alevilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alevilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2014 Perşembe

ALEVİLİKTE KIZIL ELMA



ALEVİLİKTE KIZIL ELMA
Kızıl Elma, Türk mitolojisinde Türkler ve de özellikle Oğuz Türkleri için üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler veya düşlerdir.
 Türk devletleri için bir hedefin ve amacın simgesidir.

Şah İsmail onbeş yaşında, Anadolu Türkmen oymaklarının yardımı ile 9 Eylül 1502’de Tebriz’de “Kızılbaş Türkmen Safavi Devleti”ni resmen kurar.
 1509 yılında kurduğu Türk Devleti’nin sınırlarını belirlemek için bir danışma toplantısı düzenlemek ihtiyacı doğar. Bu toplantıyı düzenlemek için de Pir Sultan Abdal’ı görevlendirir. Bunun için Alevi adabı gereği lokma olarak Peyk (ulak) ile bir sepet elma gönderir. “Kızıl Elma” Türkmen geleneğinde kutsiyet ifade etmektedir.
 Bir Alevi köyüne pir gelmeden önce bir sepet elmayı rehbere gönderir, rehberde peyk vasıtası ile her haneye bir elma dağıtarak, dedenin geleceğini ve “görgü cemi”nin yapılacağı günü bildirir.

Orta-Asya eski Türklerindeki bu geleneği Şah İsmail’de uygulayarak elmayı ulu ozan Pir Sultan’a göndermiştir. Elma’yı alan Pir Sultan Abdal, öncelikle Hacı Bektaş Pirevi Postnişini Balım Sultan gider ve destur alır. Balım Sultan bu toplantıyı destekler. Pir Sultan Abdal’ın bu organizasyonu için Balım Sultan kardeşi Kalender Çelebi’yi görevlendirir.
Bu toplantın düzenlenmesinde görev alanlar; Tokat, Almus’un Varzıl Köyü’den Safevi soylu bir dede olan Kul Himmet, yine aynı yöreden Hubyar Abdal, Sivas’tan Pir Sultan’ın müsahibi Ali Baba, Şah Kulu, Nur Ali Halife gibi önderlerdir.
1509 Yazında Yıldızeli’nin Banaz ile Bedirli arasındaki Sarıkaya yaylasında toplantı yapılacağı Anadolu’daki bütün Türk Oymak beyleri ile Dede Ocaklarına bildirilir.

PİR SULTAN'DA KIZIL ELMA: ŞAH BİLGİSİ

Alevîlerin yedi büyük ozanından biri kabul edilen Pir Sultan, aşağıdaki şiirlerinden de anlaşılacağı gibi ‘kızıl elma’ kavramını, düşüncesini ifade etmede kullanan Osmanlı döneminin Türk tasavvuf düşünürlerinden biridir. Pir Sultan, ‘kızıl elma’ imgesine bilinenin dışında bir anlam yükler.

Pir Sultan Abdal'ın nefeslerine baktığımızda ‘kızıl elma’ imgesinin, iki boyutunun olduğunu görüyoruz: Biri ****fiziksel, diğeri fiziksel boyut. Pir'e göre kızıl elmanın, mekanı ‘dost bağı’ diğer ifadeyle ‘cennettir ’. Rengi, gül rengi veya soluk gül rengidir. Pir, iki ‘nefesinin ’ sonunda renk ile beniz kavramlarının yerlerini değiştirerek ‘kızıl elma’yı, Hz. Ali'yi simgelemede kullanır.

-25-
Cenetten Ali'ye bir nidâ geldi
Ali'ye terceman gelen elmalar
Ali kokladı, hem yüzüne sürdü
Ali'ye terceman gelen elmalar

Elma'sın, elma'sın seni aşlarlar
Meyveni yerler de dalın taşlarlar
Sultan olan, kulun bağışlarlar
Ali'ye terceman gelen elmalar

Elma'sın elma'sın rengini boya
Cümle melâikler donunu geye ( giye)
Kadrini bilmeyen kabuğun soya
Ali'ye terceman gelen elmalar

Elma'sın elma'sın misk ile amber
Kokuna birikir cümle peygamber
Etin Fatma Ana, kabuğun Kamber
Ali'ye terceman gelen elmalar

Pir Sultan Abdal'ım vahdettir vahdet
Çiğidinden oldu Düldül gibi at
Bir adın seyfullah okunur âyet
Ali'ye terceman gelen elmalar (25/102-103)

-26-
Sen de bir elmasın seni taşlarlar
Keser budarlar göğsünü haşlarlar
Cümle günahların da bağışlarlar
Ali'ye terceman gelen elmalar

Senin kokun misk kırmızı amber
Etinden Fatma, kabuğundan Kamber
Aslını bilmeyen kabuğun soyar
Ali'ye terceman gelen elmalar

Aslını bilmeyen kabuğun soydu
Cümle peygamberler rengine girdi
Elmanın kokusun cennetten aldı
Ali'ye terceman gelen elmalar

Cebrail elmayı cennetten aldı
Getirdi Ali'ye terceman sundu
Ali'm de şâd oldu, Hüseyin'e verdi
Ali'ye terceman gelen elmalar

Pir Sultan Abdal'ım eydür, Haydar er yiğit
Bir adı seyfullah bir adı Ahmed
Çekirdeği Düldül, kökünden Haydar
Ali'ye terceman gelen elmalar (26/103)



Bir başka iki müstakil nefesinde, ‘kızıl elma’ ile Hz. Ali ilişkisine yer verir. Bu iki nefese göre ‘kızıl elma’, Hz.Ali'ye "terceman" olarak gelir. 26. nefes'e göre elmayı, Cebrail cennetten alır, Ali'ye getirerek terceman olarak sunar. 25. nefese göre Ali, onları alır, koklar ve yüzüne sürer. Çünkü elmanın kokusu misk kokusudur. Elma bu kokusunu, geldiği mekandan, Pir'in ifadesiyle "dost bağı"ndan yani "cennet"ten alır. Misk kokulu elma, aynı zamanda "kırmızı amber" rengindedir. Bu renk aynı zamanda bütün peygamberlerin rengidir. Misk kokulu kırmızı amber rengindeki elma, aynı zamanda yanlış değerlendirmiyo rsak, bütün meleklerin formu, Pir'in ifadesiyle ‘don’u’ – şekli, formudur. Buraya kadar belirlediklerim iz, kızıl elmanın ****fizik boyutudur. Pir, ‘elma’ imgesini iki nefeste şöyle anlatır:

Dost bağında kızıl alma
Gül rengi güllerden solma
Pir Sultan'ım gafil olma
Gelen Murteza Ali'dir 28/106)

