MARAŞ KATLİAMI (24 ARALIK 1978)
Maraş Katliamı iki solcunun öldürülmesiyle başladı. Katliam 23 ve 24 Aralık
1978'de gerçekleştirildi. Katliamın hazırlık süreci 8 ay öncesine kadar
gitmektedir.
MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in çeşitli dönemlerdeki konuşmaları ve
MHP'nin Maraş'taki etkinlikleri katliama örnek delillerdir. Katliamdan bir
hafta önce, Alevilerin ve solcuların çoğunluk olarak yaşadıkları semt ve
mahallelerde görevli olduklarını ifade eden bazı kişilerin "tuhaf"
bir nüfus sayımı yaptıklarını söyleyerek evleri dolaşarak, evlerde kaç kişinin
yaşadığı gibi sorular sorarak ve evlere yeni numaralar vereceklerini söyleyerek
kapıları kırmızı boya ile işaretlemişlerdir. Bazı belgelerde ise PTT
görevlileri olduklarını söyleyen kişiler, mektupların kaybolmasını engellemek
için bir çalışma yaptıklarını söylemek suretiyle kapılara boyayla işaretler
koymuşlardır. Bu işaretlemelerin amacı, Alevi ve Solcu evlerini belirlemek ve
kendi yandaşlarına zarar vermemektir.
ÇİÇEK SİNEMASI OLAYI:
Ülkücü Gençlik Derneği tarafından getirilen "Güneş Ne zaman
Doğacak" adlı film 16 Aralık 1978'de Çiçek Sineması'nda gösterime sokulur.
19 Aralık Günü 20.00 seansının sonuna doğru tesiri az bir patlayıcının patlamasıyla
bir tahrik başlar. Salonda film sırasında sık sık "Müslüman Türkiye"
"Milliyetçi Türkiye" “Koministler Moskova'ya”, "Başbuğ
Türkeş" gibi sloganlar atılır. Filmi izleyenler arasında bulunan bir grup
Ülkü Ocağı mensubu, "Bunu solcular attı" yollu söylemleriyle diğer
izleyicileri de tahrik etmek suretiyle PTT ve CHP binalarına slaganlar atarak
yönelmiş ve saldırılarda bulunmuşlardır.
Polisin olaya el koyarak, olayın ülkücüler tarafından gerçekleştirildiğini
ispatlaması sonucu bazı kişiler gözaltına alınır. Patlamanın arkasındaki
kişinin Ökkeş Kenger olduğu anlaşılır.
20 Aralık'ta akşam saatlerinde "Alevi ve Solcuların çoğunlukla gittiği
Yeni Mahalle'de bulunan Akın Kıraathanesi'ne patlayıcı madde atılır ve iki kişi
yaralanır. Sonraki akşam bir başka patlamada sağ görüşlü Güngör Gençay adlı
birisinin evine atılır. Aynı akşam (21 Aralık 1978) Maraş Meslek Lisesi
öğretmenlerinden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu okuldan evlerine giderken
silahlı saldırıya uğrarlar. Solcu olarak bilinen öğretmenlerden Hacı Çolak olay
yerinde yaşamını yitirirken Mustafa Yüzbaşıoğlu'da hastaneye götürülmesine
rağmen kurtarılamaz. "solcu" öğretmenlerin cenazeleri önce Maraş
Lisesi önünde, ardından da beşbin kişinin katıldığı kortej halinde Ulu Cami'ye
doğru yola çıkar. Bu arada faşist ve sağcı gruplar cenaze törenine saldırmak
için geceden çevre il, ilçe ve köylerden adam getirmek için "Koministler,
Aleviler Cuma namazında camileri bombalayacaklar, Müslüman kardeşlerimizi
katledecekler. Bunun hazırlığını yapıyorlar. Müslüman kardeşlerimizi katliamdan
korumak için toplanalım ” yollu çağrı propagandalarda bulunurlar. Öte yandan
Maraş Müftüsü de resmi araçlarla kenti dolaşarak Sünni halkı kışkırtmıştır.
Devlet Hastanesi Başhekimi'nin, Cumhuriyet Savcısı'nın zorlamasına rağmen
cenazeleri Cuma namazının bitimine denk getirmesi, işlemleri geciktirmesi başka
bir soru işaretidir.
Cenaze kortejinin camiye doğru giderken polis ve askerler pankartlara kadar
her şeyi toplarlar. Cenazeler camiye yaklaştığında toplanan saldırganlar
"Komünistler Moskova'ya, Katil İktidar" sloganlarıyla saldırıya
geçerler. Üzerlerinde bulunan taş, sopa, kiremit parçaları ve patlayıcı
maddelerle korteje saldırmalarının ardından polisin grupların arasından
çekilmesi ve jandarmanın yetersiz olmasıyla cenaze korteji dağılır ve cenazeler
sahipsiz kalır. Cenazeler askerler tarafından Devlet Hastanesi morguna
kaldırılır.
Gruplar halinde kent içine yayılarak Aleviler’in yoğun olarak bulunduğu
mahallelere saldıran faşistler önlerine çıkanları dövmeye, ev ve işyerlerini tahrip
etmeye başlamışlardır. DİSK, TÖB-DER, Pol-DER, CHP, TİKP, Tekstil Sendikası ve
Sağlık Müdürlüğü binaları yıkılıp yakılır, av tüfeği satan dükkanları talan
ederek silahları alırlar. Sokak aralarındaki çatışmalarda üç saldırgan hayatını
kaybeder. Geç saatlere kadar süren çatışmalar, askerler tarafından denetim
altına alınır. Bu arada 100'e yakın işyeri tahrip edilmiştir, yıkılmıştır.
