yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2022 Perşembe

ALEVİLER NEDEN TAVŞAN ETİ YEMEZ

 

ALEVİLER  NEDEN TAVŞAN ETİ YEMEZ?

Aleviler tavsan eti yemezler. Bunun bir çok sebebi var. Ancak asıl sebep; tavşanın adet görmesi ve etinin çok kanlı olup sağlıksız olmasıdır. Ayrıca tavşan fizyolojik ve biyolojik yapısıyla da ilginçlikler taşıyan bir hayvandır. Tavşanın kafası kedi kafasına, kulakları eşek kulaklarına, arka ayakları köpek ayaklarına, ön ayakları kedi ayaklarına ve kuyruğu domuz kuyruğuna benzemektedir. Yine tavşan kedi ile çiftleşmektedir. Bunca sağlıklı ve yenilmesinde sakınca olmayan hayvan (koyun, keçi sığır vb.) varken Alevilere “neden tavşan yemiyorsunuz” diye sorular sormak düşündürücü olmanın ötesinde art niyetlilikten başka bir şey değildir.

 

Alevi- Bektaşi toplumunda tavşan algısı şöyle genelleştirilebilir:

 

1. “İslam’da geviş getirmeyen ve çift tırnaklı olmayan bütün hayvanlar murdar sayılır. Tavşan geviş getirmeyip, çok tırnaklı olduğu gibi insan gibi hayız görme özelliğine sahiptir. Bu nedenle Aleviler tavşan eti yemezler” (Aslanoğlu 1999a: 115- 138; Roux 1997: 67).

 

2. “Tavşanın başı kediye, kulakları eşeğe, burnu fareye ve ayakları köpeğe benzemekte olduğundan genellikle toplumumuzca bu hayvanın eti yenilmez. (Noyan, 1972; Zelyut, 2002; Aslanoğlu 1999b). Kur’an’da haram olarak bildirilen hayvanlar hariç isteyen ve midesi alanlar her istediği hayvanın etini yiyebilirler.

 

3. “Tavşan hayız getirmesi nedeniyle kadına benzer. Alevilikte kadının değeri büyüktür. Ayrıca köpek, kedi gibi murdar hayvanlarda olduğu gibi üst dişleri vardır. Oysa eti yenebilen hayvanların üst dişi yoktur, bu nedenle geviş getirirler. Gerek hayız getirmesi ve gerekse geviş getirmemesi nedenleriyle tavşan eti yenmez” (Aslanoğlu 2000: 69-90).


4. Tavşan, Hz. Ali’nin kedisine benzediği için yenmez(Çubukçu, 1978; Yörükan 1998; Roux 1997: 67).

5. Hazreti Hüseyin’i şehit eden Yezid’in sorgu gününde tekrar dirildiğinde tavşan suretine bürüneceği(Kotle 2000: 24-27) ve Yezid’in ruhunun tavşanın vücuduna girmiş olduğu(Roux: 1997: 67) inancından dolayı tavşan yenmez.

6. Bazı kaynaklarda Hz Peygamber’in, hayız gördüğü için tavşan eti yemediği rivayet edilir. Bazılarında kendisine hediye edilen tavşan etini kabul ettiği fakat yerken görülmediği anlatılır.Bu şaibeli durum, hem Alevi-Bektaşiler hem de

Sünniler tarafından delil olarak kullanılmaktadır.

 

7. Şiilerin ve Alevilerin velayetine inandığı ve bu yüzden kendilerine itaat ettiği imamların sekizincisi olan İmam Rıza’nın tavşanın haram olduğunu söylemiştir. “Kediye benzeyen pençesinin olması; eşeğe benzeyen kulaklarının olması vücudunda olan necasette diğer vahşi hayvanlar hükmünde olduğundan dolayıdır”

 

8. Alevilerin tavşan eti yememesi ile ilgili olarak öne sürülen bir diğer gerekçe Hızır inancından kaynaklanmaktadır. Hızır dara düşen, medet dileyen kişilere farklı şekillerde yaklaşır. Tavşan da bu iletişim için kullanılan bedenlerden biri olduğu için
tavşanı öldürmek ve etini yemek doğru kabul edilmez.