Bir başka yerde

Cennetteki kızıl alma
Gül benzi sararıp solma
Pir Sultan'ım gafil olma
Gelen Murteza Ali'dir (29/107)

Bu iki nefesteki kızıl elmayı niteleyen ‘terceman’ kavramına bakılırsa Kızıl elma, Hz.Ali'yi şah yapan bir niteliktir. Kızıl elma ve ‘terceman’ kavramı birlikte düşünüldüğünde akla, Hz. Adem'in ve eşinin tattığı cennet meyvesini akla getirmektedir. Bu meyvenin ne olduğu ile ilgili Kur'an tefsirlerinde oldukça spekülasyon yapılmış, yorumcular tarafından muhtemel bir meyve veya ürün ismi sayılmıştır. Pir'in, bu muhtemel meyvelerden ‘elmayı’ seçtiği görülmektedir. Fakat bir farkı vardır: Pir'in elması, Hz. Ali'ye tercümanlık yapmaktadır. Başka bir deyişle elmalar, Ali'ye ‘bilgi’, tasavvuftaki karşılığı ile ‘marifet’ sunmakta buna göre kızıl elmanın mahiyeti, ‘bilgi’ olmaktadır.

Kur'an'daki nitelemelere bakılırsa bu meyve yani elma (Arapça Tuffa – “ Tuffayı ( Elma ) yemek” ), insanın uzak durması gereken bir meyvedir. İnsanın düşmanı olan, sembol ismiyle Şeytan veya İblis'e göre insanın uzak, ilgisiz kalmaması gereken bir meyvedir. Ona göre bu meyve, ‘ölümsüzlü k’ Kur'an'da ki ifadesiyle ‘ huld ‘ (şeceratü'l-huld – Huld ağacı) meyvesidir. Neticede insanın ilgisiz kalamadığı anlaşılan bu meyve, insana iddia edildiği gibi ölümsüzlüğü değil, aksine "ölümlülüğü n" bilgisi ve tecrübesini getirir.

Pir'in ‘kızıl elma’ya yüklediği anlam, ise bunun tam aksidir. Hz. Ali yeryüzündedir ve ölümlüdür. Pir'in “kızıl elması”, Hz. Ali'yi ölümlülük ortamından kurtaracak, tekrar ölümsüzlüğe ulaştıracak bilgileri içeren ölümsüzlüğün tercümanlığını yapan bir meyvedir.

Bu iki nefese ilave olarak başka bir nefeste, elmanın fizikî boyutuna yer verir. İki nefeste elma, meyvesi yenen ve akabinde taşlanan, değerini bilmeyenlerin kabuğunu soyduğu, başka bir deyişle kabuğuyla etini birbirinden ayrıldığı meyvedir. Halbuki, Pir'e göre eti Fatma Ana, kabuğu Kamber'dir. Çekirdeğinden Düldül gibi bir at'a bedenleşme ( vucud ) verir. Böylece elmanın bir başka niteliği ortaya çıkmaktadır. Bu da var oluşun sebebi, veya çokluğun ilkesidir.

Bir nefese göre Cebrail, cennetten getirdiği elmayı, "Şah"a ‘terceman’ olarak verir. Şah, yani Hz. Ali, elmayı eline alır, dört parçaya böler ve bir parçasını yer. Bir parça elma Şah'a yeterli gelir, Pir'in ifadesiyle kandırır. Üçünü, melekler Hakk'a geri götürür. Hak bu davranışa hoş nazarla bakar ve sonuçta Ali'ye, yedi iklim ve dört köşeyi verir. Üç nefes birlikte düşünüldüğünde elmanın üç parçasından biri Düldül, biri Zülfikar ve biri Fatma Ana ile Kamber'dir. 25. nefesin son dörtlüğüne göre bu çokluk aynı zamanda birlik, Pir'in ifadesiyle vahdettir.

ŞAH SÖZCÜĞÜ
Arap dünyasında Şeyh ( yaşlı, bilge ) bazı Ortadoğu dillerinde ‘ ŞIH ’ olarak da telaffuz edilen kavram Konfiçyus inancında bir dini derece, unvan olan – ŞIH – sözcüğünden alındığı kuvvetle muhtemeldir. Antik dönemlerde İpek yolu ticareti güzergahında tüccarlarla yolculuk yapan din adamlarının bu unvanının Ortadoğu dillerine girdiği iddia edilir.

ŞIH – ŞEYH ( yaşlı, bilge, erdemli kişi ) bir anlamda yüce varlığın da simgesel temsilcisidir, ilahi emirleri bildirenleridir . Daha sonra bu kavram Aramice’den Arapça’ya NEBO – NEBİ – MURSEL ( yüce emirleri tebliğ eden, haber ileten ), PEYGAMBER ( Farsça – aynı anlamda) gibi terminolojilerl e karşımıza çıkar.
ŞEYH – ŞIH terminolojisi Türk ve Fars coğrafyasında ŞAH şeklinde bir ifade, kullanım ve terminolojik kavrama dönüşür.

Türk Dünyası Yöneticileri konumları gereği kendilerini simgesel tanrı elçisi gibi nitelemişlerdir . Iran Şahı Şah Rıza Pehlevi iktidarda olduğu dönemlerde aynı simgesel ifadeyi kullanırdı. Hatta bugünkü Mollalar da benzer simgeselliği kullanıyorlar.

Osmanlı yöneticileri ise bu konuda daha dikkatli olmuşlar ve Padişah ( Şah’ın ayağı, Şeyh’in ayağı, yüce gücün simgesel temsilcisinin ayağı ) nitelemesini daha uygun bulmuşlar. Daha sonraları bilindiği gibi Halef ( Halife – yerine temsil eden kişi ki o yüce gücü kast etmektedir ) unvanlarını kullanmışlardır .

TÜRK MİTOLOJİSİNDEKİ KIZIL ELMA SİMGESELLİĞİ

Kızıl Elma Türkler özellikle Oğuz Türkleri için Kızıl elma üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan idealler veya hayallerdir.

Kelimenin tam olarak ne zaman nerede ve nasıl kullanıldığı bilinmemekle birlikte tarihi akış içerisinde hep batı yönünde ilerlemenin bir sembolü olmuştur.

İstanbul'un Fethi'nden sonra Kızıl elma'nın Roma'da bulunan Saint-Pierre Kilisesinin mihrabındaki altın top olduğu ileri sürülmüştür.

KIZIL ELMA ÜLKÜSÜ

Kızıl elma Türkler tarafından değişik şekillerde tasvir edilmiş olup bazen bir belde bazen bir taht ya da parıldayan ve dünya hakimiyetini temsil eden som altından yapılma kızıl renkli bir küre olmuştur.

