gerçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gerçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2014 Salı

İSKİLİPLİ ATIF GERÇEĞİ



İSKİLİPLİ ATIF GERÇEĞİ

Klasik Cumhuriyet tarihi yalanlarından birisi şapka inkilabı konusudur. Geçmişten günümüze bir çok Atatürk düşmanı, şeriatçı yazar takımı bu konuda yalan üstüne yalan uydurup vıcık vıcık duygu sömürüsü kokan palavralarla insanları kandırmışlardır. Efendim şapka giymeyenin kafasına katran sürmüşler, devrime karşı çıkan hocaları asmışlar, asmakla da yetinmemişler astıktan sonra kafasına şapka giydirmişler, Salla sallayabildiğin kadar nasılsa inananlar çıkar. Bugüne kadar nelere inanmadık ki bu da onlardan biri….
 Konu şapka devrimi olunca akla gelen ilk isim hepimizin bildiği gibi İskilipli Atıf Hocadır. Şapka devrimi muhalifliğinin sembolü, şeriatçı kesimin devrim şehidi, büyük alimi İskilipli Atıf Hocası… Neden yıllardır bu isim şeriatçı kesimin sembol ismi oldu düşündünüz mü? İskilipli Atıf’ın alim ilan edilmesi dini ilminden mi kaynaklanıyordu yoksa işin altında başka işler mi vardı? Bunu anlamak için önce İskilipli Atıf hocayı biraz tanıyalım
 Atıf efendi, Akkoyunlu aşiretinden ve İmamoğulları denilen aileden Mehmed Ali Ağa’nın oğlu olup, 1292 hicri (1875 / 1876 Miladi) senesinde Çorum’un İskilip kazasının Toyhane köyünde dünyaya gelmiştir Annesi Mekke-i Mükerreme’den göç etmiş Ben-i Hattap aşiretinden, Arap dedenin torunlarından Nazlı hanımdır. Altı aylıkken öksüz kalan Mehmed Atıf, dedesi Hasan Kethüda efendinin himayesinde yetişmiştir.
 Köy hocasından başladığı tahsiline 1891′den itibaren iki sene İskilip’te devam etti. 1893′ün Nisan ayında gelerek medrese eğitimine burada devam etti. 1902′de medresedeki öğrenimini tamamladı.1905 yılında Fatih camiinde ders vermeye başladı. Şeyhülislam tarafından sürüldüğü Bodrumda sürgündeyken Kırımlı İbrahim Efendinin pasaportuyla Kırım’a kaçtı. İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’a döndü. İstanbul`a dönüşünden itibaren dönemin İslami matbuatları olan Sebilürreşad, Beyan-ül Hak gibi gazetelerde yazılar yayınladı. 31 Mart ve Mahmut Şevket Paşanın öldürülmesi olaylarında Divan-ı harp tarafından önce Sinop’a daha sonra Çorum Sungurlu ve Boğazlayan’a sürgün edildi, 5,5 yıl sürgünde yaşadı.

 İsklipli Atıfın Kurtuluş savaşına kadar kısaca biyografisi budur. Fatih’in tanınmış hocalarından, İttihatçı karşıtı, koyu sünni düşünceye sahip saltanatçı, hilafetçi bir hocadır. Şeriatçı tayfanın anlattığı gibi  tanınmış büyük bir alim değildir. İstanbul’da tanınan Fatih Cami hocalarından birisidir.
 Atatürk düşmanlarının alim, vatansever, şehit ilan ettiği Atıf Hoca Kurtuluş savaşında nerdeydi? Bir Rıfat Börekçi, Bir Abdurrahman Kamil Efendi ya da bir Şeyh Ahmet Sunusi gibi canını dişine takarak kurtuluş savaşına hizmet eden hocaların arasında mıydı? Asla…  Binlerce hoca Anadolu’da Atatürk ile beraber düşmana karşı savaşırken İskilipli Atıf o günlerde İstanbul’da  Anadolu’da savaşan milyonlarca müslümana karşı muhalif faaliyetler yürütüyordu.
 15 Şubat 1919′da  kurulan Cemiyet-i Müderrisin kurucularından birisi İskilipli Mehmet Atıftır. 

