yobaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yobaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2017 Pazartesi

ATATÜRK BAZI İMAMLARI, HOCALARI, HACILARI NEDEN ASTI? BİR HOCADAN DİNLEYİN



ATATÜRK BAZI İMAMLARI, HOCALARI, HACILARI NEDEN ASTI? BİR HOCADAN DİNLEYİN
Başlık gayet açıklayıcı olduğunu düşündüğüm için direk konuya geçeceğim. Atatürk kimseyi imam olduğu için veyahut hacı hoca olduğu için asmamıştır. 
Yobazların ve gericilerin Atatürk’ü karalama kampanyasından ibarettir, o dönemde asılan bir çok şahıs olmuştur bunların kimisi imam kimisi öğretmendir. Aşağıda imam, hacı ve hocaların neden asıldığını listeler halinde anlatacağım.
Milli mücadele döneminde düşman tarafını seçip fetva yayınlayan imamlar asılmıştır. (Keza vatan hainliğinin cezası Osmanlı ve Cumhuriyetin ilk yıllarında idamdır)

Kürt halkına kürdistan kurulmasını aşılayan ve bunun için komite ve dernekler kuran imamlar asıldı Şeyh Said gibi. (bkz: https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eeyh_Said )

Atatürk hocaları astı diyen insanların Fetullah Gülen’i asmak istiyor. Atatürk feto gibi düşüncesi olan imamları astı.
İnkilap ve rejim karşıtı olan, aynı zamanda Jandarma ile savaşmak sevap diyen imamlar asıldı.

İslamı İngiliz Hükümetine emanet eden imamlar asıldı.
Yani hiçbir imam suçsuz yere asılmamıştır. Bazı şahış ve kurumlar ne kadar leke atmaya çalışsa da biz bu bilinen yanlışları düzelteceğiz.  Yani kesilecek baş vardı ki kesildi.
Aşağıda ki video da ismini bilmediğim bir hoca bu konuyu yorumlamış videoyu izlemenizi tavsiye ederim.
Kaynakça;
https://tr.wikipedia.org/wiki/Ankara_Fetvas%C4%B1
https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eeyh_Said

https://www.youtube.com/watch?v=6w44arLEIGw    Atatürk bazı hocaları neden astırdı

http://www.dailymotion.com/video/x4fie9k_kurtulus-savasinda-bazi-hocalar-neden-asildi-yine-bir-hocadan-dinleyin_news  kurtuluş savaşında bazı hocalar neden asıldı yine bir hocadan dinleyin


 

22 Aralık 2013 Pazar

MENEMEN OLAYI 23 ARALIK 1930



 MENEMEN OLAYI
Henüz tarih bile olmayan meşhur Menemen Olayı, (23 Aralık 1930) resmi söyleme göre, “İstanbul/ Erenköy’de Şevki Paşa Köşkü’nde oturan 84 yaşındaki Nakşibendî şeyhi Erbilli Şeyh Esat Efendi ile oğlu Mehmed Ali Efendi tarafından planlanıp,
 Manisa Askerî Hastanesi imamlığından emekli Laz İbrahim Hoca tarafından teşvik ve tahrik edilen
ve Derviş Mehmed’le adamları tarafından icra edilen menfur bir irtica hareketidir.” (Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı; Büyük Osm. Tarihi, 5. cilt)

Şeyh Esat ve tarikatının amacı,

 Cumhuriyet Hükûmeti’ni yıkmak,
 Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırı olarak saltanat ve şeriatı getirmek,
 tekke ve zaviyeleri açmak, şapkayı yasaklayıp yeniden fesin kullanılmasını sağlamaktı.

Menemen olayında önemli etkinliği olan Laz İbrahim Hoca, olaydan önce Şeyh Esat Efendi tarafından Manisa’ya sözde “Baş Halife” olarak atanmıştı. Anılan şahıs, Manisa ve civarındaki ilçe ve köylerde Nakşibendi Tarikatı’nı yaymaya çalışmış; ayrıca, Cumhuriyet ve inkılâplar aleyhine konuşmalar yapmıştı…

Dolayısıyla irticaî hareketlerin oluşmasına ön ayak olmuştu. Laz
İbrahim Hoca tarikatın bir toplantısında da Kubilay’ı şehit eden Giritli Derviş Mehmed’in Mehdîliğini ilân etmişti.