Bu altın top bazen zaferin işareti bazen hâkimiyetin sembolü bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yerin sembolü olarak ifade edilmiştir. Çok eski bir Türk inanç ve töresi olan Kızıl elma Türkistan'dan Hazar Denizi'nin doğusundan gelen Oğuzların Hazar kağanının ipek çadırının üzerinde hâkimiyetinin ifadesi olarak bulunan altın topu (Kızıl elma'yı) ele geçirmeyi ülkü edinmişler.

Türkler inandıkları Gök Tanrı'nın dünya hâkimiyetini kendilerine ihsan ettiğine iman etmişlerdi.

Bu Bilge Kağan'ın ” Tanrı istediği için tahta oturdum dört yandaki milletleri dirliğe, düzene soktum Türk Tanrısı milleti yok olmasın diye babam İlteriş Kağan'ı ve anam İl Bilge Hatun'u gökten tutup yükseltmiştir ” sözlerinden anlaşılmaktadır .

Oğuz Kağan'ın Tanrı tarafından tanrısal güçle donatılmasının yanında yardımcısı ve rehberi de gökten indirilmiş Gök-Börü'nün de (Bozkurt – Orion takımyıldızı simgeselliği) aynı kaynaktan beslendiğine inanılmaktadır. Oğuz'un seferleri sırasında ona kılavuzluk yapar. Oğuz Kağan Destanı'nda geçen şu mısralar bunu en güzel şekilde izah etmektedir:

” Ben sizlere oldum kağan Alalım yay ile kalkan, Nişan olsun bize bu yan Bozkurt olsun bize uran “

Kızıl elma çoğu kez Türk birliği idealinin ismi olmuştur. Bugün de Türk milletinin birleşme ideali Turan Devleti fikri olarak yaşamaktadır.
Bu gün için Kızıl Elma sözünün anlam değiştirmeye başladığı görülmektedir.

Türkçülere göre Kızıl Elma literatüre girmiş yabancı kaynaklı bütün doktrinlerden farklı olarak İnsanın Dünyada ki bütün olanaklarını adilce paylaşılacağı açlığın sefaletin savaşın ve gözyaşının olmadığı bir yönetim düzenini iddia etmektedir.

MİTOLOJİDE ELMA
Herakles'e, dünyanın ucunda, güneşin battığı yerde, Atlas'ın gök kubbeyi taşıdığı yerde bulunan bir bahçedeki ağaçtan elma alıp gelme görevi verilmişti (Heraklesin 12 ödevinden biri). Herakles "Akşam Kızlarının Bahçesi – Bir tür cennet betimlemesidir " denen bu yere gelmiş ve bahçeyi koruyan yüz başlı ejderle savaşmıştır. Atlas'ı ikna ederek bu bahçeden 3 elma alabilmeyi başarıp dönmüştür.

Altın Elmalar veren elma ağacını diken ve yetiştiren toprak tanrısı Gaia'dan başkası değildi. Bu ağacı Zeus ve Hera'nın evlilik törenlerinde çifte hediye olarak altın bir saksıya koyarak verdi. Ağaç Gaia sayesinde kısa sürede çok dallı budaklı, gösterişli oldu ve meyve vermeye başladı. Hera, altın elma veren ağacı çok beğendi ve Olympos'tan uzak bir yere dikmeyi düşündü. Ağacı dünya denizlerinin en batısındaki ıssız bir yer olan Hyperborea bölgesine dikti ve ağacı Hesperidler olarak bilinen akşamın üç kızına teslim etti. Dünyayı sırtında taşıyan bir titan olan Atlas'ın kızları Aigle (parlak), Erythie (kırmızı) ve Hesperarethousa ismini taşıyordu. Bakire periler ara sıra ağaçtan kendilerine de elma kopardıklarında n Hera duruma el koyarak ağacın yanına uyku uyumaz, yüzlerce başı olan korkunç bir ejder olan Ladon'u görevlendirdi. Böylece periler dahil kimse ağaca yaklaşmaya cesaret edemedi.

Herakles, 11. görevi gereği altın elmaları almak üzere uzun bir yolculukla bu bahçeye geldi. Atlas'ı kandırarak altın elmaları çaldı sonra da Typhon'un çocuğu ejder Ladon'u öldürüp kaçtı.
***
Bir gün 3 tanrıça Athena, Hera ve Afrodit'in birlikte bulunduğu esnada ortaya üzerinde "En güzele" yazan altın bir elma düşer. 3 tanrıça da kendisinin en güzel olduğunu iddia ettiği için elmayı paylaşamazlar. Bunun üzerine gerçekte Troia kralının oğlu olan çoban Paris'e giderek hakemlik yapmasını isterler. Ancak bu arada her biri Paris'e kendisini seçmesi halinde bazı hediyeler vereceklerini söyler. Paris altın elmayı kendisine dünyanın en güzel kadınını vaad eden Afrodit'e verir. Bu güzel kadın kral Menelaos'un karısı Helen'dir. Paris Helen'i Troia'ya kaçırır. Bunun üzerine Menelaos büyük bir ordu ile Troia'ya saldırır ve yıllar boyu sürecek olan büyük bir savaş başlar.

KAYNAKÇA VE PİR SULTANLA İLGİLİ YAYINLAR

1. Aslanoğlu, İbrahim Pir Sultan Abdallar, 1984
2. Balım, Ali Pir Sultan Abdal, 1943
3. Banarlı, Nihad Sami "Pir Sultan Abdal", Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul,1987, c.I
4. Bayrak, Mehmed Pir Sultan Abdal, 1986.
5. Danişmen, İsmail Hami Türklük Meseleleri, İstanbul.
6. Ergun, Sadeddin Nüzhet 16.Asır Saz Şairlerinden Pir Sultan Abdal, 1929.
7. Eyüboğlu, Sabahattin Pir Sultan Abdal, 1977.
8. Fuat, Memed Pir Sultan Abdal, 1977.
9. Gökalp, Ziya Kızıl Elma, Haz.Hikmet Tanyu, Ankara, 1976.
10. Gölpınarlı, Abdülbaki - Boratav, Pertev Naili Pir Sultan Abdal, Ankara, 1943.
11. Kabaklı, Ahmet "Pir Sultan Abdal",Türk Edebiyatı, İstanbul, 1997, C.I
12. Kudret, Cevdet Pir Sultan Abdal, İstanbul, 1965, 1985.
13. Öztelli, Cahit Pir Sultan Abdal-Bütün Şiirleri, İstanbul, 1996, 8. basım.
14. Ural, Orhan Pir Sultan Abdal, 1982.
15. "Pir Sultan Abdal", AnaBritannica, İstanbul, 1994, C.25
16. Erhat, Azra : Yunan Mitolojisi