ALEVİ VE SOLCULARA YÖNELİK TOPLU KATLİAMLAR:
Faşist gruplar, cenaze töreninden sonra nasıl bir saldırı planı hazırlayacaklarını
ve saldırı için kullanacakları sopa, demir çubukları, kazma, kürek, benzin ve
gaz gibi malzemeleri temin ederek belli evlerde saklamaya hazırlanıyorlardı.
23 Aralık günü yapılması planlanan saldırıda halkın da yer alması için
camilerde ve belediye hoparlöründen, "Dünkü olaylarda komünist ve Aleviler
tarafından şehit edilen üç din kardeşimizin cenazesi kalkacaktır. Bütün din
kardeşlerimiz buna katılsınlar, son görevlerini yapsınlar" yönlü çağrılar
ve duyurular yapılmaya başlanır.
Aleviler’in yaşadığı mahallelerde otomatik silahlarla saldırılar başlarken,
bir yandan da işaretlenen evlere benzinli gazlı, yanıcı maddeler atılmaya
başlanır. Ardından evlere girilerek kadın, çocuk demeden linç, tecavüz ve
işkenceler başlar.
Polisin ve askerlerin bir haftadır başlayan ve son günlerde yoğunlaşan
hazırlıklara yeterince önlem almamaları veya genel geçer önlemler alarak
hareket etmesi saldırganların kentte istedikleri gibi hareket ederek Maraş'ı
ele geçirmelerine neden olur.
Katliamı gerçekleştirenler, kadınlara tecavüz ederler, hamile kadınların
karınlarını deşerler, kundaktaki çocukları bağazlarlar, kurşun sıktılar,
öldürdükleri kadınlara tecavüz ederler, kadınların memelerini keserler.
Çocukları gözlerinden şişlerler, insanları baltalarla saldırıp öldürürler.
Saldırganların "Aleviler, diğer mahallelerde Müslüman kardeşlerimizi,
”kadınlarımızı katlediyorlar, Camileri ateşe veriyorlar" biçimindeki
propagandaları yüzünden daha önce tarafsız kalan birçok Sünni kökenli
vatandaşlarımız da olaylara katılmaya başlamışlardır. Bu saldırılarda
İsadivanlı ve Durak Mahallelerinde bulunan cami imamları da propaganda ve
saldırılarda yer alırlar. Mahalle muhtarı olaylara katılmayanları zorlayarak
silah, patlayıcı ve yanıcı maddeler toplar. Belediye araçları saldırı sırasında
mühimmat ve silahlar taşır mahallelere. Saldırganlar işaretli evlerin yanında
YSE binası, Sağlık Ocağı, çarşı Karakolu ve Sağlık Müdürlüğünü, işgal edip
yakarlar.
Bir çok mahallede, sokakta, evde, polisler hiçbir şeye karışmazken, askerler
son anda saldırıya uğrayanları kurtarmaya çalışırlar.
Askerlerin ellerinden sığınanları alıp kurşuna dizen saldırganlar, Sağlık
Ocağından, Devlet hastanesine getirilenleri kurşuna dizmeye, öldürmeye
başlarlar.
22 Aralık'ta faşistler tarafından başlatılan katliam beş gün sürmüştür.
Devletin tüm kurumları, yetkilileri ve güvenlik güçleri durumu kontrol
edememişlerdir.
Kent dışına kaçışlar çoktan başlamıştı. Öte yandan aileleri, yakınları,
çocukları Maraş'ta olanlar da kente girmeye çalışıyorlardı. Katliamda rahat
hareket edenler MHP'li taraftarlardı. Katliamın ganimetini de onlar topluyordu.
Meydanları kontrol etmeyi başaran saldırganlar "Kahrolsun Komünistler,
Müslüman Türkiye, Din elden gidiyor, Vali istifa, İçişleri Bakanı'nın kellesini
isityoruz" sloganları her yanı kaplamıştı. Askerlerin tüm önlem ve
kuşatmalarına rağmen faşistler Hükümet konağında bulunan ve oraya sığınanları
katletmek istiyorlardı.
Olayları, katliamı yakından izleyen ve faşistlerin kellesini istedikleri
İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı ise, katliamın, solcuların tahrik etmesi sonucu
çıktığını söylemekteydi. Özaydınlı bu sırada bir de Türkeş'i ziyaret ederek,
alınacak önlemleri konuşuyordu. Olaylar Türkeş'in tam da istediği gibi
gelişiyordu zaten... Türkeş "Ülkücüler güvenlik güçlerinin yardımcılarıdır”
derken, hükümette ülkücüleri bu gözle görüyor ve koruyorlardı. Öte yandan
askerlerin olayları önleme çabalarına yanıt olarak "komünist asker"
sloganları bile atıyorlardı. Öyleki jandarma Alay Komutanlığı'nı bombalama
eylemi bile gerçekleştirmeye çalışmışlardı.
Sağlık Bakanı Mete Tan, Türkoğlu İlçesi yakınında ülkücüler tarafından
durdurulur, taş ve silahla beraberindeki konvoya saldırılarda bulunulur.
Güvenlik güçleriyle saldırganlar arasında pazarlıklar yapılır. Bakan , ancak bu
pazarlıktan sonra Maraş'a girebilir.
Aynı biçimde Topçam ve Karabıyıklı köyü yakınlarında Adalet Bakanı Mehmet
Can, Milli Eğitim Bakanı Necdet Uğur ve Devlet Bakanı Salih Yıldız'ın da önü
kesilir, silahlı ve taşlı saldırılara uğrarlar.Güvenlik güçlerinin müdahalesi
saldırıyı engeller, ancak, Bakanlar Maraş'a korku içinde girebilmişlerdir.