Cemiyetin kurucuları ve idare heyeti şu şekildedir:
 KURUCULAR:
 Fatih Dersiamlarından            Abdülfettah
Fatih Dersiamlarından            Geyveli İbrahim Hakkı
Fatih Dersiamlarından            İskilipli Mehmed Atıf
Bayezid Dersiamlarından Ermenekli Mustafa Safvet
 İdare Heyeti:
 Reîs-i Evvel: Fatih Dersiamlarından Mustafa Sabri Efendi.
Reîs-i Sâni: Darü’l-Hilâfeti’l-İbtidâ-i Dahil Medreseleri Umûm Müdürü İskilipli Mehmed Atıf Efendi.
Kâtib-i Umûmî:           Darü’l-Hilâfeti’l-Aliyye İbtidâ-i Dahil Medreseleri Osmanlı Edebiyatı Müderrisi Ermenekli Mustafa Safvet Efendi.
 A‘zalar:
 A‘za: Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye a‘zasından Eşref Efendizâde Şevketî,
A‘za: Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye a‘zasından Said-i Kürdî,
A‘za: Fatih Dersiamlarından Düzceli Zahid,
A‘za: Darü’l-Hilâfeti’l-Aliyye Sahn Medreseleri Fıkıh Müderrislerinden Seydişehirli Hasan Fehmi,
A‘za: Darü’l-Hilâfeti’l-Aliyye İbtidâ-i Dâhil Medreseleri Mantık Müderrisi Manisalı Mustafa,
A‘za: Fatih Dersiamlarından Âsitâneli Hafız Abdullah,
A‘za: Dersiamdan Sinoplu Mehmed Emin Efendilerdir
 Görüldüğü gibi İskilipli Atıf cemiyetin hem kurucusu hem de başkan yardımcısıdır. Cemiyetin başkanı ise Türk düşmanıMustafa Sabri Efendidir.  Binlerce hoca Anadolu’da savaş katılırken bizim büyük alim İskilipli Atıf İstanbul’da bir Türk düşmanı olan Mustafa Sabri Efendi ile kol kola girerek bir cemiyet kurmuştur. 


CEMİYETİN AMACI VE KURULUŞ BEYANNAMESİ ŞÖYLEDİR:
 Bir milletin varlık ve devamı yöntemi;kendini oluşturan bir veya daha fazla topluluğun içinde bulunduğu sınıflar tarafından insan fıtratında kurulu bulunan bütün ihtiyaç ve gereksinimlerin kitlece düzenlenmesine ve geliştirilmesine bağlıdır.Bir topluluğun yalnız kahramanlığı ya da tarım ve ticarette gelişmiş olması devamına yeterli değildir.İlim, fen, eğitim,sanayi,tarım,ticaret, adalet, siyaset, din,ordu ve diğer medeniyet unsurlarında da gösterilecek oluşumlardır ki, milli benlik devam etsin..(Cemiyet-i Müderrisin Nizamnâme-i Esâsisi, Evkâf-ı İslâmiye Matbaası, 1337)


Memleket işgal altındayken bu cemiyetin amacı sadece din ve ilim sahibi olmanın arttırılması… Tıpkı bugünkü suya sabuna dokunmadan cezbeye tutulmuş giden tarikatlar gibi… Konunun devamında göreceğiz ki bu sadece görünüştedir. Kurtuluş savaşında tarafını seçmiştir ama İngilizlerin tarafını…
 Erzurum ve Sivas Kongreleri sırasında Damat Ferit Paşa hükümetinin Ali Galip olayı ve kurtuluş savaşı aleyhindeki diğer faaliyetlerinden dolayı Sivas Kongresi sonrasında Heyeti Temsiliye İstanbul ile haberleşmeyi kesme kararı almıştır. Padişah bu karardan sonra 20 Eylül 1919 tarihinde bir beyanname yayınlamıştır. Bu beyannamede İzmir’in işgalini telgrafla duyduğunu, Anadolu’daki işgale çok üzüldüğünü belirttikten sonra Heyet-i Temsiliye’yi İstanbul ve millet arasına giren bir hizipçi olarak nitelendirmiştir. Vahdettin’in  beyannamesinden güç alan Cemiyet-i Müderrisin 26 Eylül 1919′da Kuvayi Milliye aleyhinde bir beyanname yayınlamıştır.