İşe bakınki Günümüzde kızıl elma ülküsüne daha çok sahiplenenler mhp sempatizanları ve bbp sempatizanları dır ,bu hep böyle olmuş aleviler çoğunlukla kendi değerlerinme fazla sahip çıkmamışlar başkaları Alevilerin değerlerini kendi değerleri gibi sahiplenmişlerdir ,bunun bir çok örneği vardır mesala sazlar mesala dört kapı kırk makam gibi, şimdi başkaları sahiplenmeye kalkıyor .
İşin aslı şudur Osmanlının temelini aleviler atmış ve baş yöneticiye şahin ayağı anlamında padişah ünvanı almışlardır  sonra ki yozlaşmalar nedeni ile Aleviliklerini kaybedip Arapların kültürünü benimsemişler böylece hem Aleviliklerini hem Türklüklerini yitirmişlerdir aslını inkar edenler aslına düşman kesilmişlerdir maalesef.

10 Şubat 2014 Pazartesi

TÜRKLERİN EHLİBEYT SOYU İLE AKRABALIĞI



TÜRKLERİN EHLİBEYT SOYU  İLE AKRABALIĞI

Malatyaya bağlı Arapkir’in Onar Köyü Şeyh Hasan Ocağına ev sahipliği yapar.Ocağa adını veren Şeyh Hasanın hayatı Türklerle Ehlibeyt soyu arasındaki ilişkiyi anlatır.

Hoca Ahmet Yesevi(MS 1093-1166) ile amca çocukları olan Bahşi Han şeyh Hasanın dedesidir,Abbasilerin zulmünden kaçan İmam Musa Kazımın torunları Oğuzların bayat kolunun  on er oymağının beyi olan bahşi hana sığınırlar,Bahşi han oğlu Ahmedi  imam Musa Kazım’ın(MS.745-799) torunlarından biri ile evlendirerek  ehlibeyt soyu ile akrabalık kurar,

Şeyh Hasan bu evlilikten doğar tasavvuf eğitimini ehlibeyt soyundan gelen seyitlerden alır.Şeyh Ahmet oğlu Şeyh Hasan ve diğer kardeşleri ile beraber Ahmet Yesevi ocağında yetişmesini sağlar.

Ahmet Yesevinin öğrencisi olan şey Hasan daha sonra  on er oymağının başına geçer  ve Ahmet Yeseviden aldığı icazetle Anadoluya gelir .Büyük Selçuklu devletinde uc beyi olarak  bu günki  Malatyanın Arapkir ilçesi Onar köyüne yerleşir burada Merzifondaki piri babanın kızı ile evlenir.
videonun 10- 14dk dikkat



21 Ocak 2014 Salı

ALEVİLİKTE CEMLER

















ALEVİLİKTE CEMLER

Aleviliği bütün yönleri ile anlamak, Cem ibadetini anlamaktan geçer.
Kelime anlamı olarak 'Cem', birleşme, birlik olma, bir araya gelme demektir. Cem'de yapılan her hareketin, her sözün inançsal, kültürel, toplumsal sembolik anlamları vardır.
Cem; özgürlük, eşitlik, ibadet ve sevgi yeridir. Hizmet ve sohbet muhabbet yeridir. Kul-Köle, efendi-beyin olmadığı, eşit ve hür canların buluştuğu yerdir. Af, şefaat, rıza meydanıdır Cem. Edep ve erkân yeridir.

Cem'in inançsal kaynağı, Kırklar-Cem’idir. Hz. Ali bu yolu kurduğu zaman kendine eşlik eden kadınlı erkekli 40 kişi ile birlikte ilk kez bu cemi gerçekleştirdi. O günden bu yana Aleviler, bu kırkların cemini sürmektedir.
Cem yalnızca bir ibadet değil, aynı zamanda bir okul, bir sınav olarak da görülebilir. Alevi inancının ve yaşamının minyatür bir örneğidir Cem. Çünkü her Alevi insanı hayatının kutsallığına bağlı kalarak yaşamakla sorumlu olduğundan, aslında yaşamın her anını bir ibadet olarak görür. Yapılan herhangi bir hata, diğer dinlerin çoğunda olduğu gibi ölümden sonra yapılacak yargılamaya bırakılmadan, hayatta iken telafi edilmelidir. Af veya rıza Haktan önce gönlü kırılmış veya hakkı çiğnenmiş canlardan dilenir.
Vicdan her Alevi için en büyük mahkeme olarak kabul edilir.
CEM'DE ASIL AMAÇ toplumsal sorunları çözmek,
Alevi kültürünü ve ibadetini bilmeyenlere  hatırlatmak, öğretmek
bilmeyen genç kuşaklara öğretmek,
bu öğretiye ters düşecek şekilde yaşayanları toplum huzurunda sorgulamaktır.
 Cem'e kadın-erkek, yaşlı-genç ayrımı yapılmaksızın herkes katılabilir.
 Dedenin yönetiminde ve bağlama eşliğinde ciddi bir sohbet ortamı içinde ibadet yapılır. Toplumsal ilişkileri sağlamlaştırmak, kin ve düşmanlığı ortadan kaldırmak, Cem'e katılanları barışa kardeşliğe yöneltmek için yüz yüze, cemal cemale oturulur.
Akıllarda kalması için gönül temizliği, saygı, gerçekler konusunda uyanma, ortak ve eşit paylaşım, düzen gibi Alevilikteki en önemli unsurlar, 12 hizmet sahipleri tarafından sembolik olarak büyük bir titizlik içinde yerine getirilir. Bu işlerin çoğunda Cem'e katılan canların da katılımı sağlanır.

Duvara değil cemale, "Didar-i pak" olarak ifade edilen temiz insan yüzüne bakmak, varlıkların en kutsalı kabul edilen insanları ve bu şekilde kendini tanımak, yaradılışın ve hayatın anlamını kavramak, insanı kutsal görmek, Alevilerde ibadetin esasını oluşturur. Bu anlayışla Aleviler; "Secde ademedir", "Hak ademedir" fikrinden hareketle insanı ve insan sevgisini dinin esası haline getirmişlerdir.