Kentte yangınlar sürüp, sokaklarda cesetler kokuşurken, faşistler ise
"Yaşasın Başbuğ Türkeş" propagandalarıyla sokaklarda dolaşıyorlardı.
Maraş'a gelmenin ötesinde ancak Hükümet Binası'ndan çıkamayan Bakanlar ve
Milletvekilleri bir ortak bildiri hazırlayarak barış çağrısında bulunurlar.
Olayların bitmesi ve kayıpların daha da büyümemesi yönünde ifadelere yer
verilen bildiride, “Şerefli Türk Ordusu'na ve Güvenlik Kuvvetlerine yardımcı
olunuz, evlerinizde istirahat ediniz” deniyordu. Ayrıca Milletvekilleri
olayların tamamen durması için Maraş Müftüsü'nünde konuşmasını istemelerine
rağmen Müftüye ulaşmaları mümkün olmaz.
Maraş Katliamı'nı gerçekleştirenler çatışmaları çevre köylere de taşırıyorlar.
Köylüleri "Maraş'taki solcular, koministler, Aleviler birleşerek camileri
bombalıyorlar, mahallelerde Sünni müslümanların evlerini tahrip ediyor ve
yakıyorlar. Kadınlara-kızlara tecavüz ediyorlar. Alevi köylerinden silahlı
militanlarını Maraş'a getiriyorlar. Biz de Maraş'a giriş yollarını kontrol
edelim. Bir bölümümüz de Maraş'ta direnen kardeşlerimizin yardımına
gidelim" biçiminde kışkırtmalarla çevre Sünni köyler de olayların içine
çekilmişlerdir. Bunun sonucunda çevre yolların giriş ve çıkışlarını kontrol
altına alanlar da yolcuları sorgulamaya, Alevi olanlara işkence yapmaya,
bazılarını da öldürmeye kadar götürmüşlerdi işi.
İMAMLARIN RÖLÜ VE KİNİ:
22 Aralık günü Cuma namazında Bağlarbaşı
İmamı Mustafa Yıldız'ın söyledikleri olayın dincilerle, faşist ülkücülerin
nasıl bir araya geldiklerini VE ORTAK
HEDEFLERİNİ NASIL ÖRTÜŞTÜRDÜKLERİNİ GÖSTERMEKTEDİR.
KARA İMAM, CUMA VAAZINDA
"ORUÇ VE NAMAZLA HACI OLUNMAZ, BİR ALEVİ ÖLDÜREN BEŞ SEFER HACCA GİTMİŞ
GİBİ SEVAP KAZANIR" DİYOR. HALKI TAHRİK ETMEYE ÇALIŞAN DİĞER FAŞİST VE
DİNCİLER İSE, "ALLAH İÇİN ALEVİLERİ, GAVURLARI VURUN, EVLERİNİ YAKIN.
SOLCULARI ÖLDÜRÜN. POLİS VE ASKER DURDURURSA DÖNÜN ONLARI DA VURUN"
DİYORLARDI.
Maraş'ta bu tahrik ve propagandalar, tertipler katliam, yakma yıkmalar, 25
Aralık gecesi ancak durdurulabilir. Olaylarda 111 kişi ölmüş, binin üzerinde
insan yaralanmıştır. 552 ev ve 289 işyeri yakılıp yıkılarak tahrip edilmiştir.
Olayların ardından Alevi nüfusunu, yüzde 80'inin Maraş'ı terk ettiği
istatistiklere geçmese de biliniyor.
DEVLETE GİZLİ BİR RAPOR
İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı, Maraş Katliamı’nın gün ışığına çıkartılması
için özel bir ekibi görevlendirir Özel ekip ayrıntılı raporunu İçişleri
Bakanı’na sunar. Ancak raporun içeriği gizli tutulur. Gündem Dergisi , bu
raporu elde etmiş, bazı bölümlerini yayınlamıştır. Raporun yayınlanan bölümü
şöyle:
“18.12.1978 günü, ÜGD Maraş şubesi ikinci başkanı Mustafa Kanlıdere, Ökkeş
Kenger ve üçüncü başkan Mustafa Tecirli’ye “Halkı kışkırtmak, tahrik etmek ve
isyanını sağlamak için solcuların attığı süsü verilmek kaydıyla, tahrip gücü az
bir dinamit atılmasını” emretmiştir. Atılacak dinamit için Başkan Mehmet
Leblebici ile görüşür ve bir köye gelir, aynı gün birinci başkan Leblebici
Ankara’ya hareket eder...
“15 gün öncesinden itibaren, gelecek program olarak “Zeynel ile Veysel”
filminin parçası gösterilmişken ve ayrıca yedek olarak sırada iki film daha
bulunurken, Adana Maraş ÜGD Şubesi’ne gelen iki şahsın getirdiği bu film
(‘Güneş Ne Zaman Doğacak’), 16 Aralık’ta aniden gösterime sokulmuştur...
“Patlama sesinden sonra ilk kaçan Salman Ilıksoy’un peşine düşülür. 40 metre
sonra yakalanır ve çarşı karakoluna götürülür. Bu sırada patlama olayını ve
bombayı atanı gördüğünü ve tanıdığını ifade eden Cuma Avcı isimli şahıs da
karakola getirilir...
Salman Ilıksoy, polis memuru Mahir Güney ve polis memuru
Hasan Aydın, ‘Bombayı atanı tanırım’ diyen Cuma Avcı’nın karşısına çıkarılır.