 İşte o beyannamaden bazı bölümler:
CEMİYET-İ MÜDERRİSİN 26 EYLÜL 1919′DA KUVAYİ MİLLİYE ALEYHİNDE DEKİ BEYANNAMESİ
 ”Bir zamanlar ne kadar şen ve bahtiyar idiniz. Hemen hepiniz çoluğunuz ve çocuğunuzun yanında, tarlalarınızın, bağlarınızın başı ucunda, çiftinizle, çubuğunuzla uğraşıp vaktinizi hoş geçirmeye çalışır idiniz. Bir müddetten beri size ne oldu? Niçin öyle boynunuz bükük tıpkı bir yetim gibi mahzun duruyorsunuz? Hakkınız var. Çünkü kiminiz yerinizden yurdunuzdan mal ü menalinizden, kiminiz, çoluğunuzdan çocuğunuzdan oldunuz. Vaktiyle gürül gürül tüten ocaklarınız şimdi söndü ve her akşam tarladan gelirken keyifli keyifli türkü söyleyen babalarınız ve yavrularınız şimdi öldü. Acaba şu halin neden ileri geldiğini biliyor musunuz; şüphesiz ki bazılarınız bilir fakat içinizde bilmeyenler de bulunur. Bunun için cümlemizin yani aziz milletimizin ve mukaddes vatanımızın bir vakitten beri başına gelen belâların ve tâunden beter olan âfetlerin esbabını size biraz anlatalım:”
 “Nitekim bu defa da Anadolu’da Mustafa Kemal ve Kuvâ-yı Milliyye maskaraları Yunan askerlerinin önünden nâmerdâne bir surette kaçarken, zavallı saf ve gafil ahâlî ve askerden cem’ ettikleri kuvvetleri düşmanla harbe tutuşturarak ve “siz mevkiinizde sebat edin, biz şu taraftan onların arkasını çevireceğiz” tarzında yalanlar ve hilelerle savuşup kaçarak zavallı neferlerimizi ve ahâlimizi boşuboşuna kırdırmak usulünü takip ediyorlar. Biçare millet! bu yankesicilerin hilelerini, desiselerini hâlâ tamamen anlayamamıştır. Yazık, bin kere yazık ki gerek harp içinde ve gerek mütârekeden sonra memleket bunların fitne ve fesadı uğruna milyonlarca evlâdını telef ediyor da Talât, Enver, Cemal, Mustafa Kemal vesaire gibi beş on şakînin vücudunu ortadan kaldırmak için icap eden küçük fedakârlığı göze al-dıramayarak memleketi ve kendilerini ebedi tehlikeden kurtarmak ve selâmete çıkarmak tarikini idrâk edemedi ve hâlâ da edemiyor!”
 Milleti işgale karşı değil de düşmanla savaşan Atatürk ve silah arkadaşlarına karşı direnmeye çağıran bir beyanname… Sadece bu kadarı bile ihanetin çukuruna batması için yeterliyken bakın bizim büyük alim
İskilipli Atıf’ın kurucusu ve başkan yardımcısı olduğu Cemiyet-i Müderrisin beyannamesinde neler diyor:
 “İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler.
 Harb-de mağlup olduktan sonra uslu oturmak ve mağlubiyetin netâyicine katlanarak telâfisini sabr ü sükûn ve akl ü tedbir dâiresinde izâle etmekten başka çare var mıdır?
Yunanlılarla harbe tutuşuyor, sonra da bir taraftan kaçıyor ve bir taraftan şöyle mukavemet ettik, böyle zayiat verdik gibi yalanlarla halkı iğfale çalışıyorsunuz!
Düşünmüyorsunuz ki Yunanlılara fazla zayiat verdirmek bile bundan sonra bizim için hayırlı ve menfaatli bir şey olmaz:
 hudânegerde sizin yalanlarınızı şahit tutarak işgal ettiği memleketimizde; “bu kadar kan döktüm ve şöyle fedakârlık ettim, böyle emek çektim” diyerek hakk-ı feth davasına kalkar! Hem sizler ey yalancı ve deni şakîler! Kendi milletimize karşı ecnebi milletlerden hiçbirinin yapmadığı şekavet ve şenaatleri irtikâp edip dururken milleti, eşrafı memleketi, ulemâyı asıp keserek mallarını yağma ederken kendinize ne hakla, ne yüzle, ne utanmazlıkla Kuvâ-yı Milliye namını veriyorsunuz?
 Milleti öldürerek, mahvederek hukuk-ı milleti müdâfaa edeceksiniz öyle mi? Utanmaz hâinler, artık yetişir, yakamızı bırakın:
 Cenâb-ı Hakk’ın gazap ve laneti sizin üzerine olsun!”
