SON HALİFE ABDULMECİT
.:OSMANLIYI İÇKİ BİTİRDİ
OSMANLI
PADİŞAHLARI ALKOL İÇERMİYDİ?
Türkiye'de son günlerde gündeme gelen "içki" ve "milli
içki" tartışmalarına Murat Bardakçı, İslam dünyasının ve Osmanlı İmparatorluğu'nun son halifesi olan
Abdülmecid Efendi'nin risalesinden örnekler verdi.
Bardakçı Habertürk'teki köşesinde, son
halifenin kaleminden dedelerinin öyküsüne yer verdi.
"OSMANLI'YI BİTİREN İÇKİYDİ"
Halife Abdülmecid Efendi, 1920'li senelerde kaleme aldığı yayınlanmamış
risalesine "Osmanlı Devleti'nin
çöküşüne sebep olan dertlerin başında, içki gelir. İçki, dinen de
yasaklanmıştır ve haramdır. Halife çocuğu olan şehzadeler bunu asla unutamazlar
ve unuttukları takdirde hem ilâhî emirlere karşı gelmiş, hem de millete ve
Osmanlı Hanedanı'na verilmiş olan hilâfet ile saltanata ihanet etmiş olurlar.
İçki içenlerin hilâfette ve saltanatta hiçbir hakları yoktur" sözleri ile
başlıyor.
Abdülmecid Efendi, büyük boy kâğıtlara
yazdığı bu 35 sayfalık risalesinde Osmanlı padişahlarının tamamı hakkında değerlendirmeler
yapıyor. Aşağıda, son halifenin içki konusunda yazdıklarının bazılarını
özetleyerek naklettim:
İKİNCİ BAYEZİD: Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri'nin oğlu olan İkinci
Bayezid, pederinin heybetine ve büyüklüğüne sahip olmaktan mahrumdu. Ne babasından
kendisine kalan büyük devleti idare edebildi, ne de İslâm âleminin çöküşüne,
meselâ o zaman İspanya'da yıkılan Emevî Devleti'nin felâketine ve
Avrupalılar'ın Müslümanlar'ı işkencelerle katletmelerine çare bulup ses
çıkartabildi. En nihayet millete karşı vazifelerini yerine getirememesi ve
içkiye olan düşkünlüğü yüzünden devletin geleceğinin büyük bir büyük felâket
ile karşı karşıya bulunduğunu gören oğlu Yavuz Sultan Selim'in şiddetli
müdahalesi ile ezilip bertaraf oldu. Felâketinin başlıca sebebi, içmesi idi.
İKİNCİ SELİM: Kanunî Sultan Süleyman
gibi büyük bir padişahın yegâne hatası, âkıl evlâdı Şehzade Mustafa'yı feda
ederek devletin idaresini İkinci Selim gibi bir sefih bir serhoşa bırakması idi
ki, yükselmenin sona ermesi işte böyle başlar.
O zamana kadar mağlubiyet bilmeyen Osmanlılar'ın Haçlı donanmasına yenilmeleri
üzerine bütün Avrupa'da ilk şenliklerin yapılması, İkinci Selim zamanındadır.
İkinci Selim, Kıbrıs şarabı ile serhoş olan ve hiçbir işe yaramayan başını eski
sarayda hamam mermerlerine çarparak parçalamış ve bu suretle lâyık olduğu
manevî cezayı görerek vücudunu dünyadan kaldırmıştı. Artık bundan sonra
sefahat, işret, şehvet ve israf devri başlamış; felâket yollarına doğru büyük
adımlar atılmıştı. Uğranan her çeşit belâ fedâkâr millete yüklenmiş, refah ve
saadet uzaklaşmış ve arada bir yüzünü göstermiş ise de, akşam güneşi gibi hemen
batıp gitmişti.
ÜÇÜNCÜ MURAD, ÜÇÜNCÜ MEHMED: Bu iki
padişaha "Osmanlı Devleti'nin amansız cellâdı" denmesi doğrudur. Her
türlü rezaleti icra ederek Osmanlı Devleti'nin azametli saltanatını çöküşe
mahkûm etmişlerdir. Üçüncü Mehmed, şehzadelerin kafes arkasında yaşamaları
kaidesini de icad etmiştir.
DÖRDÜNCÜ MURAD: Hakikaten en büyük
padişahlarımız arasında sayılmak yeteneğine sahipti ve mertliği ile bütün
Osmanlılar'ı hayrette bırakmıştı. Fazilet sahibi idi, eski pehlivanların
kaldıramadıkları demirlere ve gürzlere başka halkalar ilâve ettirir ve bunları
kaldırarak hünerini icra ederdi. Bağdat ve İran seferlerine çıkan iktidar
sahibi bu padişah, geleceğin en büyük hükümdarı olmaya namzet iken içtiği
rakının kurbanı olmuş; devletin talihini ve geleceğini İbrahim gibi akıl
noksanı ve anlayıştan mahrum bir şahsa terkederek dünyadan çekilmişti.