Cuma Avcı ortada bulunan polis memuru Hasan Aydın’ı göstererek, tanıdığını
bildirir. Emniyet Müdür Yardımcısı Hüsnü Işıklı’nın ikazı üzerine ikinci kez
polis memuru Hasan Aydın’ı göstererek tanıdığını bildirir. Teşhise katılan
dışarı çıkartılır.
Konu için zabıt tutulmaz. Bu arada tanık Cuma Avcı’ya, ‘o
polis memuru idi. Suçlu o değil. Bombayı atanlar parkalı olur. Onlar uzun bot
giyerler, sakallıdırlar, bıyıklarına dikkat ettin mi?’ gibi şeyler söylenir.
Sonra Salman Ilıksoy yine amir odasına teşhis için alınır. Ve tabii Cuma Avcı
bombayı atan şahsı ısrarla tanır ve teşhis eder. Son olarak, Emniyet Müdürü
Kamuran Korkmaz’ın emriyle aynı karakolun bir başka odasına geçilerek, dosyada
bulunan teşhis zaptı düzenlenir...
“Olaylardan önce, Ankara İli Bahçelievler, Karşıyaka ve Keçiören semtlerinde
oturdukları bilinen Hüseyin Yıldız, Ünal Ağaoğlu, Haluk Kırcı, Mustafa Özmen,
Mustafa Dülger, Remzi Çayır, Mustafa Demir, Bünyamin Adanalı, Ahmet Ercüment
Gedikli, Mustafa Korkmaz ve İsmail Ufuk ile Mehmet Gürses isimli şahısların
Kahramanmaraş iline gittikleri öğrenilmiştir. Yine İskenderun Demir Çelik
İşletmesi’nde Fabrika Stok Kontrol Müdür Muavini olan Hayri Kuşçu, Çelik-İş
Sendikası yetkililerinden Tuncay Terekli...isimli şahısların olaylardan önce ve
olaylar sırasında Maraş’a gittikleri öğrenilmiştir.
“19-25 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş ili otellerinde kalan
kişilerin günlük kayıtlardaki isim listesine göre (..) aynı isme sahip kimi
kişilerden, meslekleri bir seferinde terzi, bir seferinde çiftçi gibi değişik
kayıtlar alınmıştır. Bunun dışında raporda, o günlerde herkesin dikkatini çeken
Milli Piyangocularla ilgili ilginç bilgiler vardı.
‘Adıyaman ilinden gelerek
Çelik Palas Oteli’nde 19-20 Aralık 1978 günlerinde yatan ve kendilerini Milli
Piyangocu olarak tanınan 26 değişik isimli şahısların Milli Piyango İdaresinden
alınan, 26 Ocak 1979 gün ve 013/653 sayılı yazıları ve ekinde bulunan
belgelerden, ne sabit ne de seyyar bayii olmadıkları anlaşılmıştır.
Yine ekte
bulunan 013 sayılı yazıdan, yalnız 9 ve 31 Aralık günlerinde çekiliş yapıldığı
anlaşılmıştır. Kahramanmaraş ilinde de yeteri kadar Milli Piyango bayii vardır.
Ve 19-22 Aralık günlerinde çekiliş olmayacağına göre, sahte meslek göstererek
kalan bu kişilerin, olaylardan haberdar olarak gelmiş militanlar oldukları kanısı
uyanmaktadır.
“Milli Piyangocuların Kahramanmaraş’a doluştuğu bu günlerde bazı evler ve
işyerleri üç hilal çizilerek, bazıları ise üzerlerine çarpı konularak
işaretleniyor, şehirde çeşitli yerlerde solcular, Aleviler ve hükümet aleyhine
slogan yazılıyordu.
“22 Aralık 1978 günü Maraş’ta olaylar patlak verdiğinde iki ayrı telefon
görüşmesi daha yapılmıştır.
“İskenderun Demir-Çelik İşletmesi’nde çalışan Alaattin Eryaman isimli şahıs,
Kahramanmaraş İli 3050 numaradaki şahıs ile konuşurken, 3050 numaradaki
kişinin, ‘Benzinlikte toplandık, mahallelere saldırdık’ dediği öğrenilmiştir.
“Adana ilinden bir şahıs, Malatya Özel Doğu Kliniği Doktoru Muhittin
Turgut’u telefonla aramıştır. Yapılan bu telefon konuşması sırasında,
Adana’daki şahıs, ‘Kahramanmaraş’tan oraya yaralılar gelecek, dikkatli olun’
demiştir. Muhittin Turgut, ‘Orasını bana bırakın. Malatya olaylarında bir açık
verdim mi ki bunda vereyim. Malatya olaylarında ne şekilde çalıştığımı siz de
bilirsiniz’ karşılığını vermiştir”
Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi Gerekçeli Kararında katliamı planlayıp,
uygulayanlar olarak MHP, Ülkücü Gençlik Derneği, MİSK gibi yasal parti ve
örgütlerle ETKO, Kontr-gerilla gibi illegal örgütlerin adı geçer. Bu isimler
sanık ifadelerinde, tanık beyanlarında ve güvenlik görevlilerinin raporlarıyla,
basında çıkan haberlerde yer alır.
YAŞAYANLARIN AĞZINDAN KATLİAM
MERYEM POLAT:
“Beş çocuğum, damadım ve kızımın nişanlısı vardı.
Evimiz, mahallenin en ucundaydı. Ortalardaki bir eve gittik. Sabahtan başlayıp
ikindiye kadar bütün evleri yaktılar. Bir çocuk kazanda yakıldı. Bizim evin de
yandığını duydum, çocuklarla gittik, baktık yanıyordu. O sırada bağıra bağıra
100 kadar kişinin geldiğini gördük. Hemen yanan evin bodrumuna sığındık. Her
şeyi tekrar talan ettiler. Biz bodrumda suyun içindeydik; üstümüz tahtaydı.