 Anadoluyu işgal eden İngilizlerin gönlünü hoş tutup yenilgiyi kabul etmeye çağıran ve işgalcilere karşı tek bir söz söylemeyip Kuvay-i milliye hakkında ağıza alınmayacak hakaret eden bu cemiyetin ve İskilipli Atıf’ın islamla, vatanseverlikle ne alakası var soruyorum. Bu mu dindarlık? Bu mu vatanseverlik? Beyannameye devam edelim
 “Harb senelerinde sizi cephe cephe sürükleyen ve aç susuz süründüren ve din kardeşlerinizin, hemşehrilerinizin beyhude yere ölmelerine sebebiyet veren birkaç kişi arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zâlimler de var idi! İşte bu hâinlerin harb cephesi haricinde kalmış olan efrâd-ı alinize kanlı elleriyle ne kadar fecâyii irtikâb etmiş olduklarını harbden avdetinizi müteakib gördüğünüz! Bugün yine o şakiler, bağilerdir ki elleri birtakım yetimlerin, dul kadınların kanlarına mülamma olduğu halde kalbgâhınıza sokularak sizi mahvetmek ve evlâd u iyâlinizi yetim ve dul bırakmak ve servet ve saadetinizi külliyen çalmak için şeytanın dahi hatırına gelmeyen hiyle ve desâisi irtikâb ediyorlar.
 Siz bu zâlimleri cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız? Elinize aldığınız fetvâ-i şerif ki Allanın emridir, okuduğunuz hatt-ı münif ki halifemizin, padişahımızın bir fermanıdır, siz Allanın emrine halifenin fermanına ittibâen bu canileri, bu katil canavarları daha ziyade yaşatmamakla memur ve mükellefsiniz. Şu alçaklar ve hempaları bu cinayetleri hep sizin sayenizde yapıyor; bunları vücudlarını külliyen dünyadan kaldırmak beşeriyet için, Müslümanlık için bir farz olmuştur.”
 “Padişahımız halifemiz efendimiz hazretlerinin merhamet ve şefkat kucağı size açılmıştır. Hepiniz koşunuz, geliniz dünya ve ahiret saadetini ihraz ediniz: İşte size ihtar eyliyoruz. Allahını, peygamberini ve padişahını seven bu tarafa gelsin!”
 Atatürk ve silah arkadaşları için en ağır hakaretlere devam ettikten sonra yine öldürülmelerinin farz olduğunu söylüyor. Beyannamenin son cümlesi o zamanlarda da dinin nasıl kullanıldığını gösteriyor.Allahını, peygamberini ve padişahını seven bu tarafa gelsin!” Bu taraf neresi? Bu taraf  düşmanla savaşan kuvay-i milliyenin değil Padişahın ve İngilizlerin tarafı, Bu taraf tam bağımsızlığın değil sömürgeciliğin tarafı, Bu taraf aydınlığın değil karanlığın tarafı, Bu taraf özgür olmanın değil kul köle olmanın tarafı. Bu tarafta olan Allahı sevse ne olur sevmese ne olur. Allah onu sevmedikten sonra… Söyleyin Allah bu tarafta olan kulunu sever mi? 
 Bu beyanname çok açık ve net şunu gösteriyor. İskilipli Atıf Kurtuluş savaşı karşıtı bir hocadır. Bir Atatürk düşmanıdır.
Yobazın önde gidenidir.
 Neden Atatürk karşıtları Elmalılı Hamdiyi, Rıfat Börekçiyi ve Anadolu’da mücadele eden binlerce hocayı değil de kurtuluş savaşının karşıtı bir hocayı dillerinden düşürmezler? İskilipli Atıfın Atatürk karşıtlığının Cumhuriyetten sonrası yaptığı devrimlerle alakası yok.
 İskilipli Atıfın Atatürk karşıtlığı  Cumhuriyet öncesine dayanır. Hadi diyelim ki Cumhuriyet sonrası yaptığı devrimlere karşı muhalif olmak fikir özgürlüğü olabilir herkes Atatürk’ü sevmek zorunda mı diyebilirsiniz fakat kurtuluş savaşındaki Atatürk’e karşı olmak hainliktir. Çünkü Kurtuluş savaşındaki Atatürk şapka devrimi yapan laik Cumhuriyetin Cumhurbaşkanı değil düşmana karşı savaşan milletin başkomutanı, Osmanlı paşasıdır. Sadece bu bile İskilipli Atıfın hain olduğunu ispatlamaya yeter. 


