15 Eylül 2014 Pazartesi

OSMANLI’DA SES GETİREN İNFAZLAR



OSMANLI’DA SES GETİREN İNFAZLAR
Kimilerine göre tek çıkar yoldu,
kimilerine göre vahşet.
 Kimileri 'taht sevdası' diyor,
kimileri 'Her şey Osmanlı İmparatorluğu'nun devamı için yapıldı' görüşünü savunuyor.

Tahttan indirilenler, boğdurulanlar, idam edilenler, parçalanarak öldürülenler...

İşte Osmanlı'da ses getiren en önemli infazlar.
Ertuğrul Gazi ölür ölmez iktidar kavgası başladı ve
Osman Bey (Kara Osman) Beylik iddiasında olan amcası DÜNDAR BEY'İ ÖLDÜRTEREK BEYLİĞİ ALDI. Kara Osman (Saltanatı: 1299-1326) olarak da bilinen OSMAN BEY ECELİ İLE VEFAT ettiğinde yerine Orhan Gazi (Orhan Bey) (Saltanatı: 1326-1359) geçti ve eline kan BULAŞMAYAN ORHAN GAZİ 1362?DE ECELİ İLE ÖLDÜ.

Orhan Gazi'den sonra sahneye çıkan I. MURAT diğer adıyla Hüdavendigâr Murat (Gazi Hünkâr) (Saltanatı: 1362-1389) padişah olarak biat alınca ilk işi iki kardeşi İbrahim ile Halil'i boğdurtmak oldu. Bilahare Bizanslılarla birlik olarak kendisine karşı gelen oğlu Savcı Bey'in üzerine gitti ve yaptıklarını affetmeyerek gözlerine mil çektirip kör ettirdikten sonra öldürterek ortadan kaldırttı. I. Murat savaş meydanında şehit olur olmaz, hemen orada yani savaş alanında oğlu Yıldırım Beyazıt'a biat edilerek Padişahlığı ilân edildi.

Yıldırım Beyazıt (1389-1403) Padişah olmasının heyecanını üzerinden atmadan, yani biat töreni biter bitmez düşmanla savaşmakta olan kardeşi Yakup Çelebi'yi yanına çağırtarak çadırında boğdurttu. Sonra da kendisine karşı gelen Karamanoğlu Alâaddin Bey'i katlettirdi. Yıldırım Beyazıt Ankara Savaşında Timurlenk'e yenildi (1402). Bu yenilgi sonu oldu. Savaşta yenilerek tahttan indirilen ilk Osmanlı Padişahı oldu.

Yıldırım Beyazıt'ın Ankara yenilgisinden sonra zehir içerek ölmesi Osmanlı devletinde karışıklık yarattı ve kardeş kavgaları nedeni ile tam on yıl padişahsız kaldı devlet. Nihayet kardeşlerini alt eden Çelebi Mehmet (I. Mehmet) (Saltanatı: 1413-1421) 25 yaşında Padişah oldu. Kardeşler arasındaki mücadeleden galip çıkan Çelebi Mehmet, kardeşi İsa Çelebi'yi (1405) hamamda yakalatıp boğdurttu. Durmadı, devam etti ve kardeşi Musa Çelebi'yi kullanarak diğer kardeşi Emir Süleyman'ı boğdurttu.

Sonra da kardeşlerine karşı kullandığı diğer kardeşi Musa Çelebi'yi boğdurtarak ortadan kaldırdı (1413). Bir diğer kardeşi Mustafa ise uzun süre ortalarda görülmedi. Sonradan Düzmece Mustafa adı ile ortaya çıktı. Mustafa, Timur tarafından Semerkant'a götürülmüştü, Timur ölünce serbest bırakıldı. Bizans İmparatoru Manuel'in yardımı ile Limni Adasına kaçan Mustafa yurda döndüğünde ise ağabeyi Çelebi Mehmet tarafından Bizanslılara esir verildi. (Bazı tarihçiler Düzmece Mustafa'nın Çelebi Mustafa olmadığını iddia eder).