Tahtalar yanıyor, üstümüze düşüyordu. Evim kül oldu. Bodrumda sekiz kişiydik,
orada olduğumuzu anlamadılar, çıkıp gittiler. Askerler gelip bizi Ticaret
Lisesi’ne götürdüler.
KAMİL BERK:
"23.12.1978 günü, geceden beri bir şeylerin
olacağının kuşku ve korkusunu yaşıyorduk. Ama yine de, devlet var diye biraz
güveniyorduk. Ne bilelim ki,... sabahın ilk saatleriydi, güneş doğmak üzereydi.
Mahallenin sokaklarında sopalı, silahlı, baltalı büyük bir grup bağırarak
yürüyorlardı. Mağaralı Deresi’ni geçerek Ahmet Tabak’ın motorunu yaktılar.
Sonra Ahır ‘Dağı’na doğru gittiler. ‘Allahını, peygamberini seven, eli balta,
silah, sopa tutan yürüsün, Alevileri öldürelim, komünistleri içimizden
temizleyelim’ çağrısıyla ve bağırmalarıyla mahalle içinde saldırıya geçtiler.
Bu sırada askerler geldi, saldırganları aşağı doğru indirdiler. Öğleden sonra
yeniden geldiler. Benzin şişeleri vardı. Alevilerin evlerine saldırdılar,
evlerin penceresinden benzin şişelerini içeri attılar; arkasından gazlı bezleri
ateşleyerek içeri attılar. Evleri ateşe verdiler. ‘Maraş size mezar olur, vatan
olmaz; Yaşasın Türkeş, Yaşasın MHP‘ diye bağırıyorlardı. Ellerindeki uzun
menzilli silahlarla evlerimize ateş etmeye başladılar. Korkudan kaçıp kurtulmak
isteyenlere arkadan ateş edip öldürüyorlardı. Bu sırada evden çıkmakta olan
Cemal Bayır ve Ali Ün’e silahla ateş ettiler ve öldürdüler. Biz de Molla
Tabak’ın evine sığındık. Bu eve de ateş ettiler. Merdiven başında içeri girmeye
çalışan Fatma Baz ile Zeynep Aydoğdu’yu kurşunla öldürdüler. Fatma Baz’ın
kucağındaki 6 aylık oğlu Yılmaz da kurşunla öldürüldü. Molla Tabak’ın evine çok
insan sığınmıştı. Dışarıdan yağmur gibi kurşun geliyordu. Evin camları,
kapıları delik deşik olmuştu. Bizler içerde birbirimize sarılarak hem ağlıyor,
hem korunmaya çalışıyorduk. Askerler geldi, hepimizi kışlaya götürdüler.
Evlerimiz, eşyalarımız hem yağmalandı, hem yakıldı”
YETER İŞBİLİR:
”Ali Rıza İşbilir kaynım olur. Dumlupınar Mahallesi
Neyzen Sokakta oturmaktayız. Ali Rıza İşbilir’in polis memuru olan kardeşi Hacı
Veli’yle yeni evliyiz. Kaynım Ali Rıza’nın evinde kalıyorduk. 23.12.1978
cumartesi günü öğleden sonra tahminen saat 15.00 sıralarında ellerinde balta,
sopa, tahta, av tüfeği bulunan saldırganlar, oturduğumuz evin önüne geldiler.
‘İşte sarı öğretmen Ali Rıza İşbilir’in evi’diye bağırdılar. Dışarıdan evi
kurşun yağmuruna tuttular. Bir kısmı dama çıkarak bacaları yıkmaya başladı.
Sonra oturduğumuz evin kapısını, duvarlarını, kazma ve baltayla kırarak,
sökerek içeriye girdiler. Ben, odada bulunan elbise dolabının içine girdim,
saklandım. saldırganlardan bazıları ellerindeki tahta ile dolaba vurmaya
başladılar. ‘Aman ben varım’ diye bağırarak ve ağlayarak dışarı çıktım. Tahta
ile bana vurmak isterken, elimi önüne siper ettim. Elim ve kolum ağır yaralandı.
Bir ara fırsat bulup dışarıya doğru kaçarken, merdivenlerde kaynım öğretmen Ali
Rıza İşbilir’in karısı Ayşe’nin ve kızı Sebahat’ın orada yerde yattıklarını,
üzerlerinde televizyon, biriket, taş, tahta parçalarının bulunduğunu, her
taraflarının kan olduğunu görüp üzerlerine düştüm. Sonra kendime geldim ve
kalktım, aşağıya doğru kaçmaya başladım. Arkadan tüfekle ateş ettiler,
omuzumdan yaralandım. Sokakta birkaç evin kapısını dövdüm, hiçbiri içeri
almadı. Arkamdan koşarak beni yakaladılar, evdeki ölülerin yanına götürdüler.
‘Türk müsün, gavur musun?’ diye sorguya çektiler. Yaralarımdan kan akıyordu.
Ben de ‘Türküm, buraya yeni gelin geldim’ dedim. Birisi, ‘Bırakalım, bu
Türkmüş’ dedi. bazıları da ‘Elimize geçmişken öldürelim’ diyordu. Üzerimdeki bilezik,
küpe ve altınlarımı aldılar. Sonra beni aşağı indirerek caddeye doğru
götürdüler. cadde üzerinde Ali Rıza İşbilir’in oğlu Mehmet’i sopa ve kalaslarla
dövüyorlardı. Bir saldırgan, Mehmet İşbilir’e ‘Bu senin neyin oluyor?’ diye
sordu. O da, ‘Benim amcamın karısıdır, yeni gelin geldi. Onu öldürmeyin’ dedi.