22 Kasım 2013 Cuma

KURTULUŞ SAVAŞININ HAİN HOCALARI VE GERÇEK HOCALARI



KURTULUŞ SAVAŞININ HAİN HOCALARI VE GERÇEK HOCALARI
KURTULUŞ SAVAŞI HAİN HOCALARI
DAMAT FERİT:
Padişahım ve benim yegane ümidimiz, Allahtan sonra ingilteredir ,
İSKİLİPLİ ATIF HOCA :
İslam kilidinin anahtarını ingiltere’nin güvenilir ellerine teslim etmekte İslam alemi için hiçbir tehlike yoktur.
Yunan askerlerine karşı gelmeyin onlar padişah efendimizin daveti üzerine ülkemizi işgale gelmişlerdir
  diye kurtuluş savaşında bildiri dağıttırarak  halka savaşmayın diye çaba göstermiştir
İskilipli  Âtıf HOCA  başında bulunduğu Teâlî-i İslam Cemiyeti'nin (ada bakın!) imkânlarını kullanarak İngiliz ve Yunan işgallerine karşı çıkılmaması için çalışmış, bu yolda hazırlattığı beyan-nameleri Türk köylerine dağıtmıştır. İstiklal mahkemesi İskilipli atıfı vatan hainliğinden asmıştır birilerinin mazlum gösterip şapka kanunundan asıldığı yalandır .
BABAESKİ MÜFTÜSÜ ALİ RIZA İLE ÂTIF HOCA  Millî Mücadele'de batı Anadolu'yu işgal etmiş olan YUNAN ORDUSUNA DİRENİLMEMESİ İÇİN FAALİYET GÖSTERDİKLERİ mahkemece belgelenmiştir.
BABAESKİ MÜFTÜSÜ ALİ RIZA :
 Yunan işgaline karşı çıkanları şikâyet ederek cezalandırdığı da belgelenmiştir. Bu müftü, Millî Mücadele devam ederken vatana ihanet suçundan on yıl ceza yemiş, fakat genel aftan yararlanarak kurtulmuştu. Daha sonra vatana ihanetten idam edilmiştir
SAİDİ NURSİ :

 Özgür kürdistanın tohumunu ekiyorum ,onu geliştirip büyütün
Yalnızca bir dakika durup düşünün. Yukarıdaki tümceyi kim söylemiş olabilir? Apo mu? Aklınıza hemen Apo geldiyse, aslında bir bakıma başarılı oldular demektir. Görünen düşmana karşı Türk’ün savaşması zor olmaz.
Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkınca Said-i Nursi tekrar sahneye çıkar. İngilizlerin güdümünde Kürt Teali Cemiyeti’ni kurar ve İngilizlerin işgal planlarına uygun olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yeniden Kürdistan düşleri görmeye başlar. “Uyan ey Selahattin Eyyübi’nin torunları Kürtler!” diyerek Kürtleri ayaklanmaya çağırır. 16 Eylül 1919’da İkdam gazetesinde bir bildiri yayınlayarak, Türk Ulusunu Kuvayı Milliye’ye destek vermemeye, hatta onlara karşı mücadele etmeye çağırır.
İngiliz Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Bağdat’tan yazılan gizli raporunda, Kürtleri Türklere karşı kışkırtarak ayaklandırmak amacıyla kurulmuş olan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kurucuları arasında Said-i Kürdi (Nursi)’nin de adı vardır.