Alevi-Bektasi düşüncesinin ibadet yorumu hakkında Edip Harabi şöyle der:

Zühd-ü riya ile olan ibadet
Hatadır Hz. Settar'a karşı
Böyle namaz ile olamaz ümmet
Hiç kimse Ahmet-i Muhtar'a karşı

Tarikatsiz mü'min olamaz kimse
Nur'u nübüvvetle dolamaz kimse
Hakk'ı, Peygamber'i bulamaz kimse
Yatıp kalkmak ile duvara karşı

Allah gözlerine çekmis bir perde
Yok dersin Allah'ı gökde ve yerde
Gösterelim gelde gör Hakk'ı nerde
Secde eyleyesin Didar'a karşı

                                                                  

CEMİN BAŞLAMASI
Cem'de Hizmet sıralaması

Cemde ki sıralama şöyledir;
1) Dede Ceme girer ayakta (darda) olan cemaata dar duası verir.
2) Sohbet eder. (Aydınlatıcı konuşmalar yapar.)
3) Dede cemaattan razılık ister. Sorunlar varsa çözer. (Küskünleri, dargınları barıştır.)
4) Edeb erkâna dâvet eder.
5) Sâlat ve selam verilir.
6) On iki hizmet görev deyişi okunur. (zakir)
7) On iki hizmet sahiplerine dede toplu Dua verir.
8) Post serilir ve dual arı verilir.
9) Tezâkkâr hizmetleri ve duaları verilir.
10) Çerağ uyandırılır ve duaları verilir. Alevilikte çerağ uyndırma yani mum yakma olayı aleviliği hazmedemeyen  kişiler MUM SÖNDÜ iftirası  atarak karalamaktadır,12 hizmetten biri olarak var olan çerağ yakma  aleviliğin ilk yıllarında elektriğin olmadığı yıllarda aydınlatma amaçlı olarak  duayla başlamıştır  birinci neden budur,ikinci neden ise  çerağ yani mum güneşi temsil eder kırklar semahı dönen canlar ise Dünyayı temsil eder . Hacı Bektaşı veli bunu ne güzel izah etmiştir bütün alem semah döner  bir çerağ bir kandil etrafında  der .
Kızılbaşlık  alevilik te mum söndürme iftirası Emeviler zamanında başlamış Osmanlının alevi kızılbaşlara bakış açısının değişmesi ile doruğa çıkmıştır .Cemde hizmetlerden biride  bekçilik  bekçiler cem evinin dışında dururlar cem evine her hangi bir saldırı olup olmadığını gözetler.Alevilere yoğun zulüm yıllardında cem evlerine sık sık baskın yapılırdı ,bir tehlike olduğu zaman bekçiler hemen cem erenlerine haber verilir o zamanın aydınlatma aracı mum  söndürülür ev karanlık hale getirilirki baskın yapılmasın diye .Bu olayı Osmanlı zamanında bazı kişiler aleviler mum söndü yapıyorlar diye padişaha iletmişler ve padişahta olayın aslını araştırdıktan sonra  hiçte öyle olmadığını görür ve bir dahada fazla üstüne gitmez.Osmanlı seciye defterlerinde ve mahkeme kayıtlarda hiç bir zaman bununla ilgili her hangi bir karar ve kayıta rastlanmamıştır
Alevi Kızılbaşlık ibadetinde  mum ile semah Şah İsmail ile Kalender Çelebi'nin mülakatlarında da vardır, ikisi bir mum yakarak semaha kalkmışlar, mum sönesiye kadar (o zamanki mumların patates misali yamru yumru olduğu ve yaklaşık iki saat kadar yandığı bilinmektedir) vecd halinde dönmüşler ve sonra bitap düşmüşler.,Mum etrafında semah dönmek islami tasavvuf ehlinin çoğunda vardır ,buna örnek olarak Mevlananın kurmuş olduğu mevlevilikte olduğu gibi bir çok yerde vardır.

11) Süpürgeci hizmeti ve duaları verilir

12) Gözcü hizmeti ve duası.
13) Tevbe duası ve Nad-ı Ali (Hadis) okunur.
14) Secde (gülbang) duası
15) Duvazimam okunur
16) Secde duası
17) Tevhid edilir
18) Secde duası
19) Tevhit edilir.
20) Secde duası
21) Mir'aclama okunur ve kırklar semahı yapılır.
22) İstek semahları yapılır.
23) Saki suyu dağıtılır ve duaları verilir.
24) Mersiyeler okunur.
25) Secde duası
26) Süpürge (Farraş) hizmeti ve duaları verilir.
27) Lokma hizmeti ve duaları yapılır.
28) Çerağ söndürülür.
29) Post kaldırılır.
30) On iki hizmet yapanların toplu duası verilir.
31) Dağılma (Gidene - Durana) duası verilir.



Cem bitirilmiş olur.
Cem başlamadan, Cem'i yöneten dede veya baba orada bulunan tüm canların içinde birbirine dargın veya birbirleri ile sorunu olan kişilerien olup olmadığını sorar.
Dargınlar sorunlarına çare bulunarak barıştırılır.
Herhangi bir sebepten aralarında anlaşmazlık bulunanların anlaşmaları sağlanır.
Cem'in yapılabilmesi için bu şarttır.
Çünkü Cem, bir sevgi ortamıdır.
 Kişisel ve toplumsal barış sağlanmadan, temeli insan sevgisi olan bir ibadetin göstermelik olarak yapılmasının anlamı yoktur.
 Ancak bundan sonra 12 hizmetli Cem'i başlatmak üzere sırayla ortaya gelir.

Meydan kötülüklerden arındırılır, gönül abdesti alınır, dede varsa nasihatlarını ve şikayetlerini topluma açıklar, deyişler okunur, semahlar dönülür, canların getirdiği lokmalar, eşit olarak paylaştırılıp, herkesin rızası alındığı dede tarafından onaylandıktan sonra yenir. Tüm hizmetler yerine getirildikten sonra gülbengler okunur, Cem dede tarafından mühürlenir yani bitirilir.
Bu aşamadan sonra isteyen oradan ayrılır, isteyen yapılacak sohbetler için kalır. Gerçekleşmesi umut edilen, Cem'e katılan canların toplumsal problemlerini halletmiş, kendi değerlerinin, çevresindekilerin kutsallığının, hayatın manasının farkına varmış olarak huzur içinde evlerine dönmesidir.

Cem ibadetine, gönlü ve ten temiz gelinir. Takı takılmaz. Canlarla paylaşmak için evde olandan üstü kapalı şekilde lokma, oturacak (post) minder getirilir. Rahat elbise giyinilir. ihtiyaçtan fazla kurban kesilmez. Yenilen içilen ve diğer giderler için önceden veya cem günü gönülden lokma payı verilir. Cem'den önce, isteyen Dedeyle görüşebilir. Bunun dışında Cem'de Eden, erkâna (ortama) uymak önemlidir. Cem ibadetinin birçok çeşidi vardır, bunlardan başlıcaları şunlardır:

BİRLİK CEMİ
Halkın birlik ve beraberliğini sağlamak, kaynaştırmak, müsaip edinmelerini sağlamak için yapılır. Çocukların ve yetişkinlerin birlikte katıldığı, aynı zamanda eğitim amaçlı cemlerdir.