Çelebi Mehmet, kardeşi İsa Çelebi'yi Padişah olması için destekleyen ve onun için çalışan Demirtaş Paşa'yı da unutmadı ve kafasını kestirerek ortadan kaldırttı. Çelebi Mehmet parçalanmakta, dağılmakta ve bölünmekte olan İmparatorluğu bir arada tutabilmek için kardeşlerini harcadı. Padişah, Mehmet Çelebi'nin (I. Mehmet) ölümü eceli ile oldu.
Padişah olarak tahta çıkan II. Murat (Birinci saltanatı: 1421-1444; İkinci saltanatı: 1446-1451)) biat alır almaz mesaiye başladı ve ilk önce küçük kardeşi Mustafa'yı incir ağacına astırmak suretiyle boğdurttu (1423). Diğer kardeşlerini öldürtmediyse de gözlerine mil çektirerek kör etti, sonra da Bursa'da oturmalarına izin verdi.

II. Murat sadece kardeşlerini cezalandırmakla kalmamış, kendisine karşı geldiği için amcası Mustafa Çelebi'yi de ok kirişi ile boğdurtmuştur (Bazı kaynaklar Mustafa Çelebi'nin Edirne kalesi burcunda asıldığını yazar). II. Murat, aynı zamanda İvaz Paşa'nın da gözlerini mil çektirip kör ettirdi. II. Murat da eceli ile öldü. Osmanlılarda ilk defa kendi isteği ile tahtından çekilen Osmanlı padişahıdır.

II. Murat'ın ölümü ile II. Mehmet yani Fatih Sultan Mehmet (Birinci saltanatı: 1444-1451; İkinci saltanatı: 1451-1481) padişah oldu. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethederek Bizans İmparatorluğu'nu ortadan kaldırdı ve yeni bir çağı başlattı. Çağ açmakla kalmadı Fatih Kanunnamesi ile de kardeş katletmeyi yasalaştırarak yeni ve can yakıcı, hüzün verici bir dönemi de başlatmış oldu.

İşte bu yasa gereği hemen işe başlayan Fatih Sultan Mehmet, gelecek günlerde tehlike olur düşüncesi ile kundaktaki kardeşi Ahmet'i boğdurarak ortadan kaldırdı (Bazı yazarlar Şehzade Ahmet'in 6 aylık kundakta bir bebek, bazıları da iki yaşında olduğunu yazar). Elbette ki Şehzade Ahmet ilk değildi. İlk olanı, Bizanslılarla birlikte hareket eden Şehzade Orhan'ı yine Bizanslılarla anlaşarak idam ettirmesiydi.

Fatih Sultan Mehmet döneminde sadrazamların öldürülmesi yolu da açıldı. Osmanlı İmparatorluğunun en güçlü ve temkinli Sadrazamlarından birincisi olan Çandarlı Halil Paşa'yı, bazı paşaların telkini ile satırla başını kestirmek suretiyle öldürttü.
Çandarlı Halil Paşa'nın öldürülmesinden sonra Osmanlı İmparatorluğunda devşirmelere Sadrazam olma yolu açıldı. Devşirmeler iş başına geldiler, paşa, vezir, veziri azam ve sadrazam olarak devleti yönetmeye başladılar. Yeni sadrazam Hırvat devşirmesi Rum Mehmet Paşa oldu.

Yeni sadrazamın görev alması öldürmeleri önlemedi. Fatih Sultan Mehmet, Mahmut Paşa'nın kellesini vurdurdu, sonra da sadrazam Rum Mehmet Paşa'yı, Süleyman Paşa'yı ve Nasuh Paşa'yı idam ettirdi. Bu arada bir de mimar darbe yedi Fatih sultan Mehmet'ten. Padişah adına yaptırttığı Fatih Camiini görünce dehşete kapıldı ve camiin mimarı Sinaüddin Yusuf Bin Abdullah'ın (Atik Sinan) Cami Ayasofya'dan daha alçak olduğu için, ellerini kestirerek cezalandırdı. Fatih Sultan Mehmet eceli ile ömrünü tamamladı (Bazı kaynaklar zehirlenerek öldürüldüğünü yazar).

Osmanlı İmparatorluğunun sekizinci Padişahı olan Sultan II. Beyazıt (1481-1512) kardeşi Cem Sultan'ın ortadan kaldırılması için hayli uğraş verdi. Talihsiz Cem Sultan, Avrupalıların elinde Osmanlılara karşı yıllarca kullanıldı. Papalığın elinde esir bulunan Cem Sultan 1495?de bir iddiaya göre II. Beyazıt'ın Papa ile anlaşma yapması üzerine papalıkça zehirlenerek öldürüldü.