SEYYİT RIZA : 
 Sene 1937... Mustafa Kemal, başbakan Celal Bayar'la birlikte Tunceli'ye gelip, Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü'nün açılışını yapacaktı. Köprünün ucunda karakol vardı. Basıldı. 33 asker şehit edildi. Peşinden... Telefon hatları kesildi, pusular kuruldu, Mazgirt Köprüsü havaya uçuruldu, jandarma taburu vuruldu, 56 asker daha şehit oldu.
Film koptu.
Elebaşı Seyit Rıza'ydı...
Başbakanımızın "hikâyesi yürek burkucudur" dediği Seyit Rıza.
Kukla'ydı...
Kendisini oynatanların ipleri bıraktığını hissedince, paniğe kapıldı, İngiltere Dışişleri Bakanı'na mektup yazdı,
Suriye'deki İngiliz Elçiliği'ne gönderdi.

ANADOLU ÇORAK TOPRAK KÜRDİSTAN BEREKETLİ
Yalvaran mektubunda, Anadolu için "çorak toprak" derken, "Kürdistan bereketli toprak diyordu... "Sayın ekselansları" diye başlıyor, "Türk Hükümeti yaptığı anlaşmalar sayesinde dış baskılardan kurtuldu, Dersim'e girmeye kalkıştı, Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık, direnişimiz karşısında Türk uçakları bombalamaya başladı" diye vaziyeti anlatıyor, "sayın ekselanslarına sesleniyorum, hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı istirham ediyorum, en derin saygılarımın kabulünü rica ediyorum" diye bitiriyor, "Seyid Rıza" diye imzalıyordu.

seyit rıza'yı masum göstermeye çalışıyorlar

Hal böyleyken... Seyit Rıza'yı "masum" göstermeye çalışan arkadaşlar, böyle bir mektubun asla varolmadığını iddia ediyor. Altında kabak gibi "Seyid Rıza" imzası bulunmasına rağmen, Seyit Rıza yazmadı, Nuri Dersimi yazdı diyorlar. Üstelik, sanki Fransa babamızın oğluymuş gibi, "o mektup Fransa'ya yazıldı, Fransa Devlet Arşivleri'nden doğrulamak mümkün" diyorlar.


Gel gör ki...

Londra'da The National Archives diye bi yer var. İngiltere devlet arşivi... Kayıt ofisine gidiyorsun, "FO 371/20864/E5529" numaralı belgeyi rica edebilir miyim kardeş diyorsun, hay hay deyip, yukardaki mektubu veriyorlar. 50 pens filan, fotokopisini alabiliyorsun.

cumhurbaşkanı frak giymişken o mektubu alabilir

Demem o ki.
Taa 1937'ye gitmek zor ama...
Buckhingham Sarayı'yla The National
Archives'in arası metroyla üç dakka.

Hazır, frak giyerek yakasına şövalye nişanını takan Cumhurbaşkanımız ordayken... Yemekte Windsor kuzusu ikram eden Kraliçe'ye "tarihimizle yüzleşelim" dese fena olmaz yani.



KURTULUŞ SAVAŞINDA ANADOLU’DA GERÇEK DİN ADAMLARI DİRENİŞ HAZIRLIKLARI
Anadolu’nun işgali üzerine “gerçek din adamları” ya silaha sarılarak ya da cami cami dolaşarak halkı “kurtuluş için” harekete geçirmeye çalışmıştır. Hatta birçok din adamı Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurarak bölgesinde silahlı direniş başlatmıştır. Kurtuluş Savaşı başlarında kurulan 47 Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde 84 din adamı yönetici durumundadır. Ayrıca bu 47 Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin 16’sının başkanı din adamıdır.

ESAT HOCANIN AYDINI ZİYARET EDEN HEYET-İ NASİHAYA(o zamanki akil adamalar) CEVABI
“Sebeb-i teşrifinizi bildiğimiz için istikbalinize varamadık.