ÜÇÜNCÜ AHMED: Devletin en hassas
zamanlarını Lâle Devri'ne çevirerek bütün milleti zevk ve sefahatle mestetti,
günlerini, Sâdâbâd safâları ile geçirdi. Fırsatlar elden kaçtı, zira padişahın
eğlenceden başını kaldırıp devletin ufkunu görmeye zamanı yoktu; baksa bile
görmek için bir kabiliyeti de bulunmuyordu. Sefahat kendisini tamamen ele
geçirmişti. Çıkan bir isyan neticesinde saltanatı Birinci Mahmud'a terkedip
başarısız şekilde bir köşeye çekilmeye mecbur oldu.
İKİNCİ MAHMUD: Tarihimizin
incelenmeye en fazla lâyık devirlerinden biri, büyükbabam İkinci Mahmud'un iktidar
yıllarıdır.
Osmanlı Devleti'ni geçmişten alıp parlak bir şekilde geleceğe nakleden azimli
bir padişah idi. Genç yaşında iken üzerine aldığı vazifeler o kadar önemli ve o
kadar da zor idi ki, geçmişten gelen dertlerin altında eziliyordu. Böyle zor
bir zamanda üstlendiği görevi yerine getirebilmesi için gereken azmin, ilmin ve
irfanın yanında büyük cesarete de sahipti. Bu sayede bazı hatalarına rağmen
devletin yeniden ayağa kaldırılması için gerekenleri yerine getirmeye muvaffak
oldu ama ne çare ki eserini tamamlayamadan henüz genç sayılabilecek bir yaşta
vefat etti.
Sultan Mahmud'un yaptığı büyük işleri yarım bırakmasının sebebi ne idi? İşte,
aradığımız mesele budur!
Başlattığı inkılâp, kuvvetten düşmüş olan devleti her türlü zorluklar ile karşı
karşıya bırakmıştı. İç sıkıntılar, Rusya meselesi, devletin bir vilâyeti olan
Mısır'ın Mehmed Ali Paşa vasıtası ile bağımsızlığını kazanıp muazzam ve şevket
sahibi Osmanlılar'ı mağlûp etmesi, İkinci Mahmud Hazretleri'ni sıkıntıya
sokmaya kâfi idi. Mısır'da kendisine karşı isyan eden Mehmed Ali Paşa'ya
"Aradığım adam sen imişsin, gel burada benimle beraber çalış, Osmanlı'yı
ihyâ edelim" diyeceği yerde Paşa'yı gıyabında idama mahkûm etmekle başına
büyük dert açmış, bu gibi dertler az imiş gibi çelik gibi vücudunu tahrip etmek
için bir de içkiye müptelâ olmuş, 55 yaşında tam tecrübeye sahip olmuş ve iş
görüp eserini tamamlayacağı sırada üzüntüler içinde gözleri kapatmış idi. Son
sözü "Ah kahpe İngiliz, en nihayet eserimi tamamlayamadan benim de canıma
kıydın!" olmuştu.
SULTAN ABDÜLMECİD: Saltanata,
devletin en buhranlı zamanında gelmişti. Pederinin kendisine bıraktığı mühim
ama tamamlanamamış vazifeyi üzerine alarak aynı siyaseti büyük bir iktidar ile
devam ettirdi. Tanzimat'ı cihana ilân ederek bütün devletlerin itimadını
kazandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu Avrupa devletlerinin arasına kattı, Kırım
Savaşı'nı da kazandı ve memleketine büyük hizmetler etti.
Ama binlerce defa yazıklar olsun ki, babasından devraldığı işleri bitirebilmek
için daha pek çok çalışması lâzım iken o da içkiye müptelâ oldu ve bu yüzden
vefat etti.
SULTAN ABDÜLÂZİZ: Pederim olan
Abdülâziz Han Hazretleri, Allah'a şükürler olsun ki, bu gibi ahlâk zaaflarından
hiçbirine müptelâ değildi. Hatta, ağzına hayatı boyunca bir damla olsun içki
koymadığı gibi tütün de kullanmaz ve kahveyi bile nadiren içerdi. Bu sayede
oldukça kuvvetli bir bedene sahip olmuştu. On beş küsur senelik saltanatını
hiçbir hastalık görmeden geçirdi.
Ama, kendisine ve başladığı büyük işlere yardım edecek tek bir kimseye bile
sahip olamadığından tahttan indirilme felâketine maruz kalıp şehid edildi.
ABDÜLMECİD'İN ÇOCUKLARI: Sultan
Abdülmecid, ardında saltanat makamına ve hilâfete namzet dört oğul (Beşinci
Murad'ı, İkinci Abdülhamid'i, Sultan Reşad'ı ve Sultan Vahideddin'i kastediyor)
bıraktı. Bunların hepsi ardarda tahta geçerek Avusturya sınırından Basra
Körfezi'ne uzanan koskoca bir devletin çöküşünün sebebi oldular. Ben, bu dört
hükümdarı, tarihin vereceği en şiddetli hükme bırakmakla yetiniyorum.