeyh Pir Havend’in Hacı Bektaş Veli’nin bağlılarından birisi ve torunlarının ise Bektaşî tarikatı müntesibi olduğunu kabul edebiliriz. Sanat tarihçileri günümüzde hala mevcut olan ve Tokat’ın merkez köylerinden Çöreğibüyük’te bulunan Şeyh Pir Havend Türbesi üzerine bazı değerlendirmeler yapmışlardır. Anadolu’daki Bektaşi tekkeleri ve türbeleri ilgili bir makale çalışmasında Şeyh Pir Havend Zâviyesi hakkında çok kısa bilgi verilmiştir. Bu zaviye ile yanında tesis edilmiş olan türbenin yeniden bütün yönleriyle ele alınması kültür tarihimiz açısından yararlı olacaktır. Ayrıca bu inceleme Tokat’ın dini ve sosyo-kültürel tarihini aydınlatmaya katkı sağlayacaktır. Bu makalede yeni arşiv belgeleri yardımı ile geçmişte önemli bir Bektaşi zâviyesi olan Şeyh Pir Havend Zâviyesi ile halen mevcut olan Çöreğibüyük Türbesi bir bütün olarak ele alınmıştır. Şeyh Pir Havend Zâviyesi’nin vakıf akarlarının günümüzde kalmadığı ve kurulduğu Şeyh köyü ya da Çöreğibüyük köyünde hala Bektaşi kültürünün devam etmekte olduğu tespit edilmiştir.



Şeyh Pir Havend muhtemelen 12’inci yüzyılın ikinci yarısı ya da 13. yüzyılın başlarında Tokat kazasının Komanat nahiyesine bağlı Şeyh köyünde bir zâviye kurmuştur. Aynı kazanın Komanat ve Kafirni nahiyelerine bağlı üç köy ve bir mezranın malikâne gelirlerini bu zâviyeye vakfetmiştir. Zâviye vakfı ile ilgili ulusal arşivlerimizde ve Tokat Şer‘iye Sicillerinde bazı kayıtlara ulaşılmıştır. Ancak Şeyh Pir Havend’in kimliği hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Evliya Çelebi, Seyahatname isimli eserinde Tokat’taki Bektaşî tekkelerini sayarken Şeyh Pir Havend Zâviyesi’ni de bunlar arasında zikretmiştir. Bu bilgiden hareketle Şeyh Pir Havend’in Hacı Bektaş Veli’nin bağlılarından birisi ve torunlarının ise Bektaşî tarikatı müntesibi olduğunu kabul edebiliriz. Sanat tarihçileri günümüzde hala mevcut olan ve Tokat’ın merkez köylerinden Çöreğibüyük’te bulunan Şeyh Pir Havend Türbesi üzerine bazı değerlendirmeler yapmışlardır. Anadolu’daki Bektaşi tekkeleri ve türbeleri ilgili bir makale çalışmasında Şeyh Pir Havend Zâviyesi hakkında çok kısa bilgi verilmiştir. Bu zaviye ile yanında tesis edilmiş olan türbenin yeniden bütün yönleriyle ele alınması kültür tarihimiz açısından yararlı olacaktır. Ayrıca bu inceleme Tokat’ın dini ve sosyo-kültürel tarihini aydınlatmaya katkı sağlayacaktır. Bu makalede yeni arşiv belgeleri yardımı ile geçmişte önemli bir Bektaşi zâviyesi olan Şeyh Pir Havend Zâviyesi ile halen mevcut olan Çöreğibüyük Türbesi bir bütün olarak ele alınmıştır. Şeyh Pir Havend Zâviyesi’nin vakıf akarlarının günümüzde kalmadığı ve kurulduğu Şeyh köyü ya da Çöreğibüyük köyünde hala Bektaşi kültürünün devam etmekte olduğu tespit edilmiştir 


Şeyh Pir Havend'in Kimliği 


Şeyh Pir Havend'in kimliği hakkında kaynaklarda yeterli bilgiye ulaşılamamıştır. Ancak bazı belgelerdeki sınırlı bilgiye dayalı olarak onun kimliği hakkında genel bir değerlendirme yapılabilir. Pir Havend ile ilgili ilk kayıt, günümüzde Tokat merke-ze bağlı Çöreğibüyük köyünde bulunan türbenin giriş kapısının üstündeki kitabede mevcuttur. İki satırlık kitabe, nesih hattıyla Arapça olarak yazılmıştır. Kitabenin hafif transkripsiyonu şöyledir: 


1-Bena hazihi't-türbete el-merhûm Pîr Havend kaddese Allahu sırrehu b.[bin=oğlu] 


2- Pir Muhammed b. Pîr Havend fi Zilhicceti sene sebʻate hamsîn ve semânemi'e. 


Bu metnin tercümesi şu şekildedir: Bu türbeyi Pir Havend oğlu Muhammed'in oğlu merhum Pir Havend (Allah sırrını mukaddes kılsın) hicri 857 senesinin Zilhic-ce ayının ilk gününde (3 Aralık 1453) bina etmiştir. 


Kitabenin metninden Pir Havend'in torunu Pir Havend'in türbeyi 3 Aralık 1453 tarihinde tamamlattığı, kitabenin onun vefatından sonra yazıldığı anlaşılmaktadır. Yine kitabenin metninden dede Pir Havend'in 1350-1400 yılları arasında yaşadığı, torun Pir Havend'in ise 1453'ten sonra vefat ettiği tahmin edilebilir. 


Pir Havend ve záviyesi ile ilgili bir diğer kayıt, 1455 tarihli 2 numaralı Sivas eyaleti Mufassal Tapu Tahrir Defteri'nde yer almaktadır. Bu defterde, Tokat kazasının Komanat nahiyesine bağlı Şeyh köyü ile bu köye tabi Sitaruz mezrası ve yine aynı kazanın Kafirni nahiyesine bağlı Kıruk köyü mâlikâne hisselerinin tamamen Pir Havend Záviyesi Vakfı'na ait olduğu yazılıdır (BOA. TD 2: 180, 639). Bu bilgi bize Pir Havend'in kendisine ait olan Tokat kazasında iki köy ve bir mezranın mâlikáne gelirlerini Şeyh köyündeki zâviyesine vakfettiğini göstermektedir. Osmanlı toprak idaresi ve vergi sisteminde "målikåne hissesi" uygulaması "mâlikâne-divânî sistemi"2 çerçevesinde gerçekleşmiştir. Pir Havend'in mâlikâne-divânî sisteminden istifade etmesi kendisinin Osmanlı öncesi dönemin yerel beylerinden ya da önde gelen tarikat şeyhlerinden biri olma ihtimalini kuvvetlendirmektedir. 