Mehdi mi, derviş mi?
Resmi söylemin “derviş” saydığı Mehmed’in kendini “mehdi” mi, yoksa “peygamber” mi ilan edeceğine bir türlü karar veremeyerek diyor ki:

“Mehdi Derviş Mehmed, ayrıca, “kendisinin peygamber olarak geldiğini,
şeriatı yerine getireceğini,
 Menemen’in 70.000 Müslüman tarafından kuşatıldığını,
 şeriat bayrağı altına girmelerini, girmeyenlerin kılıçtan geçileceğini,
 askerin silâh atamayacağını,
kendilerine top ve merminin işlemeyeceğini…
 ifade ederek halkı ayaklandırmıştır. (Prof. Dr. Enver Ziya Karal, Osm. Tarihi, 5. cilt muhtelif sayfalar)
Menemen Jandarma Bölük Komutanı Yzb. Fahri Bey müdahale ederek dağılmalarını istemiş; ancak, grup dağılmamıştır. O sırada Derviş Mehmed, Yzb. Fahri’ye “Ben Mehdiyim. Şeriatı ilân ediyorum. Bana kimse mukavemet edemez. Karşımdan çekil!” demiştir… (de, en küçük kıpırtının ateşle bastırıldığı bir dönemin yüzbaşısı acaba neden ateş açmamıştır?)

Bu kez Menemen’de konuşlu 43’üncü Piyade Alayından Piyade Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay kargaşayı bastırmakla görevlendirilmiştir. Kubilay eratın (orduda onbaşı ve çavuşlara verilen ad) cephane almasını beklemeden 26 mevcutlu müfrezesi ile birlikte olayın cereyan ettiği Hükümet Konağı’na (Belediye Meydanına) doğru hareket etmiştir.

Mermisiz tüfeklerle isyan bastırma

Olay mahalline gelen Kubilay’ın müfrezesi irticaî gruba ateş açmış; ancak, silâhlarında manevra mermisi bulunduğundan dolayı etkili olamamıştır. Bunu fırsat bilen Derviş Mehmed ise, “Bakın bana mermi işlemiyor” diyerek daha da cür’etlenmiştir… Arbede arasında Kubilay, ağır bir şekilde yaralanmıştır…

Derviş Mehmed, Şamdan Mehmed’le birlikte Kubilay’ın sığındığı Kazez Camii bahçesine girmiş, bahçede bitkin bir vaziyette bulunan Kubilay’ın başını gövdesinden ayırmış; yeşil bir bayrağın tepesine takmıştır. Olayı duyan 43’ncü Piyade Alay Komutanlığı Yüzbaşı Ragıp Çaldıran ile Yüzbaşı Abdülbahri Bey’in komutalarında makineli tüfekle takviyeli iki bölük görevlendirilmiştir…

Açılan ateş sonucu Derviş Mehmed ile Sütçü Mehmed ve Şamdan Mehmed öldürülmüştür.

Aşırı sert tepkiler
Olaylardan bir hafta sonra 01 OCAK 1931 tarihinde TBMM’de konuşan Başbakan İsmet Paşa: “…Kubilay olayı yüzlerce seneden beri dini siyasete alet eden bütün hareketlerin yeniden ortaya çıkmasıdır. Bu zavallılar lâikliğe karşı gelerek şeriat istemektedirler” demiştir.

Menemen olayına karışanların yargılanması ile görevlendirilen

 Divan-ı Harp Başkanı General Mustafa Muğlalı, duruşmada bulunan sanıklara hitaben; “tarikatın münevver tabakalarından bu millet çok zarar görmüştür. Tarikatçılar, daima millet ve memlekete kötülük yapmışlardır.Son 400 senelik Türk tarihi tetkik edilirse Nakşibendiler din ve tarikat perdesi arkasında zavallı saf Müslümanları kalpte saklı olan o ‘sırla’ zehirlemiş ve bu millet sizin aletiniz olmuştur”
Olayların tertipleyicileri ise Nakşibendi tarikatı lider Erbilli Şeyh Esat, işgal dönemin Manisa Valisi Giritli Hüsnüyadis (1922’de Yunanistan’a yerleşti ve Hristiyan oldu) ve onun kardeş çocuğu Giritli Derviş Mehmet, Menemen Belediye Başkanı Şeyh Sükuti ve akın akın Manisa’dan Menemene gelen diğerleri…