Bizim nasihata ihtiyacımız yoktur.

Hıristiyanlarla iyi geçinmediğimizi kim söylüyor? Eğer siz söylüyorsanız bütün cihan umumî efkârına siz ilân ve tebliğ etmiş oluyorsunuz.

Bu havaliyi gezeceksiniz, Hıristiyan mahalleleri mamur ve âbâdân (şen, bayındır), İslâm mahalleleri ise muhtac-ı ümrandır.

Biz Türkler, cephelerde harp edip aziz vatanımızı korumaya çalışırken, onlar fabrikalar kurmuşlar, bağlar, bahçeler içinde yaşarlar.

Servet, saadet, refah her şey onlarda, fakr-ü zaruret Türkler'de toplanıyor.

Nasihati bizlere değil, bizi iktisaden öldürmeye çalışan zümreye vermeniz lâzımdır.”
Esat Hoca (daha sonra Aydın milletvekili olan Mehmet Esat İleri)
29.04.1919, Aydın'ı ziyaret eden Heyet-i Nasiha'ya (o zamanın "akil"leri) hitaben...
KAHRAMAN MARAŞ ULUCAMİ  İMAMI RIDVAN HOCA
Cuma namazı hür insanlar için farzdı.Kalesinde kendi bayrağı dalgalanmayan bir memlekette  Cuma namazı kılınmaz.
Kahraman Maraş ulu cami imamı Rıdvan Hoca  1920 Cuma hutbesi



Denizli Müftüsü AHMET HULUSİ EFENDİ : Denizlide kuvvayi milliyeyi örgütledi ,düşmana  atacak silah yoksa ,yerden üç taş alın üzerlerine  fırlatın diye fetva yayınladı .
DİĞER HOCA VE İMAMLAR
Ankara’da Müftü Rıfat Börekçi,
Afyon’da Müftü Sait Efendi,
Amasya’da Müftü Hacı Tevfik Efendi,
 Bilecik’te Müftü Mehmet Şükrü Efendi,
Bolu’da Müderris Kürtzade Mehmet Sıtkı Efendi,
 Çankırı’da Müftü Bekirzade Ata Efendi,
 Denizli’de Ahmet Hulusi Efendi,
Erzurum’da Hoca Raif Efendi,
Hakkari’de Müftü Ziyaeddin Efendi,
 Isparta’da Şeyh Ali Efendi
canla başla Mustafa Kemal’e ve Türk Kurtuluş Savaşı’na destek olurken, Said-i Nursi yine ortalarda yoktur. Bu sırada Said-i Nursi, İstanbul’da, Kürdistan Teali Cemiyeti’ni ve Kürt Neşriyat Cemiyeti’ni kurmakla meşguldür.
“Kuvvacı din adamları” birçok yerel kongrenin de aktif katılımcılarıdır. Örneğin, 26-30 Temmuz 1919 tarihleri arasındaki Balıkesir Kongresi’ne katılan 48 delegenin 13’ü, mahalli müftü ve müderrislerden oluşmaktadır. 10-23 Mart 1920 tarihleri arasında toplanan V. Balıkesir Kongresi’ne katılan 60 delegenin yarıya yakını, müftü, vaiz ve müderrislerden oluşmaktadır.16-25 Ağustos 1919 tarihleri arasında toplanan Alaşehir Kongresi’ne katılan 45 delegenin 9’u müftü ve müderristir. 6-9 Ağustos 1919, 19 Eylül 1919 ve 6 Ekim 1919 tarihleri arasında toplanan Nazilli Kongresi’ne Eşme Müftüsü Nazif Efendi, Isparta Müftüsü Hacı Hüseyin Hüsnü Efendi, Karacasu Müftüsü Mustafa Hulusi Efendi, Bozdoğan Müftüsü Mehmet Efendi, Sarayköy Müftüsü Ahmet Şükrü Efendi, Isparta’dan müderris Ali Efendi, Tavas’tan Bektaşi Dedesi Mazlum Baba gibi birçok din adamı katılmıştır. 18 Ağustos 1919’da toplanan Muğla Kongresi’ne ise başta Müftü Zeki Efendi ve Hafız Emin Efendi olmak üzere çok sayıda din adamı katılmıştır. 5 Ağustos 1920 ve 8 Ekim 1920 tarihleri arasında toplanan Pozantı Kongresi’nde de din adamlarının çokluğu dikkat çekicidir. Ayrıca Erzurum ve Sivas Kongreleri’ne de çok sayıda din adamı katılmıştır.