https://www.frmtr.com/alevi-kulturu/4708557-aleviler-neden-tavsan-eti-yemez-hangi-hayvanlara-deger-veriyorlar.html  


28 Ocak 2014 Salı

ALEVİLERİN ELLERİNDEN YEMEK YENMEZ



ALEVİLERİN ELLERİNDEN YEMEK YENMEZ
Alevilere hakaret sürüyor
"Aleviler sapkındır' diyen din öğretmeni, "Onlar mum söndü yaparlar" diyen felsefe öğretmeni ve şimdi de “Alevilerin ellerinden yemek yenmez” diyen bir başka din öğretmeni... AKP'nin eğitim sisteminde Alevi yurttaşlara hakaret sürüyor.
Kısa süre içinde okullardan 3. kez Alevi yurttaşlara hakaret haberi geldi. Mersin Gazipaşa Ortaokulu’nda sözleşmeli olarak görev yapan din kültürü dersi öğretmeni “Alevilerin ellerinden yemek yenmez” dedi.

Cumhuriyet gazetesinin haberine göre din dersi sırasında kurban ibadeti anlatılırken bir öğrenci ailesinin farklı bir zamanda kurban kestiğini söyledi.
Bunun üzerine öğretmen M.K, “Senin ailen Alevidir o zaman” dedi ve Alevilerin Müslüman olmadığını savundu. Öğretmen M.K. ile öğrenciler arasındaki Alevilik konuşmaları daha sonra da sürdü. Bir başka derste M.K, “Alevilerin ellerinden yemek yenmez” gibi ifadeler kullanınca öğrenciler tepki gösterdi. Öğrencilerin durumu ailelerine anlatması üzerine aileler öğretmen M.K. hakkında okula şikâyette bulundu. Velilerin ve bazı öğretmenlerin imzalı dilekçesine rağmen M.K. derslere girmeye devam edince bir grup öğrenci velisi dün okula giderek okul idarecilerine kaygılarını aktardı.
Bunun üzerine veliler ve idareciler Akdeniz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne giderek dilekçelerinin gereğinin yapılması talebini yineledi. Bunun üzerine ilçe milli eğitim müdürlüğü M.K’nin iş sözleşmesini feshetti ve okulla ilişiğini kesti.
Kısa sürede benzer haberler...
Mersin'de yaşanan bu duruma benzer olaylar kısa süre önce iki ilde daha meydana gelmişti.
Gemlik Endüstri Meslek Lisesi'nde din felsefesi konusunu anlatan bir felsefe öğretmeni Alevilikle ilgili "Ali'ye Allah diye taparlar. Bazıları da peygamber kabul ederler. Onlar mum söndü yaparlar" demiş, bu sözler Alevilerden büyük tepki çekmişti.
İstanbul Fatih Davutpaşa Lisesi'nde din öğretmeni, ders sırasında tahtaya "Sapkınlar" ve "Doğru yoldakiler" şeklinde iki yol çizip Hristiyan, Musevi ve Alevileri sapkın olmakla suçlamıştı. 
http://www.halkizbiz.com/gundem/alevilere-hakaret-suruyor-h1853.html

31 Aralık 2013 Salı

ATATÜRK'ÜN BESLENME ALIŞKANLIĞI (YEDİĞİ VE SEVDİĞİ YEMEKLER)



ATATÜRK'ÜN BESLENME ALIŞKANLIĞI (YEDİĞİ VE SEVDİĞİ YEMEKLER)
  Atatürk'ün siyasal yönleri şimdiye değin yeterince incelenmiştir. O'nun getirdiği Cumhuriyet rejimi, demokrasi anlayışı, devlet yapısı ve siyasal düşünceleri ele alınmış ve literatürde yer almıştır. Bir devlet adamı olarak devlet yönetimi siyasal literatürde yer almıştır. Bir devlet adamı olarak devlet yönetimi siyasal literatürümüzde incelenmiştir. Fakat O'nun bir siyasal önder olarak insancıl yönleri, günlük yaşamı, alışkanlıkları, hoşlandığı, hoşlanmadığı kültürel ögeler, değer yargıları, aile yaşantısı yeterince ele alınıp incelenmiş değildir. Bu bildirimizde onun günlük yaşantısının sadece bir kesitini oluşturan