Beni oradan alarak bir düğün evine götürdüler. Sonra babamın evinin yakınına
götürüp bıraktılar. Kaynım öğretmen Ali Rıza, karısı Ayşe, kızı Sebahat, oğlu
Mehmet ve eşim Hacı Veli İşbilir’i öldürdüler. Evlerini, eşyalarını da
yaktılar.”
MAVİŞ TOKLU:
“24.12.1978 Pazar günü, saat 10.00 sıralarında
mahallemizin Muhtarı Mehmet Yemşen ile Fevzi Görkem’ın başında bulunduğu
saldırgan bir grup, ‘Allah Allah, Koministlerin kökünü kazıyacağız, büyük-küçük
demeyin, komünistlerin kafasını ezin’ diye bağırıyorlardı. Muhtarın elinde
silah ve bayrak vardı. Diğerlerinin elinde silah, patlayıcı madde, gaz, benzin,
sopa gibi saldırı malzemeleri vardı. Evime hücum ettiler, kapıyı kırarak içeri
girdiler. Odada oturan kocamı (Kalender) alıp bahçeye çıkardılar. Ben de
arkalarından koşarak çıktım. Muhtara, ‘Aman etmeyin eylemeyin, kocamı
öldürmeyin, çoluk çocuğumu meydanda koymayın’ diye çok yalvardım. Muhtar bana
dönerek, ‘Çocuklarını götür, Karaoğlan beslesin, kocanı Karaoğlan’ın yoluna
kurban kesiyorum’ dedi. ‘Karaoğlan kim?’ diye sorduğumda, ‘ECEVİT’ diye cevap
verdi. Kocamı, gözlerimin önünde işkence ederek öldürdüler. Öldürülürken kocama
sarıldım, üstüm başım hep kan oldu. ‘Aman muhtar etme eyleme, sen ne
ediyorsun?’ dediğimde ‘Pişirdik pişirdik, koministler gelsinler, hep yesinler’
dedi. Saldırganlar, bu defa yakınımızda oturan kardeşim Hüseyin Toklu’yu
götürmek için evinin etrafını sardılar ve kardeşimi içerden çıkardılar. Yine
muhtara yalvardım yakardım. ‘Kocamı öldürdün, bari kardeşimi öldürme’ diye
yalvarıyordum. Muhtar ise, ‘Hüseyin’i de Karaoğlan yoluna kurban ediyorum. Biz
Karaoğlan yoluna bu sene kurban keseceğiz, bayram günü gelmiş’ dedi ve kardeşim
Hüseyin’i işkence ederek öldürdüler.
“Sonra, karşımızda oturan ve bir gözü görmeyen çok yaşlı Cennet Çimen’in
evine gittiler. Bu kadını, ‘Gel nene, gel nene’ diyerek elinden tutup dışarıya
çıkardılar. Cennet kadın, gözleri görmediği ve yaşlı olduğu için
öldürülenlerden ve yakılanlardan habersizdi. Sanıklardan Cuma Yalçın ile Nuri
Boğa tornavida ile Cennet kadının (80 yaşında) gözlerini oydular, sonra silah
sıkarak öldürdüler. Yakınında bulunan helanın çukuruna baş üzeri atıp, üzerine
at arabasını devirdiler. Daha sonra hem bizim evi, hem diğer evlerin tümünü
yaktılar. Fevzi Görkem, ‘Yürü, hadi seni kurtarayım’ diyerek beni alıp götürdü.
Bir süre yürüdük, aniden kalbim sıkıştı, yürüyemedim. beni bırakıp gitti. Biraz
dinlendikten sonra evime döndüm. Evimin her tarafı alev, kül ve kan... Azıcık
dinlendim, askerlere haber vermek ve sığınmak için çıktım. Yolda Mustafa
Göktaş, bir elini İbrahim Usta’nın boynuna sarmış, diğer elinde de tabanca
tutuyordu. İbrahim Usta’ya, ‘Senin kanını evime akıtmayayım’ diyordu. Götürdü,
saldırgan topluluğun içine itti, topluluk İbrahim Usta’yı dövmeye başladı,
sonra da onu öldürdüler. Ben de kör-topal sürünerek askerlere sığındım...”