GÖRGÜ CEMİ
Alevi, İslam özünü dört kapı kırk makamda bularak, "eline-diline-beline" kuralıyla "görgü cemi"nde mürşidin talibine "dar gel, doğru söyle!" diyerek, alacağını alıp, vereceğini verip, talibin mürşidin görgüsünden geçtikten sonra, Allah huzurunda, Hz. Hüseyin yolunda aklanmasıdır.

Alevi eşitlik, kardeşlik, demokrasi, laiklik demiştir.
 Alevilik, bin defa mazlum olsan bir defa zalim olma demiştir.
 Alevilik engin bir sevgi denizidir. "Sudan duru, sütten beyazdır". Alevilik Ali’yi sevmektir. Ali dürüsttü, mertti, cömertti, yoksulun yanındaydı. Haksızın yanında değildi. Böylece, Aleviler bu nitelikleri taşımayanları, görgüsünden ceminden uzaklaştırmıştır.

Alevilik başka şeydir, Alevi olmak başka şeydir.
Aleviliğin ön koşulları, Allah-Muhammed-Ali sevgisi ilkesine inanıp, Kuranıkerim'e canı gönülden bağlı olmak, görgü cemine girip alacağını alıp, vereceğini vermektir.
 Önemli olan bir husus, Oniki İmam ve Ehlibeyt yolu olan cemine girmeye hak kazanılmasıdır.
Nazlı, niyazlı olacaksın; kötü alışkanlıklara sahipsen, ceme gelemezsin.
Nedir bu kötü alışkanlıklar: Alevilikte, insana zarar verecek herşey yanlış olduğu gibi, insanlığa topluma yakışmayan herşey de suç kabul edilir. Suç işlediği düşünülen kişi, görgüden geçerek yaptığı suçun şekline göre cezalanır. Ancak yapılan suç insana karşı yapılmışsa, mutlaka razılık alınarak, barıştırılıp, niyazlaştırılır.
Görgüde yolun almayacağı önemli suçlarda vardır. Bunlar; adam öldürmek, haksız yere karısını boşamak, kocasını terk etmek, zina yapmak, ikrar bozmaktır. Bunlar suçtur, yola alınmaz. Yol cezası verilir.

Dede geldiğinde, cem ehlileri dedenin geldiğini duyunca dede ile beraber müsait bir yerde, varsa cemevinde toplanırlar. Aynı gece görgü cemi yapılacağını öğrendikten sonra, o gün kendi aralarında köylerinde ne gibi davaların olduğunu ve durumunu soruştururlar, öğrenirler. Akşam görgüye hazırlanmak üzere, dede tarafından müsaade edilir.

Önce cemimiz cennetimiz olduğuna göre, herkes genel yıkanma temizliğinden geçer. Görgü yapılmadan lokma yenilmez. Evden çıkmadan önce, önce ev halkı birbiri ile niyazlaşır, büyükler küçüklerin gözlerini, küçükler büyüklerin ellerini öper.

Cemevine girerken gelen canların hepsi kapının sağ tarafını Hz. Hüseyin’e sol tarafını Hz. İmam Hasan’a atfen niyaz verir.
Yalnız eşiğe de niyaz vermek gerekir. Medet-Mürvet (Medet ve Mürvet, Hz. Ali ile Hz. Fatma'nın çocuklarıdır, şehit olmuşlardır) niyazıdır, sağ el parmaklarıyla niyaz verilir. Ceme gelindiğinde, önce "malım, canım, Hz. Hüseyin yoluna kurban olsun!" dercesine, meydanda secdeye kapanarak ikrar verilir ve bütün ev halkı niyaz verip, duaya dururlar. Bilirse ev büyüğü, bilmezse ev halkından bilenin birisi, bu da yoksa cemde bulunan rehber şu duayı okur:

"Esselametü Alahkûm Ey Nur-i Tarikat erenleri
Esselametü Alahkûm Ey Nur-i Marifet erenleri
Esselametü Alahkûm Ey Nur-i Hakikat erenleri"

ARDINDAN DEDE ŞU DUAYI OKUR: "–Akşamlarınız hayır ola! Şerleriniz def ola! Görgü sorgularımızda erenler yardım ede! Allah-Muhammed-Ali bu güzellikten ayırmaya! Gerçeğe Hü», Mümine ya Ali!"

Gelen canlar tekrar duaya kalkar, dede şu duayı okur: "–Nazınızı niyazınızı hak kabul eyleye! Görgü cemimiz hak hukuk cemi ola! Allah-Muhammed-Ali gele, yardım eyleye! Gerçeğe Hü», mümine ya Ali!"

Ceme gelen tüm canlar, aynı edep-erkân yolu takip ederek cemde rehberin gösterdiği yere oturup, iki diz üzerine geldikten sonra, önce dede, sonra canlar, "Hü» erenler, hoş geldiniz!" dercesine sağ elini göğsünün üzerine koyar.

Dede cemin görgü cemi olduğunu ve görgü ceminin de ne olduğunu anlattıktan sonra, zakir üç düvaz okur. Dede zakirden sonra dua eder; ardından Selman-ı Pâk görevini yapan görevliler el yıkamak şekliyle dürüstlüğü temizliği doğruluğu sembolize eden görevlerini bittikten sonra, hizmet başlar.

ÖNCE DEDE: "–Akşam birliğini toparladık, bir gönül bir vücut olduk" der; hizmet sahipleri seccadeyi serer, Oniki İmam'a dua eder. Peşinden, Allah-Muhammed-Ali'yi içeren yakarış duasını, hacet dilek duasını okur. "–Erenler malımız kurban, canımız kurban olarak görgüye başlıyoruz" der. Cemde bulunan tüm canlar niyaz verir (yani yemin eder) görgü neticesine kadar Oniki Hizmet Cemi yapılıp, lokma yenilemez.

Dede oturmuş olduğu dede postunu, dedenin mesuliyetinin ne olduğunu, Ali adaletinin geçerliliğini anlattıktan sonra, muhip canların yapacakları görevleri kendilerine hatırlatır, göreve başlar. Önce dürüstlüğüne inanılan kişilerden dedeye yardımcı olmak için, Oniki İmamları temsilen oniki can seçilir. Bunlara onikiler ve köy sofuları denir. Onlar, görgüyü dedeyle beraber yürütür. Seçilen sofulara, doğru dürüst hareket edeceklerine dair cemde komşular huzurunda yemin ettirilir. Bunların verecekleri kadar, kesindir kimse itiraz edemez. Yapılan isteklerde yapılan alacaklar, vereceklerde mutlaka şahit istenilir şahit de doğru söyleyeceğine yemin eder.