YEMEK YEME ALIŞKANLIKLARI ÜZERİNDE DURACAĞIZ. ATATÜRKÜN YEMEK YEME ALIŞKANLIĞI
O'nun yemek kültürünü iki açıdan ele almak olanaklıdır.
I. O'nun Sofrası. II. Yediği ve sevdiği yemekler.
 
I. ATATÜRK'ÜN SOFRASI Tarihin ilk çağlarından bu yana devlet başkanlarının çeşitli mesleklerden kişilerle sofrada oturup tartışma geleneği yarattığını biliriz. Eski Yunan'da ünlü filozof Eflatun, öğrencileriyle tarihe “Diyaloglar” diye geçen tartışmalarını “Akademia”da yapardı. Burası, Atina'da bir felsefe okulu durumuna getirdiği evinin bahçesi idi. Eflatun'da tıpkı hocası Sokrates gibi burada öğrencileriyle günün sorunlarını aklın ve bilimin ışığında tartışırdı. Böylece gerçeklere, iyiye, güzele, doğruya varmanın yolları aranırdı. İşte Atatürk'ün sofrası da bu nitelikte bir sofra idi. Yakup Kadri Karaosmanoğlu bir yazısında şöyle der: “Atatürk'ün sofrasından hepimizin ruhunda ve dimağında nice derin, tatlı ve ibret verici anılar, yaşama ve insanlığa dair, nice değerli dersler kalmıştır Atatürk'ün sofradaki sözleri, felsefesi, yol göstericiliği, fıkraları, vecizeleri gerçekten bir hazine idi. Bu sofrada esen hava sevgi, vefa ve arkadaşlıktı.
Burada ilim, sanat, kültür, nesnel görüşler, gerçeklikler, idealler yer alırdı. Ülke sorunları, geleceği, çözüm biçimleri aranırdı. Gönül sohbet ister, kahve bahane şiirinde olduğu gibi, M.Kemal için de amaç, tartışmalardı, iyiyi doğruyu bulmaktı. Akıla yol açmaktı. Sofra ve içki ise bir araçtı. Gece yemekleri bazen müzikli oluyor, çeşitli sanatçılar konser veriyordu. Karatahta, tebeşir, silgi ve kütüphaneden gelen kitaplar, sofranın bir parçası

I. BESLENME ALIŞKANLIKLARI VE SEVDİĞİ YEMEKLER Atatürk, boğazına düşkün, çok yiyen bir insan değildi. Kendisi bir konuşmasında ziyafetlerde çok yemek yenmesini tasarrufa aykırı bulduğunu ve sağlığa zararlı olduğunu söylemiştir.

SABAH KAHVALTISINDA;
çay, kahve içiyor, fazla bir şey yemiyordu. Soğuk ayranla, bir dilim ekmek yerdi.
Bazen bir kâse yoğurt yer, sonra sütlü kahve içerdi.

ÖĞLE YEMEĞİ:
 Bir iki dilim ekmek yerdi.
Etsiz kuru fasulye, pilav çok sevdiği yemekti.
Kuru fasulyeye, “yağlı fasulye” derdi.
Ayran ve limonata içiyordu.
İki dilim ekmeği ayrana batırarak yiyordu.
Yoğurt da ayrıca yiyordu.
“Kuru fasulyeye okulda alıştım” demiştir.
Kışla yemeği, askerî yemek sayılmıştır kuru fasulye.

İKİNDİ ÜZERİ
 ekmeksiz bir bardak ayran içerdi.
SOFRADAN GENELLİKLE DOYMUŞ OLARAK DEĞİL, AÇ KALKARMIŞ.