ASKER TANIKLARDAN YÜZBAŞI TİMUR ŞEN
“Kahramanmaraş 3. Tabur 8.Bölük
Komutanı olduğunu; 22.12.1978 günü cereyan eden cenaze töreni olayları
sonrasında, General Boğuşlu’nun başkanlığında yapılan toplantıda, Yörükselim
mahallesinde oturan Alevilere karşı harekete geçileceği yolunda istihbarat
alındığı için bu mahalle ile diğer mahalleler arasında birliklerin
yerleştirilmesine karar verildiğini; kendisinin de 3. Tabur 8. Bölük ile
beraber 23.12.1978 günü 04.30-05.00 civarında Jandarma Komutanlığı (Şehit
Çuhadar Ali Caddesi’nin doğuya uzanan kısmı-Işık Caddesi-Pınarbaşı Caddesi)
tertibat alındığını; Uğrak Pastanesinin bulunduğu köşedeki yola (Uzunoluk
Caddesi-Işık Caddesi), şehirden gelip Askeri Gazino’ya çıkan yola (Enstitü
Caddesi), Vilayet Konağı’na çıkan yola (Pınarbaşı Caddesi) ve bunlardan
özellikle Uzunoluk Caddesi’nin Işık Caddesi ile kesiştiği Uğrak Pastanesi’nin
bulunduğu köşeye askerleri yerleştirdiğini; her birinin başına 3 takım komutanı
görevlendirdiğini, kendisinin de elindeki telsizle Uğrak Pastanesi’nin önünde
yer aldığını; saat 07.00 sıralarında gün yeni ışımaya başlarken Belediye
hoparlöründen, ‘Dünkü olaylarda şehit edilen 2 din kardeşimizin bugün cenazesi
kaldırılacaktır. Bütün din kardeşlerimiz buna katılsınlar, din kardeşlerimiz
son görevinizi yapın’ şeklinde ve genel mahiyeti itibarıyla sağ görüşlü
kişileri toplamayı amaçlayan anonsların yapıldığını; anonsların arkasından da
anonsu yapan dernek veya partinin isminin söylendiğini; bu anonsların 08.00’e
kadar devam ettiğini; durumu telsizle Tabur Komutanı’na bildirerek anonsların
önlenmesini istediğini, Tabur Komutanı’nın Vali ile temasa geçtiğini
söylediğini; bu anonslar üzerine köşe başını tuttuğu yollardan şehir merkezine
doğru şahısların birer ikişer inmeye başladığını,
“Saat 09.00 civarında Uzunoluk Caddesi’nden yukarıya tertibat aldığı yere
doğru ellerinde kalın sopalar ve taşlar olan, ‘Kahrolsun komünistler,
Şehitlerimizin kanını yerde bırakmayacağız, hesap soracağız’ diye bağıran, yol
üzerindeki işyerlerini tahrip ederek ilerleyen 15.000 kişi civarında bir
topluluğun gelmekte olduğunu; Uğrak Pastanesi’nin köşesinde 15 askeri” bir
Takım Komutanı ve kendisinin beklemekte olduklarını, grubun hareketlerini
devamlı olarak Tabur Komutanı’na rapor ettiğini; yolun ortasına bir makineli
tüfek yerleştirerek beklemeye başladığını; grupla arasında 100 metre kalınca
gruba doğru giderek daha fazla ilerlememelerini, bağırmamalarını, aksi halde
ateş açacağını söylediğini; grubun bu ihtar üzerine durduğunu; ellerindeki
sopaları devamlı salladıklarını; hepsi ile muhatap olamayacağını, liderleri
kimse onun gelip konuşmasını söyleyince, grubun önünde lider pozisyonundaki 3
kişinin gayet küstahça ve ellerindeki sopalarla kendisine doğru ilerleyerek,
‘Söyle, biziz’ dediklerini; bu 3 kişiyi bir gün önceki cenaze töreni olayları
sırasında Ulucami önündeki sağ grubun en ön saflarında görmüş olduğunu ve
tahrik edici davranışlarda bulunduklarını fark ettiğini; bu 3 kişiden birisinin
olaylardan sonra yakalandığında teşhis ederek hakkında ifade verdiğini ve
isminin Şaban Denizdolduran olduğunu, bu 3 kişiye bulunduğu yerden
geçemeyeceklerini, bu hususta emir aldığını, geçmeye çalıştıkları takdirde
makineli tüfekle ateş ettireceğini ve ne pahasına olursa olsun buradan
geçirtemeyeceğini söylediğini; bu 3 kişinin kalabalık gruba dönerek
geçemeyeceklerini söylemesi üzerine grubun içinde dalgalanmalar olduğunu,
kimisinin geriye döndüğünü, kimisinin tekrar kendilerine doğru yürümeye başladıklarını,
bu gruptan bir kısmının, ‘Bizim Orduyla işimiz yok, bırakın bizi yukarıya
geçelim’ dediklerini; kendisiyle konuşan 3 kişinin ise topluluğa dönüp,
‘Yörükselim Mahallesinde arkadaşlarımız şehit ediliyor, gidelim’ diyerek grubu
tahrik etmeye çalıştıklarını; ancak topluluğun kendisine karşı tecavüzkar
hareketi olmadığı gibi, kendisini de geçmeye çalışmadıklarını; bu arada şehir
içinde muhtelif yerlerden, özellikle Yörükselim Mahallesinden yoğun şekilde
makineli tüfek sesleri geldiğini, saat 09.00-09.30 sıralarında yine Belediye
hoparlörlerinden Valiliğin sokağa çıkma yasağının ilan edildiğini, bunun
üzerine kendisinin hem bu üç kişiye hem de gruptakilere dağılmalarını, evlerine
gitmelerini tekrar söylediğini; gruptan kopmalar olmasına rağmen 4 veya 5 bin
kişi civarında bir topluluğun hava kararana kadar sokakta kalmaya devam
ettiğini; topluluğun liderlerine çocukları niçin aralarına aldıklarını, ateş
etmesi halde, doğacak panikten ezilip ölebileceklerini söylediğinde ‘Onlar
davalarına inanan kişiler, bu yaşta davalarına hizmet ediyorlar’ diye cevap
verdiklerini,
”Sokağa çıkma yasağı ilan edildikten sonra Yörükselim Mahallesin’in
bulunduğu tarafa doğru koşarak gelen 4-5 kişiyi yakaladığını; bunlardan birinin
üzerinde ucu kıvrık keskin orak şeklinde kesici bir alet (tahra), iki üç
dinamit lokumu, bol miktarda tüfek fişeği, dinamit kapsülü ve pantolon kemerine
sokulmuş şişe içinde benzin bulunduğunu; yakaladığı bu şahısları çok yakındaki
Merkez Polis Karakolu’na gönderdiğini; grubun saat 21.00 sıralarında tamamen
dağıldığını”ifade ediyor.