Hüsnüyadis namlı Manisa Mutasarrıfı, Nakşibendi tarikatı mensubu Menemen isyanının tertipleyicisi,

 Nakşibendi tarikatı lideri Erbilli Şeyh Esat ve Derviş Mehmet, işgal yıllarında yurdunu savunmak için çete kurmadı, işgal güçlerine karşı kurşun sıkmadı!… Fakat, genç Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı çete kurarak, asker ve iki bekçisine kurşun sıkmakta ve kurşun sıktığı asteğmen Kubilay’ın başını bağ testeresi ile kesme konusunda hiç tereddüt etmedi.
“Menemen isyancısı Derviş Mehmet’in (Menemen-Sümbüller Köyü) ikinci eşinden torunu, babadan Girit Rum’u, anadan Mısırlı Arap olan zat şimdi Meclis başkanlığı yapan (Bülent ARINÇ) ın dedesidir…

28 KİŞİ İDAM EDİLİYOR

15 Ocak 1931 günü 105 kişinin yargılanmasına başlandı. Muğlalı Mustafa Paşa, 18, 19, 20, 21, 24 ve 25 Ocak oturumlarında bütün sanıkları sıkı sıkı sorguladı. 24 Ocak 1931’de savcı A. Fuat Bey, iddianamesini sundu. 25 Ocak’ta karar açıklandı. 37 kişiye idam, 41 kişiye çeşitli hapis cezaları verildi. (Evini açmak, silah bulmak, tütün satmak, ip satmak, direk dikmek, el çırpmak bile idamla cezalandırılmıştı. Olayın başında gruptan ayrılıp Manisa’ya dönen Çakıroğlu Ramazan bile idama mahkûm edilmişti.) İdamlıklardan üçünün yaşı 21’den küçük, üçünün ise 65 yaşından büyük olduğu için, cezaları 15 ve 24 sene hapse çevrildi. Cezası 24 yıl hapse çevrilenlerden 84 yaşındaki Erbilli Şeyh Esat Efendi, üremi rahatsızlığı dolayısıyla yattığı Askeri Hastahane’de öldü. Kendisiyle birlikte hastanede yatan bir başka idam hükümlüsü ölünce ve iki kişinin cezası da TBMM’ce (nedense) 2’şer yıl hapse çevrilince idam edileceklerin sayısı 28’e düştü.

İdamlar 4 Şubat 1931’de, sabaha karşı 02.30’da, Menemen’in değişik bölgelerinde (Hükümet Meydanı, İstasyon Meydanı, Kubilay Okulu, Tuz Pazarı, Bedesten ve Sinema önünde) gerçekleştirildi. Üzerlerinde idam yaftaları asılı ölü bedenlerin bir bölümü 09.30’a kadar, bir bölümü 12.00’ye kadar darağaçlarında tutuldular. (İdamlıklardan biri idama götürülürken karanlıktan yararlanarak kaçmıştı. Kaçak 17 Şubat’ta sığındı köylüler tarafından jandarmaya teslim edildi ertesi gün sabaha karşı o da asıldı.) Mustafa Kemal 31 Ocak-4 Şubat 1931 arasında İzmir, Aydın ve Denizli’yi kapsayan bir geziye çıkmıştı. Dolayısıyla idamlar olurken bölgedeydi.


Resmi söylemi özetleyecek olursak: “Menemen Olayı” rejimi yıkmaya yönelik gerici bir olaydır. Her yıl 23 Aralık’ta gerçekleştirilen anma törenlerinden de yalnızca “mürteciler” rahatsızlık duymaktadır!