Pir Havend ve zâviyesi ile ilgili bir başka kayıt, 1485 tarihli 19 numaralı Mufassal Tapu Tahrir Defteri'nde yer almaktadır. Bu defterde, Tokat kazasının Komanat nahiyesine bağlı Şeyh köyü ile bu köye tabi Sitaruz mezrası ve yine aynı kazanın Kafirni nahiyesine bağlı Kevahlık ve Kıruk köyleri mâlikåne hisselerinin tamamen Pir Havend Zâviyesi Vakfına ait olduğu yazılıdır (BOA. TD 19: 495, 496, 523, 507). Bu kayıttan, zâviye vakfına 1455'deki akarlarından farklı olarak, 1485'te Kafirni nahiyesine bağlı Kevahlık köyü malikâne hissesinin de ilave edildiği görülmektedir. Kevahlık köyü malikâne hissesi, 1455 yılı Mufassal Defteri'nde Ali Dede Zâviyesi Vakfı adına kaydedilmiştir (BOA. TD 2: 637). 1455-1485 döneminde Kevahlık köyü malikâne gelirinin Pir Havend Zâviyesi Vakfı'na aktarılması, iki vakıf arasında yakın bir bağ olduğunu göstermektedir. 


Yine 1485 tarihli 19 numaralı Mufassal Tapu Tahrir Defteri'nde, Şeyh köyü kaydı altında "Mâlikâne vakf-ı zâviye-i Pir Havend Ruhullah... el-aziz be-ciheti der tasarruf-ı Seyyid Hasan an evlåd-ı el-merhûm el-mezkûr" cümlesi yazılıdır. Bu cümle bize, söz konusu tarihte merhum Pir Havend'in zâviyesinde oğlu Hasan'ın şeyh (zâviyedar) olduğunu göstermektedir. Aynı defterde, Kevahlık ve Kıruk köyleri kayıtları altında ise "Mâlikåne vakf-ı záviye-i Pir Havend eş-şehir be-Çöreğibüyük der Komanat" açıklaması yer almaktadır (BOA. TD 19: 523, 507). Bu açıklamadan Pir Havend'in Çöreğibüyük olarak da tanındığı anlaşılmaktadır.

Sultan I. Ahmet zamanında Şeyh Recep Sivasî tarafından kaleme alınan Necmü'l-Hüda isimli eserde yer alan bir rivayete göre, büyük mutasavvıf Abdülkadir Ceylanî'nin şeyhi, Şeyh Ebu'l-Vefa el-Bağdadi, Anadolu'ya üç halife göndermiş ve bunlara "[b]indiğiniz hayvan nerede tevâkkuf eder, durursa, makamınız ve irşåd yeriniz orasıdır, orada kalınız" diye vasiyet etmiştir. Halifeler şeyhlerinin vasiyetlerini yerine getirmişlerdir. Bunlardan birisi, Şeyh Mehmed Perhevendî olup kabri Tokat civarında meşhur Çöreğibüyük Záviyesi'nin yakınındaki bir köydedir³. Bu rivayet dikkate alındığında Şeyh Mehmed Perhevendî'nin, Anadolu'daki bazı sosyal-dinî hareketlerde önemli rol oynayan Vefâiyye tarikatının kurucusu Şeyh Ebu'l-Vefa el-Bağdadî'nin (ö. 501/1107) (Ocak, 1994-10: 347-8) halifelerinden birisi ve Çöreğibüyük Záviyesi'nin banisi olduğu kabul edilebilir. Bu takdirde zâviye, 12. yüzyılın ikinci yarısı veya 13. yüzyılın başlarında inşa edilmiş olabilir. Canan Parla ve Yelda Olcay Uçkan ise herhangi bir delil göstermeden Türkiye'nin Kültürel Mirası-I isimli kitapta zâviyeyi 13-14. yüzyıla tarihlemektedir (Parla-Uçkan, 2002, 190). 


1657 yılında Tokat'a uğrayan Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Tokat'taki zaviyeler hakkında bazı bilgiler vermiştir. Bu bilgilere göre, Tokat şehri ve çevresinde toplam 16 zaviye mevcut olup bunların yedisi Bektaşî tekkesidir. Bu Bektaşî zâviyelerinin isimleri şöyledir: Açıkbaş, Çöreğibüyük, Hıdırlık, Gıjgıj Dede Sultan, Sümbüllü Baba, Taşoluk ve Kösek Baba (Seyahatname, 2001-V: 33-34). Bu tekkeler içinde yer alan Çöreğibüyük Tekkesi, yukarıda açıklandığı üzere, Şeyh Pir Havend Záviyesi'ni ifade etmektedir. 


Bektaşilik tarikatı Hacı Bektaş Veli'nin ismine izafe edilmiştir. Tarihi kayıtlara göre, Hacı Bektaş Veli Anadolu'ya gelmeden önce "Horasan Erenleri" diye bilinen Kalenderiye tarikatına bağlı kalmıştır. Cengiz istilası sebebiyle XIII. yüzyılda Anadolu'ya vuku bulan derviş göçleri sırasında Yesevi veya Haydarî dervişlerinden biri olarak, diğer Türkmen şeyhleri gibi, kendisine bağlı bir aşiretle Anadolu'ya gelmiştir (Ocak, 1996-14: 455). Anadolu'da Tâcü'l-årifin Seyyid Ebü'l-Vefå el-Bağdâdî'nin (ö. 501/1107) kurduğu Vefâiyye tarikatının Anadolu'daki şeyhi olan Baba İlyas-1 Horasanî'ye intisap ederek onun halifelerinden biri olmuştur (Ocak, 1996-14: 457). Hacı Bektaş, mürşidi Baba İlyas-ı Horasanî'nin 1239'da başlattığı isyanda öldürülmesinden sonra o zamanki adı Sulucakarahöyük olan Hacıbektaş'a gelerek burada kendi adına bir zâviye kurmuştur (Tanman, 1996-14: 459). Hacı

Kaynakça

• BOA. TD 2: 180, 637, 639; BOA. TD 19: 495, 496, 523, 507; BOA. TD 79: 54, 55, 86, 66; BOA. TD 387: 439, 440, 442; BOA. TD 287: 81, 162, 168.

• İbnü’l-Emin Evkaf Tasnifi BOA. İE. Evkaf 6819

• BOA. Cevdet Evkaf 511/25810 ve 134/6651; BOA. Cevdet Evkaf 436/22067.