BASINDA KATLİAM
HÜRRİYET( 26.12.1978)
“Girilen evlerden ve enkaz altından cesetler çıkarılıyor. Cesetlerin
kokmaması için çevre illerden buz istendi. Cuma gününden bu yana örgütlenmiş
saldırgan toplulukların yarattığı dehşet ve terör...Ölü sayısı 98,
yakılan-yıkılan enkaz altında cesetler bulunduğu, askeri birlikler, girilmeyen
Yörükselim Mahallesi’ne giderek kontrol altına aldı. Çamlık tarafında bir
topluluk askerlerin üstüne ateş açtı.
“Mağaralı Mahallesi’nde kokmaya başlayan 16 ceset bulundu. Otopsilerin
Belediye Mezbahasında yapıldığı öğrenildi. 2500 kişilik seyyar mutfak
Ankara’dan getirildi.
“Saldırganlara dinamit lokumu ve silah dağıtıldı. Adını açıklamayı sakıncalı
bulan bir yetkili, ‘Maraş Müftüsü’nün resmi araçlarla kenti dolaştığını ve
halkı kışkırtıcı konuşmalar yaptığını, olayların bundan sonra başladığını’ öne
sürdü”
CUMHURİYET: (25.12.1978)
“24.12.1978 sabahı saat 10.15 sıralarında sağcı gruplar, sokağa çıkma
yasağına karşın kentin sokaklarında birikmişler; bin kişilik bir grup Vilayete
yürümeye başlamışlardır. Topluluğun dağılmasını isteyen jandarmalara saldırınca
aralarında çatışma çıkmış, jandarmalar havaya ateş etmek zorunda kalmışlardır.
Ve beş bin mermi yakılmıştır. Sağcıların ellerinde Amerikan yapımı M.1. piyade
tüfeklerinin bulunduğu, Vilayete yakın bazı binaları ateşe vermişlerdir.
“Yakınlarını kayıp eden çok sayıda yurttaş, vilayet önüne gelerek ‘Biz bu
şehirden gitmek istiyoruz. Bize yardım edin, asker değil, şehri terk için araç
istiyoruz’ diye bağırıyorlardı.
”YSE Bölge Müdürlüğü’nün binası, sağcı saldırganlarca işgal edilmiştir.
Orada silah dağıtıldığını, Yörükselim, Yeni Mahalle ve Sakarya Mahallesi’nde
iki günden beri mahsur kalan kişileri kurtarmaya giden polislerin üzerine uzun
menzilli silahlarla ateş açılmıştır.
“Yapılan saldırılardan sonra acilen evlerde kadın ve çocukların kurşuna
dizildiği, boğazlarının kesildiği, daha sonra ölülere gaz dökülerek evlerinin
ateşe verildiği bildirilmiştir.”
AYDINLIK (16.01.1979)
“Evimize saldırmışlardı, kaçtık. Mecburen Mahmut Kuşat’ın (Kürt Mahmut)
evine sığındık. Kendisinden korkuyorduk. Bize, ‘Biraz sonra geleceğim’ diyerek
dışarı çıktı. O sırada telefon çaldı, telefonu açtım. telefona çıkan şahıs,
‘Ben Ahmet Yıldız’ım dedi ve Mahmut’u sordu. Kendisine ‘Evde olmadığını ve
benim de akrabası olduğumu’ söyledim. ‘Biz burada komünist Alevileri epeyce
öldürdük’ dedi.’Elimize geçen kominist kurtulamıyor, doğruca fabrikaya
atıyoruz. Nusret (Nusret Kusat, Mahmut’un oğlu) İslahiye’den bir sandık silah
getirdi. Burada pek gözükmemesi için gönderdim. Herhalde eve gelir. Şu anda
bizim Bekir ve Mehmet bir Aleviyi çevirdiler. Durum iyi. Bizim gibi yaparlarsa,
şehirde hiçbir Alevi komünist sağ bırakmayacağız. Sizin orada durum nasıl?’
dedi. İyi, iyi burası sakin, dedim ve korkudan kapattım.
“Hemen Vilayeti aradım. çıkan komutana, ‘15 dakika içerisinde bizi
kurtarmazsanız öldürecekler’ dedim. Eğitim Enstitüsü’ne de telefon ettim. Bizi
kurtarmaları için yardım istedim. 15 dakika kadar sonra zil çaldı. İçeri Mahmut
Kuşat girdi. Hemen telefona koştu. Telefonda Başhekim Çetin Diker’le görüştü.
‘Ağabey Komünist Alevilerin seni öldürdüğünü duyduk ve çok üzüldük, şükür
sağsın’ dedi. Evde bulunanlar titremeye başladık. Askeri arabalar o anda geldi.
Kurtulduk”
DAVANIN SONUCU VE YARGILANMALAR
Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adıyaman, Hatay İlleri Sıkıyönetim Askeri
Komutanlığı 1. Nolu Askeri Mahkemesi’nin gerekçeli kararı şöyledir:
804 kişi hakkında dava açılır. Bu sanıklardan 29’u ölüm cezasına, 7’si
müebbet hapse; 7’si 15-24 yıl arasında, 29’u 10-15 yıl, 259’u da 5-10 yıl
arasında, 26’sı ise 1-5 yıl arasında hapis cezası almışlardır. 379 kişi davadan
beraat ederken 68 kişi firarda olduğu, veya dava sırasında ölmüş olduğu için
davadan düşerler. Öte yandan ölüm ve müebbet hapis cezaları dışındakilere 1/6
oranında cezai indirim uygulanmış ve cezaları azaltılmıştır. Ardından
mahkemenin kararı Yargıtayca bozulmuştur. Yeni yargılama sonucunda da idam
cezaları uygulanmadı. Kanlı Maraş dosyası sessizce kapatılmış oldu.
Kaynak : www.psakd.org/maras_katliami.html