Ne var ki Cem'in oğlu İstanbul'da idi, Padişah II. Beyazıt, Cem Sultan yanlısı olması nedeni ile Gedik Ahmet Paşa'yı öldürttükten sonra İstanbul Muhafızı İskender Paşa'ya "Kulum İskender! Biti (Şimdi) sana vasıl olduğu gibi bilesin ki Gedik'i tepeledim. Gerekir ki sen de Cem'in oğluna mecal (aman) vermeyip boğdurasın ki gayet mühimdir" fermanını gönderdi. İskender Paşa buyruğu derhal yerine getirip 9 yaşındaki Oğuz Han'ı boğdurttu.
Padişah bununla da yetinmedi, kardeşi Selim'i de boğdurttuğu gibi Molla Lütfi ile Mustafa Paşa'yı da idam ettirdi. Selim'i destekleyen yeniçerilerin baskısı ile tahttan inmeyi kabul eden II. Beyazıt, oğlu ile yaptığı Karıştıran Savaşında oğlu Selim'in güçlerini dağıtmasına rağmen kendi isteği üzerine tahttan çekildikten sonra Çorlu civarında aniden vefat etti (Bazı yazarlar II. Beyazıt'ın oğlu I. Selim tarafından zehirletilerek öldürüldüğünü yazar).

Osmanlı İmparatorluğu'nun dokuzuncu Padişahı olan I. Selim (Yavuz Sultan Selim) (1512-1520) II. Beyazıt'ın oğludur. Osmanlı İmparatorluğunun affı olmayan padişahlarından biridir. Kendisine karşı tehlike gördüğü ağabeyi Korkut'u kementle boğdurtarak işe başlıyor, yetmiyor kendi yanında rehin olan Korkut'un oğlunu da boğdurtuyordu. Boğdurtmalar durmuyor, devam ediyordu. Önce merhum ağabeyi Şehinşah'ın oğlu Mehmet'i boğdurttu ve merhum ağabeyi Mahmut'un oğulları Musa, Mehmet, Osman, Emin ve Orhan'ı da boğdurttu. Yani merhum ağabeyi Mahmut'un beş oğlunu birden boğdurtarak onlara hayat hakkı tanımadı.
 Ama daha bitmemişti; diğer ağabeyi merhum Alemşah'ın oğlu Osman'ı da boğdurttu. Boğdurmalar devam ediyor, kardeşi Ahmet'i yağlı ilmikle boğdurtarak ortadan kaldırılıyordu. Ahmet'in çocukları duracak mıydı? Elbette ki onların da icabına bakacaktı, öyle yaptı ve Şehzade Ahmet'in oğlu Kasım'ı önce boğdular sonra da başını kesip I. Selim'e götürdüler.
1.Selim kardeşlerinin çocuklarını öldürttüğü gibi hanımlarını da öldürttü. Kardeş, kardeş çocuğu öldürüldükten, analar ortadan kaldırıldıktan sonra tabii ki sıra sadrazamlara, paşalara gelecekti. Sadrazam Yusuf Paşa boynu vurularak öldürüldü. Kesik başı ibreti âlem için üç gün teşhir edildi. Veziri Azam Koca Mustafa Paşa idam edildi, Dukakinzade Ahmet paşa da öldürülmek suretiyle ortadan kaldırıldı.
Birinci Selim, yani Osmanlı'nın güçlü Padişahı Yavuz Sultan Selim, sekiz yıllık padişahlığı dönemine boğdurttuğu, idam ettirdikleri ile Osmanlı tarihine damga vurdu ve 1520'de eceli ile vefat ederek dünyadan ayrıldı

Osmanlı İmparatorluğunun en uzun süreli Padişahı 46 yıl hüküm süren 10. Padişah Kanuni Sultan Süleyman'dır (1520-1566). Yani diğer ismiyle Muhteşem Süleyman! Kardeşi olmadığı için kardeş katili olmadı. Ama boğdurtmaya kendi oğlu ve yeğenleri ile devam etti. Cem Sultan'ın oğlu Murat ile onun oğlu Cem boğularak idam edildi (1522). Murat'ın karısı ile iki kızı İstanbul'a getirtildi.
Kanuni Sultan Süleyman Konya Ereğli'de konakladığında, mahiyetindeki askerleri ile babasını karşılamaya ve ona iltihak etmeye giden Şehzade Mustafa, babasının bulunduğu divanhaneye el öpmeye gittiğinde, birden 7 dilsiz cellât üzerine çullanıyorsa da ellerinden kurtuluyor ama saray hademelerinden Pehlivan Zal Mahmut'un saldırısından kurtulamıyordu.