• BOA. Vakfiyeler Tasnifi 23/11

• BOA. SAD 13: 5/2; BOA. SAD 23: 25/2; BOA. SAD 27: 116/3; BOA. SAD 29: 214/4.

• TKGM. TD 14: 161b, 162b, 213b, 216b; TKGM. TD 10: 59b.

• Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi (VGMA) Hurufat Defteri 569: 170

• Tokat Şer‘iye Sicili 53: 2-3/3, 63/2, 86/1, 140/2, 164/1.

30 Mayıs 2024 Perşembe

DEDELER YAĞMADANMI GELDİNİZ?

DEDELER SİZ YAĞMADANMI GELDİNİZ
Sünnilkte tarikat ve cemaatler cennet vadi ile halkı sömürürken ,
Alevilikde de görevini çıkar için kullanan dedeler var,
Kul Himmet'in dedelik makamını kötüye kullanan dedeler için söylediği sözler.
Eyy çıkarcı sahte dedeler, Pir Sultan Abdal pirimizin size selamı var
Size soruyor;
Dedeler siz yağmadan mı geldiniz?
Dede kılığına girmiş bazı çıkarcılara laf söylediğimizde bize dedelere hakaret ediyorsunuz diye höykürüp, bizleri hedef gösteren çıkarcı sahte dedelere, Pir Sultan Abdal pirimiz yüzlerce yıl öncesinden bakın nasıl seslenmiş
Her dönemde aleviliği kullanıp bu yolun taliplerini sömürenler varmış, bu güne kadar bu inancı sömüren, dede kılığına girmiş molla imamlara gelsin
Gerçek pirlerimize Aşk ile
Bölük bölük olup giden dedeler
Dedeler siz yağmadan mı geldiniz
Bölük bölük olup gelen dedeler
Dedeler, siz yağmadan mı geldiniz?
Dedelik edersin gezdiğin yerde
Muzurluk edersin azdığın yerde
Yarmayı bulguru sezdiğin yerde
Dedeler, siz yağmadan mı geldiniz?
Şeriattan tarikata erdiniz
Hakikatın evin nerde gördünüz
Bir düğeyi yardı, yedi dördünüz
Dedeler, siz yağmadan mı geldiniz?
Haramilik dedelikten iyi mi?
Biz varamadan tuttuğunuz toyu mu?
Yardığınız anbar mıdır kuyu mu?
Dedeler, siz yağmadan mı geldiniz?
Halifelik nişanı var börkünde
Çok keramet vardır san kürkünde
Arpa mıdır, buğday mıdır terkinde
Dedeler, siz yağmadan mı geldiniz?
Pir Sultan’ ın bu sözüne küstünüz
Hasım olsun hırka ile postunuz
Talipleri damızlıktan kestiniz
Dedeler, siz yağmadan mı geldiniz?
(Bu şiir Kul Himmet üstadımıza da mal edilmektedir, çağdaş olan pirlerimizin hangisinin söylediğinden daha önemli olan, ne söyledikleridir.)
( Bu şiiri, muhabbetimiz de bana hatırlatan piro Mehmet Koçak’ a (Ozan Gerçeki) Aşk ile


 

26 Mart 2023 Pazar

KILICDAROĞLUNUN SOYU KILIÇDAROĞLU KİM

KEMAL KILICDAROGLU NUN SOYU KILIÇDAROĞLU KİM

Kemal Kılıçdaroğlu: “Bahçeli test istemiş, kabul. Ama bir şartım var; beraber yaptıralım, kimin ne olduğu çıksın ortaya. Ben kim olduğumu çok iyi biliyorum, herkes gibi benim de kimliğim şerefimdir! Ve bu kadar merak ediyorsa, kendisine birkaç ipucum da var...”

 

FEVZI IŞ BASARAN

Sayın @kilicdarogluk ‘nun dedesi Seyyid Mahmûd-ı Hayrânî, Selçuklu devlet adamlarından Mesud Paşa'nın oğludur

Istanbul müftulugu kayitları Kuyud-i kadimede Seyyit mahmut hayrininin torunu

 

Sayın Kılıçdaroğlu’nun soyu,Büyük Selçuklu İmparatorluğu’na dayanıyor,yani Osmanlı’dan da eski

Eski Turk tarih kurumu baskani Yusuf Halacogluda yazdigi kitabinda ayni bilgilerden bahsediyor,ayrica kureysen ocagindan oldugunu Osmanli da  baba alyas isyanlari sonucu Konya Aksehirden Doguya sürgün  edilen oguz boylarındandır  diyor.

 

Böyle bir aile geçmişi olan birini daha duymadım

 

"KILIÇDAROĞLU PEYGAMBER SOYUNDAN GELİYOR"

CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, partisinin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun şeceresini açıkladı.

 

CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, partinin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun ilk kez şeceresini açıkladığını belirterek, "Peygamber soyundan gelen, Kureyşan aşiretinden gelen, dini bütün, İslamiyet'i çok iyi benimsemiş, Seyit soyundan geliyor. Seyit sülalesinden geldiği için de genel başkanımız, dini bütündür, ibadetini evinde, Allah'a karşı yapar" dedi.

Öğüt, CHP milletvekilleri Muharrem Işık, Hasan Akgöl, CHP Parti Meclis Üyesi Ümran Köksüz ve CHP Erzurum İl Başkanı Tacettin Kızıloğlu ile parti binasında basın toplantısı düzenledi.

Son dönemlerde Kılıçdaroğlu üzerinden partiyi yıpratmaya yönelik, Dersim olaylarıyla ilgili, "Dersimli Kemal" şeklinde yorumlar yapıp, partinin ve genel başkanın yıpratılmaya çalışıldığını anlatan Öğüt, şunları kaydetti:

"Erzurum'dan, Kemal Kılıçdaroğlu'nun şeceresini açıklıyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU, KUREYŞAN AŞİRETİNİN OCAĞININ İNSANIDIR. Kureyşan aşireti de Hz. Peygamber Efendimizin aşiretidir.

O zaman Emeviler ve Abbasiler dönemindeki savaşlardan, Peygamber Efendimizin soyu kırılmasın diye gençler Horasan'a geldi.

 Horasan, Türkmenistan, Afganistan, İran Horasan'ıdır.

O Horasan'dan daha sonra genel başkanımızın sülalesi, Konya'nın Akşehir ilçesine geldi.

 Akşehir ilçesinde şu anda Seyit Mahmut Hayrani dedesidir.

 Hayrani'nin Akşehir'de türbesi vardır, Mevlana'nın talebesidir.

 Hz. Mevlana'nın yanında yetişmiştir ve Seyit sülalesinden geldiği için o sülale genişlemiştir."