Devlet Kubilay’ı her daim hatırlamıştı ama 18 aylık yetimi Vedat Aktuğ’u daha o zaman unutmuştu. Yıllar sonra  annesi evlendiği için anneannesinin büyüttüğü Vedat Aktuğ, ortaokuldan sonrasını okuyamamış, bir süre ‘Alamancı’ olmuş, ardından Nazilli’ye dönüp belediyede zabıta memuru olarak çalışmaya başlamıştı. Nazilli’de yaşıyordu. Vedat Aktuğ Kubilay, 1984’te hayata veda ettiğinde de kimse farkına varmamıştı…


23 Kasım 2013 Cumartesi

OSMANLI’DA İLK RASATHANE VE YIKILIŞI



OSMANLI’DA İLK RASATHANE VE YIKILIŞI
Rasathanenin yıkılış nedenlerinden biri  meleklerin bacakları gözleniyor

Rasathanenin kuruluşuna öncülük eden bilim adamı zamanın en ünlü matematikçi ve astronomi Takiyüddin er-Raşit’ti. Kendisi Mısır’da eğitimini tamamlamış bir süre kadılık ve müderrislik yaptıktan sonra III.Murat’ın müneccimbaşılığına terfi etmiştir.
Bu görevi sırasında III.Murat ile yakınlık kurmayı başaran Takiyüddin hükümdarın hocası Hoca Sadettin Efendi’nin desteği ile astronomi ve astrolojiye ilgi duyan padişahı rasathane konusunda ikna etti. Rasathane için gerekçe olarak Uluğ Bey’in rasatlarında bazı hatalar olmasını ve bu durumun da yapılacak yeni gözlemler ile düzeltilebileceğini göstermişti. III.Murat bu konuda Takiyüddin’e tam destek verdi.

Takiyüddin Tophane sırtlarında yapımına 1575 tarihinde başlanan ve 1577’de bir kısmı tamamlanan rasathanede gözlemlerine başladı. O, rasathanede araştırma ve gözlemler için gerekli bütün aletleri temin etmiş zengin bir de kütüphane oluşturmuştu.
 Rasathane iki ayrı binadan ve on altı personelden oluşuyordu.
Takiyüddin o zamana göre oldukça ileri teknik ve hesaplamalar kullanarak gözlemlerde bulunmuştur.
 Mesela Ekliptik ile ekvator düzlemi arasındaki açıyı bugünkine çok yakın şekilde 23 derece 28’ 40’’olarak hesaplamıştır. Yapılan gözlemler not edilmiş ve bu konuda önemli eserler oluşturulmuştur.
 Araştırmacılar Takiyüddinin, aynı dönemde yaşamış Danimarkalı astronom Tycho Brahe’den daha net ve daha kesin gözlemler yaptığına işaret ederler.

Ancak rasathanenin ömrü çok uzun olmadı.
Bazı devlet adamları Hoca Sadettin’in ve Takiyüddin’in ön plana çıkmasına tahammül edemediler.
 Rasathanenin uğursuzluk getireceği,
 ilk rasathaneyi kuran ve astronomi ile uğraşan Uluğ Bey’in sonunun da felaketle bittiği,
 o tarihlerde dünyanın çok yakınından geçen kuyruklu yıldızın ve Istanbulda baş gösteren veba salgınının bir uyarı olduğu
ayrıca Takiyüddin ve RASATHANE PERSONELİNİN MELEKLERİN BACAKLARINI GÖZLEDİĞİ yolundaki söylentiler kısa sürede rasathanenin sonunu getirdi.

Rasathane hakkında ki son hüküm
 zamanın ünlü Şeyhülislamı Kadızâde’den geldi. Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi III.Murat’a
 ‘’yıldızların gözleminin felaket getireceğini;
 göklerin sırlarını örten perdeyi kaldırmanın uğursuz bir haddini bilmezlik olduğunu;
 böyle bir gözlemevinin kurulduğu hiçbir devletin varlığını sürdüremediğini’’ söyledi.*

Padişah III. Murat bütün bu iddialara paralel olarak Kaptan-ı derya Kılıç Ali Paşa’dan İstanbul Rasathanesini bir gecede yok etmesini istedi.
Verilen bu emir gereği rasathane bir gecede 21 Ocak 1580’de yerle bir edildi. Rasathane ile ilgili ne varsa her şey yok edildi.

İstanbul Rasathanesinin çok başarılı çalışmalar yaparken asılsız isnatlar ile yok edilmesi olayının duraklama döneminin başlarına denk gelmesi duraklamanın nedenlerinin işaretlerinden sayılabilir mi, ne dersiniz?

İsmail Çal / Dünya Bülteni

http://www.guncelmersin.com/haberdetay.asp?ID=1459#.UP0O6ScrdI4