Zal Mahmut'un altında kalan Şehzade Çelebi, dilsiz cellâtlar tarafından boğdurulmak suretiyle ortadan kaldırılıyordu. Ne var ki Kanuni Sultan Süleyman bununla yetinmiyor, kendisine karşı ayaklanan ve zoru görünce İran'a kaçan oğlu Şehzade Beyazıt, İran Şahı'nın da Kanuni'ye yaranmak istemesi üzerine, hanımı ve 4 çocuğu ile birlikte boğduruluyordu.
Saltanatın devamı idamlarla kaimdi. Nitekim Kanuni Sultan Süleyman hiç durmadı, idamlara devam etti. İmparatorluğun güçlü sadrazamı devşirme Pargalı Damat İbrahim boğduruldu (1536), sadrazam Kara Ahmet Paşa'nın boynu vuruldu. Keza Hint denizindeki başarısızlığı bahane edilerek büyük denizci Piri Reis boynu vurularak ortadan kaldırıldı.
Kaptan-ı Derya Cafer Bey ile arkadaşları da öldürüldü, Ferhat Paşa ve Defterdar İskender Çelebi idam edildi. Şehsuvaroğlu Ali Bey ile oğulları, Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa ve Reis-ül Küttap Haydar da öldürüldü. Osmanlı İmparatorluğunun on birinci Padişahı II. Selim (Sarı Selim) (1566-1574) eline kan bulaşmayan padişahlardan biri olarak eceli ile dünyadan göçtü.
Osmanlı İmparatorluğu tahtına geçen III. Murat (1574-1595) padişah olarak biat aldıktan sonra beş kardeşini, ileride saltanatıma göz koyarlar düşüncesi ile boğdurtuyordu. Şehzade Mustafa, Şehzade Süleyman, Şehzade Cihangir, Şehzade Osman ve Şehzade Abdullah ağabeyleri III. Murat'ın emirleri ile cellâtlara teslim edilerek boğduruluyordu.
III. Murat'ın duracağı yoktu, bu defa üvey kardeşleri üzerine gidiyor ve onları da halletmeliyim diyerek iki üvey kardeşi Şehzade Mehmet ve Şehzade Mahmut, cellâtların elinde yağlı ilmikle boğdurulmak suretiyle tarih sahnesinden uzaklaştırılıyorlardı.
II. Murat sadece öz ve üvey kardeşlerini boğdurtmakla kalmıyor Sadrazamlardan Sokullu'nun kuzeni Budin Valisi Mustafa Paşa'yı da idam ettiriyordu. Eceli ile ölen III. Murat ayrıca bir rekorun da sahibiydi. Tarihçilerin yazdıkları yanlış değilse III. Murat'ın bir söyleme göre 104, bir söyleme göre de 114 çocuğu vardı.
III. Mehmet (1595-1603), III. Murat'ın oğlu olarak tahta çıktı ama ne çıkma! Padişah olarak biat alır almaz işe koyuldu ve aynı gece; Şehzadeler Selim, Beyazıt, Mustafa, Osman, Cihangir, Abdullah, Abdurrahman, Hasan, Ahmet, Yakup, Alemşah, Yusuf, Hüseyin, Korkut, Ali, İshak, Ömer, Alaüddin ve Davut olmak üzere 19 erkek kardeşini boğdurttu.
Bazı tarihçilere göre, bununla yetinmeyip ayrıca 20 kız kardeşini de boğdurtarak ortadan kaldırdı. Elbette ki boğdurmalar, öldürmeler devam edecekti. Nitekim babasının cariyelerini unutmadı ve babasından hamile kalan 17 cariyeyi denize attırarak boğdurttu.
III. Mehmet, annesi Safiye Sultan'ın (Venedikli Sofi Baffo) isteği üzerine oğlu Şehzade Mahmut'u boğdurtarak öldürtüyor, bununla da yetinmiyor oğlunun annesi Mahpeyker Sultan'ı (Sinderella Violetta), sonra da oğlunun şeyhini de denize attırarak ortadan kaldırtıyordu.