Bu sülaleden gelenlerden Hızır Bey'in de İstanbul'un ilk kadısı olduğunu vurgulayan Öğüt, "Daha sonra Hızır Bey, Fatih Sultan Mehmet'in sadrazamlığını yapmıştır.

 Genel başkanın şeceresi bu.

Nedir genel başkanın şeceresi? Peygamber soyundan gelen, Kureyşan aşiretinden gelen, dini bütün, İslamiyet'i çok iyi benimsemiş, Seyit soyundan geliyor.

 Genel başkanımızın bu yanını kimse bilmiyor. Seyit sülalesinden geldiği için de genel başkanımız, dini bütündür, ibadetini evinde, Allah'a karşı yapar" diye konuştu.

"Böyle köklü, soylu bir aileden gelen genel başkanıma laf atanları kınıyorum"

Kılıçdaroğlu'nun daha önce umreye gittiğini belirten Öğüt, şöyle devam etti:

"Umresini yapmıştır, ibadetini yapmıştır. Benim de hacca gitmem için beni teşvik edenlerden birisidir. Bu nedenle genel başkanımıza farklı farklı yorum yapanlar var ama Peygamber Efendimizin soyundan gelen, yani Ehli Beyt soyundan gelen insanın artık muteber bir insan olduğunu herkesin bilmesini istiyorum. Bunu sayın genel başkanımız mütevazilik gösteriyor, söylemiyor ama ben söylüyorum. Böyle köklü, soylu bir aileden gelen genel başkanıma laf atanları kınıyorum ve bunu kabul etmiyorum. Bunu Türk halkının bilmesini istiyorum. Bundan sonra genel başkanımıza daha çok saygı duyulmasını, genel başkanımıza daha çok itimat edilmesini ve güvenilmesini istiyorum."

Bir gazetecinin, "Seçim döneminde gerilim bekleniyor mu" sorusu üzerine Milletvekili Işık da gerilimden uzak durarak, gerilimin tarafı olmayacaklarını belirterek, seçim döneminde iktidardan gerilimi her zaman beklediklerini, çıkabileceğini söyledi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/146641/_Kilicdaroglu_Peygamber_soyundan_geliyor_.html#

 

Kılıçdaroğlu hakkında bilinmeyen tek gerçek


Kemal Kılıçdaroğlu, tarihsel olaylara meraklı bir politikacı.

Sürekli okuyup, araştırmalar yapıyor. Kitaplarda okuduğu ilginç bilgileri, bulduğu belgeleri, fotoğrafları benimle paylaşmasından hep keyif aldım. Bir gün sohbet ederken söz Dersim’den, Zazalar’dan açıldı. “Size bir zarf göndereceğim; içindeki bilgiler ilginizi çekebilir” dedi. Bir gün sonra zarfı aldım. Okudum. Ne mi yazıyordu?
 
Kemal Kılıçdaroğlu’nun gönderdiği zarftan 15 sayfa çıktı.
Bunlar TRT Avrasya televizyonunda yayınlanan bir programın kağıda dökülmüş (tape edilmiş) haliydi.
Programın sunucusu Prof. Dr. Alemdar Yalçın’dı.
Kamuoyu Prof. Yalçın’ı; Rahşan Ecevit’in onu DSP genel başkanlığına aday çıkarmasıyla tanıdı. Oysa kendisi; yıllardır Osmanlı tahrir ve mühümme defterleri üzerine çalışmış; yurt dışı üniversitelerde bulunmuş; Türk Kültürü ve Hacı Bektaşi Veli Merkezi Müdürlüğü’ne başkanlık etmiş; üniversitelerde dekanlık, rektörlük yapmış bir akademisyendi.
Halen Türkiye Bilimsel ve Kültürel Araştırmalar Merkezi Başkanı’ydı.
TRT Avrasya televizyonunda Türk kültürü üzerine konuklarıyla sohbet ediyordu.
Bana gönderilen program çözümüne göre konu; Kureyşan (Kureyş) Ocağı idi.
Yani Kemal Kılıçdaroğlu’nun soyunun geldiği Kureyşan Ocağı.
Kılıçdaroğlu ailesi Tunceli Nazımiye, Ballıca Köyü’ndendi.
TV programında; Tunceli’deki Kureyşan Ocağı’nın son temsilcilerinden Dede Zabit Güler; Kureyşan Ocağı’nın Gaziantep ve Adıyaman koluna bağlı Zülfikar Dedeoğlu ve Kureyşan Ocağı’nın Gaziler kolunun temsilcisi Zeynel Ertekin vardı.
Bakalım ne demişlerdi…
 
Kökeni neresi?
 
Prof. Alemdar Yalçın TV programını şu sözleriyle açıyor:
“Kureyşan Ocağı’yla Anadolu’da bir geziye çıkalım. Ama öncelikle sizden istediğim bir şey var; lütfen geçmişin bir takım tanımlamalarıyla günümüzü yorumlamayalım. Çağımızın getirdiği bilimsel verilere dayanarak, önyargılardan arınmış olarak dikkatli dinleyelim.”
 
İlk sözü Tuncelili Kureyşan Ocağı’ndan Dede Zabit Güler alıyor:
“Kureyşan Ocağı demek Horasan demektir. Kureyşan, Horasanlı demektir. Horasan’ın Seydi şehrinden çıkıp Erzurum üzerinden -eski ismi Kızıl Kilise- yeni ismi Nazimiye’nin Zeyrek Köyü’ne yerleşmişlerdir. Selçuklu Hükümdarı I’inci Alaeddin Keykubad döneminde geliyorlar. Keykubad Paşaköy’de oturuyor ve Horasan’dan gelenleri huzuruna çağırıyor.”
 
Prof. Yalçın devreye girip masa üstündeki bir belgeyi göstererek şöyle konuşuyor:
“Alaeddin Keykubad ve daha sonra bazı Osmanlı Padişahları Kureyşan Ocağı’na Diyarbakır, Erzincan, Adıyaman, Elazığ, Gaziantep, Tunceli yöresinde besicilik yapması için izin belgesi veriyor. Ceylan derisi üzerine yazılmış bu belge işte elimizde mevcuttur.”
Elindeki 6 metre uzunluğundaki soyağacını gösteren Prof. Yalçın, bu belgenin renkli fotokopisinin Kemal Kılıçdaroğlu’nda da bulunduğunu söylüyor.
Bu belgeye göre, merkezi Tunceli olan Kureyşan Ocağı’na bağlı 12 kol vardı.
1) Delsinler-Delihasanlar kabilesinden Horembey adıyla anılan oymağın başı Cafer;
2) Alan kabilesinden Burkent oymağı ve başları Teymur;
3) İlyas kabilesinden Han adıyla tanınan oymağın başı Hüseyin;
4) Milli kabilesinden Bozkır oymağının başı Muhammed;
5) İzol kabilesinden Üç Ayak oymağı ve başları Abdullah;
6) Haydaran kabilesinden Bedirhan oymağı ve başları Ali;
7) Karsan kabilesinden Hançer oymağının başı Mustafa;
8) Lal kabilesinden Baykara oymağından İbrahim;
9) Çakır Tahir kabilesinin başı Mahmut;
10)Dedo kabilesinden Börek Uzun oymağı ve başları Muhammed;
11)Zurvet kabilesinden Duvar Dana oymağından Yusuf;
12)Medin kabilesinden Dik Kınalı oymağın başı Abbas.
 