AKŞAM YEMEĞİ:
Akşam yemeğinin ayrı bir önemi var.
Konuklarıyla birlikte yiyordu.
Devlet görevi akşam yemeklerinde devam ediyordu.
Omlet seviyormuş, özellikle gece geç saatlerde acıkınca peynirli omlet yermiş.
Sahanda yumurta da severmiş.
Etli taze bamya de sevdiği yemeklerden.
Karnıyarık da severmiş.
Onu pilav karıştırarak yermiş.
Haşlanmış kuşkonmaz da sevdiği bir yemek.
Enginarı hiç yememiş.
İstediği halde hiç yiyememiş.
Hastayken enginar yemek istemiş.
Hatay'dan ısmarlamışlar.
Fakat kendisi komaya girmiş ve yiyememiş.
Arasıra fava denilen zeytinyağlı, limonlu bakla ezmesinden istediği olurdu.
Tatlılarla arası pek iyi değilmiş.
Ama gül reçeli severmiş.
Kahveyi orta şekerli içermiş.
10-15 fincan içermiş.
Hergün 40-50 sigara içermiş.
Meyvalardan kavun seviyormuş.
Kavrulmuş, tuzlu leblebi, fıstık da sevdiği yiyeceklerden.
Soğan, sarımsak, pastırma gibi kokulu yiyecekleri sevmiyormuş.
İçkilerden rakı ve bira içiyordu.
Sofrasında çeşit bol değilmiş. Köşkte hazırlanan yemekleri yiyordu
.
Atatürk içkisini koydurur sofrasında durur sohbet boyunca bir yudum şeklinde içerdi  tüm sohbetlerinde içtiği içki bir iki kadehi geçmezdi ,ömrü boyunca Atatürkün sarhoş olduğunu gören olmamıştır

SARHOŞLUKTAN HİÇ HOŞLANMADIĞI SÖYLENMEKTEDİR.

Çocukluğunda annesinin yaptığı Selanik'in ıspanaklı böreğini çok severmiş. Seyahatlerinde gittiği yerlerde kendisine ikram edilen yörenin yemeklerini zevkle yermiş. Ama bunlar O'nun sürekli yediği yiyecekler değildi. Kırşehir'de çorba, hindili pirinç pilavı, su böreği, karışık turşu ve meyva ikramları ile karşılaşmıştır. Kırşehir'in su böreğini çok beğenmiş. Kaman'da sahanda yumurta, yoğurt, balbaşı, pekmez ve meyva yemiş. Kızarmış tavuk, bulgur pilavı da orada ikram edilen yemekler arasındadır. Kaman'da ikram edilen yoğurt ve pekmez karışımı bir tatlı olan balbaşı pekmez dürüm ya da sokum biçiminde yufka ekmekle yenir ki Atatürk bu yiyeceği de sevmiş.

Adana'da severek yediği yemekler şunlardı: Bamya dolması, patlıcan hünkâr beğendi, güveç, sini köftesi, domatesli pirinç pilavı, hanım göbeği tatlısı. Tarsus'ta baklava yemiş ve ayran içmiş. Ayrıca çok miktarda marul yemiş. Siroza yakalanıp halsiz düştüğü günlerde tatlı yemesi gerektiğinde Yanya tatlısı ve irmik helvası çok hoşuna gitmişti. Konya'da kendisine sedirler saç böreği ve Höşmerim denen kaymaklı tatlı ikram edilmiş ve Atatürk bu özel yiyeceklerden memnun kalmıştı. Özellikle belediye başkanının evinde hanımı bu yemekleri O'na ikram etmiştir.

SONUÇ
Atatürk'ün yemek ve kültür konusundaki yaşamını günümüz açısından değerlendirecek olursak şu hususlara değinebiliriz: Sofrada uzun süre oturmak geleneğini Atatürk'te görmekteyiz. Bugün çağdaş ülkelerde insanlar, sofralarda uzun zaman oturmaktadırlar. Tartışırlar, eğlenirler, iş hallederler. Atatürk de öyle yapmıştır. Sofrayı O, ülke sorunlarını çözümlemede bir araç olarak kullanmıştır.
O'da bir Türk insanı olarak geleneksel Türk yemeklerini sevmekte idi.