Musahip olanlar her ikisi beraber tüm ev halkı, yalın ayak "Dar-ı Mansur" olarak, seccadeye niyaz veren meydanda yaş itibarı ile safa geçer. Her can, niyaz veya el öperek sıraya geçer. Görgüye gelip safa geçtikten sonra,
MUSAHİP OLAN CANLARDAN BİRİSİ ŞU DUAYI OKUR: "–Elhemdir illah gene geldik, Erenler meydanına. El bağlayıp durduk pir divanına. Yol Ali’nin Mansur dar'ım, Eyvallah pirim!"
 DEDE, "–Aşk ola sofu yola!" der ve
 ŞU DUAYI OKUR: "–Hakk teâla cesedine can verdi, kalbine ilham verdi. Geçtiğin Mansur dar'ı, gördüğün Hakk didar. Ne gördün ne işittin ey talip?"
 TALİP: "–Hakk gördüm, Hakk işittim. Ev gördüm, meydana geçtim. Allah Allah eyvallah ya pirim..." DEDE: "–Eyvallahın daim olsun! Bünyen kayım olsun! İkrarın tamamına yoldaş olsun! Döktüğünü doldur, ağlattığını güldür! Dil ver, baş kaldır, doğru söyle!"
 TALİP: "–Eyvallah pirim" der. Seccadeye niyaz verip iki diz üzerine oturarak, dedenin anlattığı sözleri haklar: "–Eyvallah!"

DEDE: "–Pir, Rehber, Mürşid kapıları hak mı?" diye sorar;
 TALİP: "–Hak pirim" deyip seccadeye niyaz eder.

DEDE: "–Oniki gün Muharrem orucu, yedi gün veya (üç gün) Hızır İlyas orucu Medet-Mürvet 48 Perşembe orucu Hak mıdır?" diye sorar; talip, "–Eyvallah pirim" der, niyaz eyler:
TALİP"–Canımı, malımı bu yola kurban, hakkı olan hakkını istesin!" der.
DEDE: "–Canlar, bu can Hakk divanında görülüp soruluyor. Canını malını yola teslim etti. İsteklisi var mı, eliyle koymadığını alır mı, gözüyle görmediğini söyler mi, küfür söyleyip, kötü işler yapar mı?" diye cemaate sorar.

Cemde bulunan canlara, önce seçilmiş onikiler yanı yol büyüğü sofulara; onlarda iyidir veya davası varsa, söyleyip yol töresi icabı, alacağının isteğinde bulunur. Dargınsa, barıştırılır. Dargın olarak, gönül kırgınlığı olarak görgüden geçilmez.
 Davanın şekline göre dede ile seçilen onikiler gereken durumu halleder.
 Bu karara uymak zorunluğu vardır. Uymazsa, ceme gelemez. Kurban kesemez, kurbanı yenilmez!

Aynı görgü, tüm gelen taliplere uygulanır kadın-erkek ayrımı yapılmaz. Küfrü ile ahlakı ile toplum uyumu ile insana olan saygısı incelenir. Alevilikte "kılı kırka ayrılıp kimsenin hakkı kimsede kalmaz" sözü geçerlidir.

Kadın-erkek bağlılığı mutlaka pekiştirilmelidir. Önce ehiller bağlılığı çok önemlidir. Annesine, babasına, kayınpederine vb. mutlak saygı göstermesi lazımdır. Yoksa, gereken ceza verilir veya yoldan dışlanır.
Görgüden sonra görülen canlar sırada bulunan canlarla niyazlaşır, duaya durulur. Tekrar yol erkânı almak üzere diz çökerler.
 DEDE DER Kİ: "–Hü» erenler, mihracın mübarek olsun!" Cemaatte bulunan canlar da aynı buyrukta bulunur. Ne demektir bu, ölmeden önce ölmek hakkını hukukunu bu dünyada vermek.
 Hz. Hüseyin’in dediği gibi, kul hakkı ile divana girilmez. Görgü hak sorgusuzdur. Görülmeden, sorulmadan Alevilik olunmaz. Alevi olmanın en temel şartı yol ehli olmaktır. Kişinin işliği önemlidir.

Görgüden sonra, rıza suyu içilir. Rıza suyu içilmeden önce,
DEDE "–Rıza suyu verilecek, kurbanı yenilecek küsülü olarak rıza suyu içilip, kurban yenilmez!" der. Şayet görgü esnasında dargın olanlar varsa ve barışılmazsa, dargın olanlar kendi haliyle söylerler, barıştırılır.

Görülen canlar, hep beraberce kurban alır. Buna "Birlik Kurbanı" denir. "–Ceme girdik aklandık" diye Allah-Muhammed-Ali’ye dua edilir. Sazlar çalınır, muhabbet etmeye, ceme girmeye hak kazanılır. Oniki hizmet, görgüden sonra yürütülür.
dualar
Rehber - Mursid
REHBER: Bismillah Bismisah Allah Allah Erkanimiz mübarek ola, Kirklarin gittigi Erkandan sayila, Dualarimiz makbul ola, Hizir yoldasiniz ola, Dil bizden Himmet Hz. Hakktan ola, Allah Eyvallah. HÜÜ...

MÜRSÜD: Mürsüd gülbenk aldiktan sonra Makamina niyaz olur ve yerine oturur ve tüm Hizmet sahiplerine gülbenk verir.

MÜRSÜD
: Bismillah Bismisah Allah Allah Erkanimiz mübarek ola, Kirklarin gittigi erkandan ola, Hak Muhammed Ali gözcümüz bekcimiz ola, özü katarindan ayirmaya, Hizmetleriniz kabul niyazlariniz makbul ola, dil bizden Himmet Hz. Hizirdan ola, Allah eyvallah Hüü...

BRIKCII: Bismillah Bismisah Allah Allah: Hayir Himmet Pirim Destur

MÜRSiD: Bismillah Bismisah Allah Allah Hizmetlerin kabul ola, Seyidi ibriktar Kamber Hz. lerinin hizmetinden sayila, Allah Eyvallah Hüüü...

MÜRSiD: Baris yaparak küskün dargin varmi yokmu sorar ve alacak verecek varsa hal olunur.
Baris Gülbengi
Baris Gülbengi
MÜRSiD: Bismillah Bismisah Allah Allah Aksamlariniz hayir ola, Günahlariniz af ola, Cenabi Hak birlikten dirlikten ayirmaya, her an pir, Mürsid huzurunda yüzünüz ak imaniniz pak ola,dariniz Imam Hüseyin?i Kerbela?nin dari sayila, Sefaatindan mahrum birakmaya, dil bizden nefes Hz. Pirden ola. Allah Eyvallah Hüü...