Kemal Kılıçdaroğlu’nun ailesi, Kureyşan Ocağı’nın Haydaran Aşireti’ne mensuptu.
 
“Konya-Tunceli etle tırnak gibiydi”
 
Programda söz alan Kureyşan Ocağı Gaziantep, Adıyaman koluna mensup Zülfikar Dedeoğlu şu bilgileri veriyor:
“Benim edindiğim bilgilere göre de ilk Nazımiye Zeyrek Köyü’ne yerleşiliyor. Bazı olaylar nedeniyle bazı kollar buradan göç ediyor; Gaziantep’in Şaraküstü (Şehre Küstü) mahallesine yerleşiyorlar. Daha sonra besicilik yaptıklarından Yavuzeli kazasının Kayabaşı Köyü’ne göçüyorlar. Burada halen Kureyşan türbesi var. Bülbül Köyü’nde de türbemiz vardır.”
Zülfikar Dedeoğlu, Adıyaman Terman, Kuşakkaya, Kındıralı yerleşkelerine nasıl göç edildiğini; bugün hala Adıyaman ve Malatya’daki Kureyşan Ocağı’na bağlı aşiretlerden bahsettikten sonra Prof. Alemdar Yalçın, Kureyşan Ocağı’nın Konya ve Akşehir’deki bulunuş hikayesini bir tespitte bulunarak şöyle anlatıyor:
“Tunceli ile Konya ilişkisini sözlü gelenekte duyduğumuzda inanamamıştık. İşte bu bizim tarihimizi nasıl ihmal ettiğimizin en önemli göstergesidir. Size bir doktora tezinden bahsedeceğim; ‘Ortaçağ Anadolu’sunda Göçebeler ve Osmanlılar’ Rudi Paul Lindner isimli araştırmacı 1500 tarihli Osmanlı tahrir defterlerine girerek Kureyşan Ocağı’nın Konya’daki izlerini ortaya çıkardı. Konya ve Tunceli o zamanlar etle tırnak gibiydi; ayrılmaz iki parçaydı. Kureyşan Ocağı’nın bilginler kolu Konya’da yaşıyordu.”
Ve konu Kureyşan Ocağı’nın bilginler koluna geliyor.
Burada bir isimden bahsediyorlar: Seyyid Mahmud Hayrani…
 
Seyyid Mahmud Hayrani
 
Kureyşan Ocağı’nın en önemli temsilcilerinden Seyyid Mahmud Hayrani, bir süre Hz. Mevlana’nın yanında kalmış, onun hizmetinde bulunmuş ve ondan feyz almıştı. Mahmud Hayrani, daha sonra Akşehir’e giderek inzivaya çekilmek istemişse de kapıldığı ilahi aşkın tesiriyle cezbeye tutularak dağlara düşüp, bir süre dolaştıktan sonra Akşehir’e dönmüştü.
Hayrani’yi çok seven Hz. Mevlana, vefatına kadar onu hiç unutmamış, gelip gidenlere hep onu sormuştu.
Pek çok kerametinden bahsedilen Hayrani, 1268 tarihinde vefat etmiş; Sultan Dağı’nın eteklerinde, adını taşıyan, Sultan Mahallesi’ndeki türbesine defnedilmişti.
Bakınız laf lafı açıyor; yazmalıyım; bu türbede mevcut, Türk tahta işlemecilik ve oymacılık sanatının şaheseri olarak kabul edilen üç sanduka, Konya’da oturan Alman Konsolosu’nun planıyla çalındı ve bunlar yurt dışına çıkarılırken ikisi yakalanarak İstanbul’da Türk ve İslam Eserleri Müzesine’ne kondu. Çalınan diğer sanduka ise halen Kopenhag İslam Eserleri Müzesi’nde sergileniyor!
Bir not daha eklemeliyim: Seyyid Mahmud Hayrani’nin türbesi 1960’da restore edilmeye başlanmış sonra nedense yarım bırakılmıştır!
Evet, konumuzu dağıtmayalım.
TV programında, Kureyşan Ocağı önemli temsilcisi Seyyid Mahmut Hayrani’ye geniş yer ayrıldı. Çünkü hayat hikayesine girildikçe altından, Fatih’in Sadrazamı Sinan Paşa ya da Nasrettin Hoca gibi tarihimizdeki önemli isimler veya İstanbul Kadıköy adının nereden geldiği gibi konular çıktı.
Kureyşan Ocağı mensubu Kemal Kılıçdaroğlu’nun akrabaları arasında bakalım daha kimler vardı?..
 