Kuru fasulye ve pilav örneğinde olduğu gibi.
Bugün hepimiz bu yemeği severiz. Askerde de çok pişirilir bu millî yemek. Bazı kimseler askerde bu yemeği çok yedikleri için askerlik dönüşünde artık yemezler. Bıkmışlardır çünkü. Demek ki Atatürk bıkmamış.
Yemekleri fazla yememekle bu günkü çağdaş anlayışı sürdürmüştür. Sağlıklı beslenmenin koşullarından olan az yemek, Atatürk'ün de beslenme politikası olmuştur. Onun sofrasında bol çeşit olmaması da bu hususu kanıtlar. Geleneksel Türk içkisi olarak O'da rakıyı seviyor ve leblebi, kavun gibi mezeler yiyor. Bunlar da O'nun geleneksel yanlarından birisini oluşturuyor. Beslenmesinde Türk zevkinin egemen olduğunu görüyoruz. Türk mutfağının yemekleri, mezeleri, tatlıları, içecekleri ve meyveleriyle besleniyordu. Avrupa mutfağının yiyecekleriyle beslenmemiştir. O'nun döneminde devlet görevlilerinin sofralarında et yemeği hemen hemen yoktu. Kebaplar, yağlı ağır yemekler yemiyordu. Bazen tavuk ya da hindi yeniyordu. Anadolu'da halk eti Kurban Bayramında görebiliyordu. Ülke yoksul durumda idi. Halkının et yemediğini Atatürk çok iyi biliyordu. Kendi sofrasında da bazen etli yemek oluyordu. O'nun ülkenin bu yoksul durumunu göze aldığını ve bu nedenle de et yemediği söylenebilir.
Yemek sofrasında ve sevdiği yemeklerde daha çok sebze ağırlıklı yemekler dikkati çekiyor.
Yemeklerdeki gelenekselliği sürdürmesi, O'nun geleneksel Türk kültüründen kopmayışının bir kanıtıdır. Fakat O, her konuda çağdaşlaşmayı amaç edinmişti. Ama bunu yaparken çağdaşlık ve geleneksellik sentezi içinde, ulusal kimliğin korunarak çağdaşlığın gerçekleştirilmesini istemesi, O'nun çağdaş bir devlet adamı oluşunun en güzel göstergesidir. "İstanbul seyahatinin devamı süresince, Riyaseticumhur musıki heyetinin çalışma programı, ayrı bir özellik gösterirdi.

Şöyle ki; her akşamüzeri Dolmabahçe sarayının üst katında orkestra çalar ve ATA, yemek odasına geçince, orkestra gider, fasıl takımının vazifesi başlardı. Bu vazife ATATÜRK sofradan kalkıp istirahate çekilinceye kadar devam eder, şayet yatla gezmeğe çıkarsa, fasıl takımı da beraber bulunurdu.
  ATATÜRK'ÜN SABAHA KARŞI YATLA SARAYA DÖNÜŞÜ, VEYA SARAYDA GEÇ VAKİTE KADAR UYANIK KALDIĞINI BİLEN BİR ÇOK KİMSELER, ONUN SABAHLARA KADAR ZEVK VE SEFÂ İÇİNDE YAŞADIĞINI SANIRLAR. Oysaki ATATÜRK, daima memleket ve millet için yaşadığı ve ekseriye yatın sabaha kadar adalar civarında ya da boğazda gezmesine rağmen, kendisinin alt kamarada, ciddi mevzuların münakaşasıyla meşgul olduğu, çok sevdiği denizi ve mehtabı dahi seyretmediğini bilmezler.
Prof. Dr. Mahmut Tezcan

3 Kasım 2013 Pazar

YOĞURTMU YİYORUZ? YEDİKLERİMİZ YOĞURT DEĞİL

Hemen hemen her sofrada yer alan yoğurtla ilgili çok önemli uyarı geldi. Bizim faydalı diye yediğimiz yoğurttaki asıl tehlikeyi Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar açıkladı.


Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar, endüstriyel yoğurdun yoğurt olmadığını ve son dönemde artan kanser vakalarında bunun etkisinin ilk sırada olduğunu söyledi.

Kanser hastalığı her geçen gün artıyor. Etrafımızda her gün birisine kanser teşhisi konulduğunu duyuyoruz. Uzmanlar, kanserdeki bu kadar yoğun bir artışı yalnızca sigara ile alkolle ve obezite ile açıklamanın mümkün olmadığını düşünüyor.

Rotahaber'e konuşan Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi öğretim üyesi Dr. Yavuz Dizdar bu kadar çok hasta ortaya çıkmasını herkesin maruz kaldığı bir etmenle olabileceği görüşünde. Beslenme açısından da birbirinden çok farklı sosyal statüdeki insanlarda da kanserin görüldüğüne dikkat çeken Dizdar, "şunları hayatınızdan çıkarın diyebileceğiniz neler var" sorusuna şu cevabı verdi:

"Biz bilim adamları olarak geçtiğimiz yıllarda bunu çok tartıştık. Birinci sırada olan yoğurt hala ilk sıradaki yerini koruyor. Bizim ülkemizde yoğurt, diğer ülkelere göre açık ara daha çok tüketilen bir üründür. Yoğurt, beslenmeden öte insan vücudunun dengesinin korunması açısından da çok önemlidir."

Bu sözleri ifade eden Yavuz Dizdar, bir noktanın altını çiziyor. "Ama işlemden geçmemiş, endüstriyel yoğurt olmamalı" diyor.


Dizdar, endüstriyel yoğurttan niçin uzak durulması gerektiğini de şöyle anlayor:ENDÜSTRİYEL YOĞURT: "Çünkü endüstriyel yoğurt, yapay bir ürün. Ekşimiyor, dolapta bekleyen yoğurdu haftalar boyunca üstten yemeye devam etseniz bir şey olmuyor. Bunu ben defalarca test etmiş biri olarak biliyorum. Biraz dikkat eden herkesin de bildiğini düşünüyorum.
 Bir ürün bu kadar çok tüketiliyorsa, bu kadar derin bir değişime gitti ise sorun var demektir. Bir gıdanın bozulma biçiminin dönüşmüş olması, ekşimenin ötesinde küflenmeyi bile atlıyor olması içerikte çok fazla değişiklik yapıldığını gösterir. Kimse kusura bakmasın. Bunlar yoğurt değiller. "
Ana fermente ürünün yoğurt olduğunu hatırlatan Dizdar, maalesef Türkiye'de olmazsa olmazın başında yoğurt ve ayranın geldiğini hatırlatıyor.

HER ŞEY SON 10 YILDA DEĞİŞTİ
 Türkiye'de yoğurdun bir 10-15 yıl önce kesinlikle böyle olmadığını hatırlatan Dizdar, bu yeni yoğurt yönteminin bilinçli bir şekilde Türkiye'ye dayatıldığını söyledi. Dizdar, bu güçlerin, yoğurda ilişkin Türkiye'deki yasal tebliğleri bile değiştirdiğini ifade etti. Kendisinin bu konuda eleştirileri gündeme getirdiğinde bazı endüstriyel yoğurt üreticilerinin, "Hocam size bozulmayan yoğurt verdik daha ne istiyorsunuz" diyenlerin olduğunu dile getirdi.
Dizdar, "Peki hayatımızdan her şeyi ile yoğurdu çıkarmalı mıyız?" sorusuna da kesin bir cevap veriyor. "Kesinlikle hayatımızdan çıkarmamalıyız. Tam tersine mümkün olduğu kadar daha çok yer açmalıyız. Ama, endüstriyel yoğurdu bırakıp yoğurdu evde yapmalıyız" diyor.