CEMiN MÜHÜRLENMESi
SÜPÜRGECI: Bismillah Bismisah Allah Allah Selman-i Parsta vekaleten üc baci idik,güruhu naci idik, Kirklarin ceminde süpürgeci idik. Süpürgeci Selman, kör olsun Mervan zuhur ede Mehdi sahibi zaman, Allah Eyvallah Hüü...

MÜRSiD: Bismillah Bismisah Allah Allah Sayila Selman Mülki Süleyman, kör olsun Mervan, yetise Mehdi sahibi zaman Hizmetin kabul ola, Seman-i Pak yardimcin ola, ALLAH Eyvallah Hüü...


İRŞAD CEMİ

İrşad Cemi kısaca yeni yetişen kız ve erkek gençlerimizi eğiten, yolun kurallarını gösteren, Cem'de nasıl davranacaklarını bildiren, duaları öğreten, insanların birbirleri ile nasıl kaynaşacağını sağlayan, dinler ve inançlar hakkında bilgilendirme yapan bir Cem'dir.
KOLDAN KOPMA CEMİ

Koldan Kopma Cem'i, Alevilikte Halk mahkemesinin işlediği,
 toplum içinde sosyal sorunların karara bağlandığı,
toplumsal suç işleyenlerin müşkillerinin görülüp giderildiği,
daha bir çok konuyu kapsayan bir Cem biçimidir.
 Bu Cem'de tüm ihtilafları Dede, Pir veya Mürşid yöre halkının çoğunluğunun da katıldığı kararı uygular. Verilen karar herkes için geçerlidir.
MÜSAHİPLİK CEMİ

Alevi Cemleri’nin içerisinde Müsahiplik Cemi önemli bir yer tutmaktadır. Alevilik güçlü ahlak sistemine dayanan, eşitlik ilkesini, paylaşımı ve sosyal  adaleti kendi bünyesinde barındıran bir inanç biçimidir.
“İnsan-ı kâmil”olmaya yönelik yoğun çaba ve çalışma içine girer. Aileleri birbirleri ile kaynaştırıp dayanışmayı sağlayan bir humanizmaya sahiptir. İşte bunun adı insanın insanla Müsahip olmasıdır. Yani birbiriyle ilke birliği, yaşam birliği ve daha da ileriye giderek kardeşlik anlaşmasının müsahiplik vesilesiyle ikrarlaşmasıdır. Alevilik’de Müsahip olmadan önce belli olgunluk aşamaları vardır.
LOKMA CEMİ

Lokma Cemi, kulun kula razılık Cem'idir.
 Bir nevi helallaşma Cem'idir.
Bir gönül alma Cem'idir.
 Adak Kurbanları,
 Adak yemekleri bu Cem'de yapılır.
Anadolu’nun bazı yörelerinde Lokma Cem'i, diğer bazı yörelerden de Dardan indirme Cem'i olarak anılmaktadır.
 DARDAN İNDİRMDE CEMİ
Dardan indirme, anne, baba veya bir yakının Hakk’a yürümesiyle ilgilidir. Baba, Anne veya bir yakın akrabası Hakk’a yürüyen kişi,  ilk üçüncü günü bir yemek verir. Yedinci ve Kırkıncı günü tekrar bir yemek verilir. Bu her üç yemek bir gelenektir. Ancak dardan indirme Cem'inin amacı değişiktir. Bu Cem'in belli bir günü yoktur. Ama aynı yıl içinde yapılması da bir görev sayılır.

Ölen kişi için Alevilikte daha çok “Hakk’a yürüdü” deyimi kullanılır. Hakk’a yürüyen kişinin tüm tanıdıkları, alış veriş ilişkisi olduğu kimseler, çevrede tanıdığı akraba ve arkadaşları çağrılarak hem halkın huzurunda, hem de Dede’nin huzurunda razılık alınır. Borcu varsa ödenir.
Alacağı varsa alınarak yakınına teslim edilir. Sağlığında gücendirdiği kimseler varsa onların razılığı alınır. Kurallar yerine getirildikten sonra yemekler yenilir. Dualar ve gülbenkler okunarak kişiye razılık verilmiş olunulur.

ABDAL MUSA CEMİ
Abdal Musa Ceminde kural olarak bir yola alınma veya görgü amacı yoktur.
 Özellikle Ege ve Akdeniz yöresinde adına Tahtacı ve Çepni dediğimiz boylarda Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gecelerde adak kurbanları gibi konularla ilgili Cem düzenlenir.
 Bu Cemler’de köy halkı biraraya toplanır. Dargınlar, küsler barışır, komşular birbirlerine lokma verirler.

Anadolu’nun değişik merkezlerinde de her yılın belli günlerinde törenler düzenlenmektedir. Bunların en bilinenleri şu şekildedir:
 Hacı Bektaşı Veli Törenleri,
Abdal Musa Törenleri (Antalya),
Veli Baba Törenleri (Isparta),
 Hamza Baba Törenleri (İzmir),
 Şücaettin Veli(Eskişehir) Törenleri,
Pir Sultan Törenleri (Sivas),
Hıdır Abdal Törenleri (Erzincan).
Bu törenlere yüzbinlerce insan katılmakta ve adeta bir festival havası içerisinde kutlanmaktadırlar.
Cemde 12 Hizmet

Dede (Pir, Mürşid)
: Cemi yönetir
Rehber
: Görgüsü yapılanlara ve Cem'e katılanlara yardımcı olur
Gözcü
: Cemde düzeni ve sükuneti sağlar. Birden fazla olabilir.
Süpürgeci (Ferraş)
: Meydanı kirden, kötülükten temizler, gerekirse rehbere yardımcı olur
Çerağcı (Delilci)
: Çerağın yakılarak meydanın aydınlatılmasını saglar
Zakir (Aşık)
: Saz eşliğinde deyiş, Duaz-i İmam ve miraçlama okur
Sakkacı (Saki, İbriktar)
: Sakka, Şerbet  ve el suyu dağıtır
Lokmacı (Sofracı)
: Kurban ve yemek işlerine bakar
Pervane (Semahçı)
: Semah döner
Peyik (Haberci)
: Topluma Cemi haber verir
İznikci
: Cemevinin temizliğinden ve düzeninden sorumludur
Bekçi (Kapıcı)
: Ceme katılanların evlerinin güvenliğini sağlar
http://www.alevifuaf.com/index.php?p=cheats&action=showcheat&area=1&plattform=4&id=28&name=alevilikte-cem