Kemal Kılıçdaroğlu’yla Nasrettin Hoca akraba mı
 
Asıl adı, “Ahi Evren” idi.
Kendisine tutkuyla bağlı Anadolu Türkmenleri tarafından “Hace Nasreddin” ismiyle bilindi.
Moğollar’a karşı mücadele verirken, 1261 yılında şehit oldu. Bu saldırıdan kurtulan talebeleri, bugün bilinen esprili hikayelerini yaydılar ve düşüncelerini Hace Nasreddin ismiyle yaşattılar.
Nasrettin Hoca, Seyyid Mahmud Hayrani’yle aynı dönemde yaşadı.
Bu mini bilgilerden sonra dönelim TRT Avrasya’daki programda sözün nasıl Nasrettin Hoca’ya geldiği konusuna:
İstanbul’un ilk kadısı olan Hızır Bey (1407–1459), Kureyşan Ocağı’ndan Seyyid Mahmud Hayrani’nin torunlarındandı. O da Sivrihisarlı’ydı.
İstanbul’un Kadıköy ilçesi ismini, kadılık yapan Hızır Bey’e bu yörenin Fatih tarafından arpalık olarak tahsis edilmesinden almıştı.
Hızır Bey kadılık yaparken vefat etti.
Hızır Bey’in üç oğlundan biri, Fatih Sultan Mehmed’in sadrazamlarından Sinan Paşa (1441-1486) idi.
Seceresi şöyleydi: Hoca Sinanüttin Yusufbin Hızırbin kadı Celaleddin bin Seyit Mahmut Hayrani.
Sinan Paşa da Sivrihisarlı doğumluydu.
Genç yaşta devlet kadrosunun en üst makamlarına çıktı; Fatih Sultan Mehmed’in Sadrazamı oldu.
Ancak hala bilinmeyen nedenle arası açıldı; idama mahkum edildi; araya alimler girdi; İstanbul dışına çıkması şartıyla affedildi. Sinan Paşa da doğduğu Sivrihisar’a gitti.
Parantez açıp yazmalıyım: Sinan Paşa’nın “Tezkiretü’l Evliya” adlı eserinin üzerine kim doktora tezi yaptı biliyor musunuz; Celal Bayar’ın Türkolog torunu Emine Gürsoy Naskali.
Konuyu fazla dağıtmadan TRT Avrasya’daki programda Prof. Alemdar Yalçın’ın söylediklerine bakalım:
“İki değerli araştırmacımız Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu ve Prof. Dr. Mertol Tulum çalışmalar yapmışlar ve Seyyid Mahmud Hayrani’yle Nasrettin Hoca’nın bağlantılı olabileceğini söylüyorlar. Ama kesin bir kanıt yok. Seyyid Mahmud Hayrani’nin Sivrihisar’dan yola çıkarak (yine bir Horasanlı olan) Hacı Bektaşi Veli’ye gidişi; Sinan Paşa’nın Sivrihisar’a gelişi; Hızır Bey’in Sivrihisar’la bağlantısı, tüm bunları bilim adamlarımızın araştırması gerekiyor.”
Nasreddin Hoca’nın Türkmenliği konusunda hiçbir araştırmacının kafasında tek soru işareti yok.
Tuncelili olduğu için Kemal Kılıçdaroğlu’nun kimliği konusunda çoğu kişi nedense önyargılı davranıyor. Dersimlilerin Horasanlı olduğunu; Zazaca’nın Kürtçe olmadığını bu sayfada daha önce yazdım. (“Zazaca Kürtçe Değildir” 20.12.2009 Hürriyet)
Bakınız, kimsenin etnik kimliğiyle bir sorunum yok; kişi kendini hangi kimlikte görüyorsa öyledir.
Benim karşı çıktığım önyargılardır.

KILIÇDAROĞLU SEYYİD Mİ
 
Doğu ve Güneydoğu’da neredeyse her ailenin kendisini, Hz. Muhammed’in akrabası sayıp “Seyyid” dediğini yazıp bunun gerçek olamayacağını yazmıştım. (“Çakma Seyyidler” 23.11.2008 Hürriyet)
Bu nedenle Kuşeyran Ocağı’nın “Seyyid” olup olmadığı konusunda temkinli davrandım. Acaba Horasan Seydi’den geldikleri için mi “Seyyid” adını aldıklarını düşündüm.
Bu notumdan sonra dönelim TRT Avrasya’daki programa…
Prof. Dr. Alemdar Yalçın program sonunda seyircilerin sorularına yanıt veriyor.
İzleyiciler; Hz. Muhammed’in mensubu olduğu Kureyş kabilesiyle, Horasan’dan gelen Kureyşan (Kureyş) arasında akrabalık olup olmadığını merak ediyorlar.


Prof. Yalçın bu soruyu şöyle yanıtlıyor:
“(12 İmamlar’dan) İmam Musa Kazım’ın 24 çocuğu vardı. Bu 24 çocuğundan bir kısmı kız alıp kız verme durumu dolasıyla Horasan’daki kabilelerle akraba oldu. Yani bağlantı İmam Musa Kazım’a kadar gidiyor. Ancak bizim ele aldığımız Kureyşan (Kureyş) ile Hz. Muhammed’in mensubu olduğu Kureyş aynı değil. İlgilerinin olduğunu sanmıyoruz. Ya da şimdilik bilmiyoruz diyelim.”
 
Kılıçdaroğlu’nun Seyyid olup olmadığını bilmiyoruz.
Fakat bildiklerimiz de var:
12 İmamlar ile akraba olduğu düşünülen Kureyşan (Kureyş) Ocağı’nın nasıl Müslüman olduğu belli miydi?
Evet, Zerdüşt/Yezidi olan Horasan’daki Deylaman (Dersim) halkı 873'te Müslüman oldu.
917'de ise Caferi Sadık mezhebini / Aleviliği kabul ettiler.


13’üncü yüzyılda Moğol istilasından kaçıp Anadolu’ya geldiler.
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, “Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1650)” adlı çalışmasının 4’üncü cildinde Kureyş Ocağı’nın Oğuzlar’ın Bozok kolunun Beğdili boyundan gelen Türkler olduğunu yazıyor.
Beğdili Türkmenler’i Anadolu’da geniş bir alana yayılmışlardı: Adana, Afyon, Aksaray, Akşehir, Ankara, Antakya, Aydın, Antep, Birecik, Yozgat, Çorum, Diyarbakır, İçel, karaman, Kayseri, Kırşehir, Kilis, Konya, Kütahya, Malatya, Maraş, Mardin, Muğla, Niğde, Samsun, Sivas, Tarsus, Urfa.
Anadolu’daki Oğuz Boyları içinde Beğdili büyüklük olarak; Avşar, Yıva, Kayı, Bayad’tan sonra beşinci sırada gelmekteydi.
Benzer çalışmayı Başbakanlık Arşivi Belgeleri’nde yapan Cevdet Türkay da, “Oymak, Aşiret ve Cemaatler” adlı çalışmasında, Kureyş Ocağı’nın Akşehir Sancağı’na bağlı olduğunu belirtiyor. Türkay da Kureyş Ocağı’nın Türkmen olduğunu yazıyor.
Uzatmayalım:
Kim kendini hangi kimlikte görüyorsa odur.
Öncelik, insan olmaktır!
Kemal Kılıçdaroğlu etnik kimliğiyle değil Türkiye’ye vereceği hizmetle değerlendirilmelidir.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14809205.asp 

"HAZRETİ ALİ SOYUNDAN GELİYOR"

Eski ak pli vekil FEVZİ İŞBAŞARAN Kemal Kılıçdaroğlu'nun Hazreti Ali'nin çocukları Hazreti Hüseyin ve Hazreti Hasan'ın soyundan geldiğini söyleyen İşbaşaran, "Özal’ın vefatından sonra öğrendim ki Kemal Kılıçdaroğlu, Hz.Ali’nin çocukları Hz.Hüseyin ve Hasan’nın soyundan geliyormuş.