Kuvvacı din adamları, işgallere karşı halkı örgütlemek için düzenlenen yerel kongrelere katılırken Said-i Nursi nerededir? O günlerde Said-i Nursi İstanbul’da Kurtuluş Savaşı’yla ilgisi olmayan Müderrisler Cemiyeti (Teali İslam Cemiyeti), Yeşilay Cemiyeti ve Darül Hikmet’ül İslam gibi örgütlerde, kuruluşlarda yer almıştır.

KURTULUŞ SAVAŞINDA LİBYALI ŞEYH AHMET SUNUSİ GÜNEYDOĞU’DA CAMİ CAMİ GEZEREREK HALKI ÖRGÜTLEMŞTİR

Kurtuluş Savaşı’na destek veren sadece Türk din adamları değildir, bazı yabancı Müslüman din adamları da Kurtuluş Savaşı’na destek vermiştir. Örneğin,
 Iraklı Uceymi Paşa,
 Hindistanlı Muhammed Ali
 ve Libyalı Şeyh Ahmet Sunisi bu din adamlarından ve Müslüman önderlerden birkaçıdır.

Özellikle Libyalı Şeyh Ahmet Sunisi’nin Kurtuluş Savaşı’na verdiği destek çok önemlidir. Mustafa Kemal, İngilizlerin ve Fransızların, Kürtleri Türklere ve Milli Harekete karşı kışkırtmalarını önlemek, İngiliz ajanlarının Kürt bölgelerindeki ayrılıkçı faaliyetlerine engel olmak ve Kürtleri Milli Hareket’e kazandırmak için gerek Güneydoğu Anadolu’da gerekse Kuzey Irak’ta çok iyi tanınan Şeyh Ahmet Sünusi’yi görevlendirmiştir.
Mustafa Kemal, Şeyh Ahmet Sunusi’yi “genel vaaz” olarak görevlendirmiştir. Sunusi, Mustafa Kemal’den aldığı bu görevle, özellikle Güneydoğu Anadolu’da çeşitli illerde camilerde vaazlar vererek, Kürtleri, Milli Hareketi desteklemeye çağırmıştır. Her gittiği yerde beyazlara sarılmış olarak verdiği vaazlar ve hutbeler çok etkili olmuş, önde gelen Kürt aşiret reisleri Milli Harekete katılmaya başlamıştır. Ahmet Sunusi, Urfa, Diyarbakır, Mardin’de cami cami, köy köy gezerek halkı Mustafa Kemal’in arkasında Milli Hareketi desteklemeye çağırmıştır
CUMHURİYET DÖNEMİ  DİN SÖMÜRÜCÜLERİ
FETULLAH GÜLEN : Amerika dünya gemisinin kaptanıdır ,onunla iyi geçinmek lazım
Said-i Nursi’nin ölümünden sonra nurcular kendi aralarında bölünmüş Fethullahçılar, Med Zehracılar, Kırkıncılar, Aczmendiler gibi çeşitli akımlar türemiştir.
Jandarma Genel Komutanlığı’nın hazırlamış olduğu rapora göre, nurcular dokuz gruba ayrılmış olup, içlerinde en güçlü konumda bulunan Fethullahçılard ır. Ekonomik yönden inanılmaz bir güce ulaşan bu grubun en tanınan şirketleri ise Zaman gazetesi ve Samanyolu televizyonudur. Finans sektöründe Asya Finans eğitim sektöründe ise yurdun her tarafına yayılmış olan dersaneler ve Fatih Üniversitesi ile faaliyet göstermektedir. Bu dershaneler ve üniversite Fethullahçılar için bir numaralı insan kaynağıdır.
çok sayıda tarikat cumhuriyet düşmanlığı yapıyor