Türkiye’de peygamber soyundan gelen iki aile varmış meğer. Peygamber soyundan gelen iki aileden biri Kılıçdaroğlu ailesi diğeri benim çok saygı duyduğum eski Urfa milletvekili Cenap Gülpınar ailesi (AK Parti Urfa Milletvekili) Benim şeyh/tarikatlar gibi bir inancım yok ama bu aileler var" dedi.

https://odatv4.com/kilit-isim-yazdi-31012119_m.html

 

 

 

 

23 Mayıs 2022 Pazartesi

2.ABDULHAMİT DÖNEMİNDE KAYBEDİLEN OSMANLI TOPRAKLARI


 2.ABDULHAMİT DÖNEMİNDE KAYBEDİLEN OSMANLI TOPRAKLARI

2. ABDULHAMİD DÖNEMİNDE HİÇ TOPRAK KAYBEDİLMEDİĞİ İDDİASI

Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit’in 33 yıl Osmanlı Devleti’ni savaşa sokmayıp, hiç toprak kaybı yaşatmadığı iddiası doğruyu yansıtmıyor. Osmanlı İmparatorluğu, 2. Abdulhamit’in 33 yıllık idaresi süresince Tunus, Girit, Mısır, Kıbrıs, Sırbistan, Karadağ, Romanya, Bulgaristan, Bosna Hersek, Niş, Teselya, Kars, Batum, Ardahan’ı kaybetmiştir.

33 yıllık 2. Abdülhamid devrinde hiç toprak kaybı yaşanmadığını iddia eden bir kitle var. Ancak, bu kitle 2. Abdülhamid’in Osmanlıyı savaşa sokmayıp, hiç toprak kaybı yaşatmadığına inansa da, tarihi gerçekler aksi yönü işaret ediyor.

2. Abdulhamit’in hüküm sürdüğü 1876-1909 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun kaybettiği topraklardan bazıları şu şekilde: Tunus, Girit, Mısır, Kıbrıs, Sırbistan, Karadağ, Romanya, Bulgaristan, Bosna Hersek, Niş, Teselya, Kars, Batum, Ardahan.

 İlaveten, 2. Abdulhamid’in saltanatı döneminde yaşanan siyasi olaylara dair ya da Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak kayıplar hakkındaki Vikipedi başlıklarını bile sıralamak bu iddianın yersizliğini sergilemek için yeterli olur.

Siyasi olaylar

Tahta çıkışı ve Birinci Meşrutiyet

Balkanlarda karışıklıklar ve uluslararası ortam

Sırbistan ve Karadağ ile savaş (1876-1878) ve Tersane Konferansı

1877-78 Türk-Rus Savaşı (93 Harbi)

Bosna Hersek ve Yenipazar’ın Avusturya tarafından işgali (1878)

Kıbrıs’ın Birleşik Krallık tarafından işgali (1878)

Birleşik Krallık Kıbrıs Yüksek Komiserliği Bayrağı

1878’de Kıbrıs’a İngiliz bayrağının çekilmesi

Tunus’un Fransa tarafından işgali (1881)

Borçların ödenemez hale gelmesi ve Borçlar İdaresi’nin (Düyun-u Umumiye) kurulması (1881)

Yunanistan’ın Teselya’yı ilhakı (1881)

Mısır’ın Birleşik Krallık tarafından işgali (1882)

Somali’nin Birleşik Krallık tarafından işgali (1884)

Habeş Eyaletinin İtalya tarafından işgali (1885)

Şarki Rumeli’nin Bulgaristan tarafından ilhakı (1885)

Makedonya’da tedhiş hareketleri

Ermeni isyanları (1891-1895)

Yunanistan ile savaş (1897)

Girit’e özerklik verilmesi (1898)

Kuveyt’in özerklik kazanması (1899)

Yemen İsyanı (1905)

İkinci Meşrutiyet (1908)

Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi (1908)

Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhak etmesi (1908)

Girit’in Yunanistan’a katılma kararı (1908)

Tedbirler

İkinci Meşrutiyet

31 Mart Ayaklanması ve Tahttan İndirilişi

 

Brittanica‘da 2. Abdulhamid’in 1878 yılından 1908 yılına değin İmparatorluğun topraklarını Rumeli’nin doğusu, Girit, Mısır ve Tunus dışında korumayı başardığı şöyle aktarılmıştı:

“Abdülhamid, 1878’den sonra imparatorluğu korumakta makul bir başarı elde etti. Doğu Rumeli hariç, 1908’e kadar başka toprak kaybetmedi (1881’de Fransa tarafından işgal edilen Tunus’ta ve 1882’de İngiltere tarafından işgal edilen Mısır’da Osmanlı otoritesi zaten önemsizdi). Girit’te Yunanistan 1897’de Giritlileri desteklemek için müdahale ettiğinde Osmanlılar isyanları bastırdı ve Yunanistan’ı mağlup etti. Ancak Avrupalı ​​güçler, Abdülhamid’i Girit’e özerklik vermeye zorladı. Avrupa’nın Makedonya’da önemli reformları uygulamaya zorlama çabalarını engellemede daha başarılı oldu. Arabistan’da Osmanlılar , 1870’lerin başında başlamış olan güçlerini genişletmeye devam ettiler.”

 

Ayastefanos ya da Berlin Antlaşmalarını okumak da bu iddianın gerçek dışılığının anlaşılması adına kâfi gelebilir…

 

https://www.malumatfurus.org/2-abdulhamid-doneminde-hic-toprak-kaybedilmedigi-iddiasi/   

 

13 Mayıs 2022 Cuma

TÜRKİYEDEKİ SADAT KAMPLARI VE SADAT LİDERİ ADNAN TANRIVERDİ TSK YI NASIL YAPILANDIRDIĞINI ANALATIYOR


 TÜRKİYEDEKİ SADAT KAMPLARI   VE 

SADAT LİDERİ ADNAN TANRIVERDİ TSK YI NASIL YAPILANDIRDIĞINI ANALATIYOR

Harp okullarının mülakatları ve suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddialarıyla yeniden gündeme gelen Sadat Başkanı Adnan Tanrıverdi’nin yeni bir videosu ortaya çıktı. SADAT Başkanı emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, konuşmasında, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, TSK’nın yapısının talepleri doğrultusunda değiştiğini belirtti.
Adnan Tanrıverdi’nin konuşması şöyle:
“Anayasa Komisyonu’na sunduğumuz Anayasa teklifindeki Silahlı Kuvvetler’in yeniden yapılandırılmasıyla ilgili tespitlerimizin aşağı yukarı tamamı 15 Temmuz’dan sonra yürürlüğe girmiştir.
Harp okulları, askeri okullar, sınıf okullarımızın dışındaki askeri okullarımızın tamamının Milli Savunma Bakanlığımıza bağlanmalı dedik, bağlandı.

1 Mayıs 2022 Pazar

MAYIS YEDİSİ SOĞUKLARI


 MAYIS YEDİSİ SOĞUKLARI

Mayısın 1 inde baslar 20 sine kadar bazen serin bazen Çok soğuk olarak devam eder. Özelikle 13 Mayıs ile 20 Mayıs arası 7 günlük zaman dilimi kış soğuklarını aratmaz çiftçiler için en kritik günlerdir.Mayısın yedisi kışın son soğuğudur. Miladi takvimde Mayısın 20'si yazın başlangıcıdır. Bu kabulü “Ver Hıdrellez'i veriyim yazı” sözü de destekler mahiyettedir. Gün döndü yaz, gün döndü kış: Eski takvim hesabına göre gün dönümü Haziranın 12'sinde (25 Haziran) olmaktadır.

HALK TAKVİMİNE GÖRE AYLARIN İSİMLERİ
Ocak = Galandar,zemheri.Don Ayı, Çileler Ayı,
Şubat= Güçük Ayı yilin en kisa ayı
Mart= Mart : Döl Dökümü, Kuzu Ayı, Yazbaşı
Nisan= Abril Ayı abrul:Yağmur Ayı, Yağar Ay (Nisan):
Mayıs= Mayıs:Çiçek Ayı, Tut (dut) Ayı
Haziran= Kiraz Ayı,ot ayi: Yayla Ayı,
Temmuz= Çürük Ayı : Kotan Ayı, Orak Ayı
Ağustos= Ağustos: Biçim Ayı, Çürük Ay hasat ayi
Eylül= İstavrit Ayı, Harman Ayı, Böğrüm Ay
Ekim= koç Ayı ,Şarap Ayı, Değirmen Ayı, Sulta Ay bağ bozumu
Kasım= Üzüm Ayı, Koç Ayı, Koç Katımı
Aralık= Sığır goyan Ayı Nahır-Kovan, Kara-Kış

7 Nisan 2022 Perşembe

ALEVİLER NEDEN TAVŞAN ETİ YEMEZ

 

ALEVİLER  NEDEN TAVŞAN ETİ YEMEZ?

Aleviler tavsan eti yemezler. Bunun bir çok sebebi var. Ancak asıl sebep; tavşanın adet görmesi ve etinin çok kanlı olup sağlıksız olmasıdır. Ayrıca tavşan fizyolojik ve biyolojik yapısıyla da ilginçlikler taşıyan bir hayvandır. Tavşanın kafası kedi kafasına, kulakları eşek kulaklarına, arka ayakları köpek ayaklarına, ön ayakları kedi ayaklarına ve kuyruğu domuz kuyruğuna benzemektedir. Yine tavşan kedi ile çiftleşmektedir. Bunca sağlıklı ve yenilmesinde sakınca olmayan hayvan (koyun, keçi sığır vb.) varken Alevilere “neden tavşan yemiyorsunuz” diye sorular sormak düşündürücü olmanın ötesinde art niyetlilikten başka bir şey değildir.

 

Alevi- Bektaşi toplumunda tavşan algısı şöyle genelleştirilebilir:

 

1. “İslam’da geviş getirmeyen ve çift tırnaklı olmayan bütün hayvanlar murdar sayılır. Tavşan geviş getirmeyip, çok tırnaklı olduğu gibi insan gibi hayız görme özelliğine sahiptir. Bu nedenle Aleviler tavşan eti yemezler” (Aslanoğlu 1999a: 115- 138; Roux 1997: 67).

 

2. “Tavşanın başı kediye, kulakları eşeğe, burnu fareye ve ayakları köpeğe benzemekte olduğundan genellikle toplumumuzca bu hayvanın eti yenilmez. (Noyan, 1972; Zelyut, 2002; Aslanoğlu 1999b). Kur’an’da haram olarak bildirilen hayvanlar hariç isteyen ve midesi alanlar her istediği hayvanın etini yiyebilirler.

 

3. “Tavşan hayız getirmesi nedeniyle kadına benzer. Alevilikte kadının değeri büyüktür. Ayrıca köpek, kedi gibi murdar hayvanlarda olduğu gibi üst dişleri vardır. Oysa eti yenebilen hayvanların üst dişi yoktur, bu nedenle geviş getirirler. Gerek hayız getirmesi ve gerekse geviş getirmemesi nedenleriyle tavşan eti yenmez” (Aslanoğlu 2000: 69-90).


4. Tavşan, Hz. Ali’nin kedisine benzediği için yenmez(Çubukçu, 1978; Yörükan 1998; Roux 1997: 67).

5. Hazreti Hüseyin’i şehit eden Yezid’in sorgu gününde tekrar dirildiğinde tavşan suretine bürüneceği(Kotle 2000: 24-27) ve Yezid’in ruhunun tavşanın vücuduna girmiş olduğu(Roux: 1997: 67) inancından dolayı tavşan yenmez.

6. Bazı kaynaklarda Hz Peygamber’in, hayız gördüğü için tavşan eti yemediği rivayet edilir. Bazılarında kendisine hediye edilen tavşan etini kabul ettiği fakat yerken görülmediği anlatılır.Bu şaibeli durum, hem Alevi-Bektaşiler hem de

Sünniler tarafından delil olarak kullanılmaktadır.

 

7. Şiilerin ve Alevilerin velayetine inandığı ve bu yüzden kendilerine itaat ettiği imamların sekizincisi olan İmam Rıza’nın tavşanın haram olduğunu söylemiştir. “Kediye benzeyen pençesinin olması; eşeğe benzeyen kulaklarının olması vücudunda olan necasette diğer vahşi hayvanlar hükmünde olduğundan dolayıdır”

 

8. Alevilerin tavşan eti yememesi ile ilgili olarak öne sürülen bir diğer gerekçe Hızır inancından kaynaklanmaktadır. Hızır dara düşen, medet dileyen kişilere farklı şekillerde yaklaşır. Tavşan da bu iletişim için kullanılan bedenlerden biri olduğu için
tavşanı öldürmek ve etini yemek doğru kabul edilmez.

https://www.frmtr.com/alevi-kulturu/4708557-aleviler-neden-tavsan-eti-yemez-hangi-hayvanlara-deger-veriyorlar.html