Saray ve aile içini temizledikten sonra boş durmuyor haklı ya da haksız idamlara devam ediyordu. III. Mehmet yaptıkları ile yetinmedi. Başarılı Vezir-i Azam Ferhat Paşa'yı da rakibi Sinan Paşa'nın tahriki üzerine boğdurtarak öldürttü.
Sonra Satırcı Mehmet Paşa'yı, Hadım Hasan Paşa'yı ve Sadrazam Yemişci Hasan Paşa'yı, halka zulüm ediyor iddiasıyla da Hüseyin Paşa'yı idam ettirdi. III. Mehmet'in idam ettirdikleri arasında Babüssaade Ağalarından Gazanfer Ağa ile Osman Ağa da payını aldı.
III. Mehmet öz oğlunu öldürten üçüncü Osmanlı Padişahı olarak eceli ile dünyadan ayrıldı. III. Mehmet'in ölümü ile tahta çıkarak Padişah olan I. Ahmet'in (l603-1617) ilk işi, atası Fatih Sultan Mehmet'in çıkardığı kanunname ile kardeş katline izin veren yasayı kaldırdı. Yerine, Padişah ailesi içinden aklı başında olan, en yaşlı şehzade padişah olur sistemini getirdi.
Saray içindeki erkekler "Oh" diye nefes aldıklarında başka bir sistemle karşılaştılar: "Kafes sistemi". Yani, biat alarak tahta çıkan Padişah kendisine rakip gördüklerini "kafese tıkmak" (zindana tıkma/koyma) suretiyle hayatlarını zehredecekti. Bir kafes içinde kalacak, hapis hayatı yaşayacak, yemek verirlerse yiyecek, su verirlerse içecek ve gün dolduracaklardı. Padişah'ın keyfine kalmıştı, insaflıysa eğitimleri için adam görevlendirecek, yetişmelerine izin verilecekti.
Onurlu olanların bu haliyle kafeste yaşamaları elbette ki zordu ve onları perişan edecekti. Ölmeyeceklerdi ama bir kısmı mecnun, bir kısmı deli olacak ama sıraları geldiğinde koskoca bir İmparatorluğa hükmedeceklerdi
Padişah I. Ahmet aile bireylerine dokunmadı ama veziriazamlardan telef ettikleri oldu. Örneğin; Sadrazam Derviş Paşa'yı makamında bizzat kendisi öldürmüş ve kafasını hançerle kesmiş sonra da adettendir diyerek kadınları ile birlikte çocuklarını öldürtüp bütün servetine el koydurmuştur. Keza Sadrazam Lala Mehmet Paşa ile Sadrazam Nasuh Paşaları öldürtüp para ve mal varlıklarına el koydurmuş, Tırnakçı Hasan Paşa'yı da öldürterek ortadan kaldırmıştır.On üç yaşında henüz sünnet olmadan biat alarak Padişah olarak tahta çıkan I. Ahmet 27 yaşında eceli ile öldü.
Birinci Mustafa (Birinci saltanatı: 1617-1618; İkinci saltanatı: l622-1623)) iyi eğitim görmesine karşın deli olarak bilinirdi. Buna rağmen I. Ahmet'in oğlu Şehzade Genç Osman'ın çok genç olması nedeni ile devlet ricalinin tensipleri üzerine biat alarak padişah oldu. Padişah olmak istemeyen I. Ahmet bu görevde fazla kalmıyor ve devlet işleri ile ilgilenmediği için üç ay sonra tahtını terk ediyordu.
Ne var ki yerine padişah olan Genç Osman'ın öldürülmesi üzerine ikinci defa padişah oluyor ve bir buçuk yıl saltanatta kaldıktan sonra deli olması nedeni ile Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânının anlaşmaları sonucu tahttan indiriliyordu. Böylece I. Mustafa tahttan indirilen ikinci padişah oluyordu. I. Mustafa'nın çocuğu olmadığı gibi eli de kana bulaşmadı.
Osmanlı tarihinde isminden en çok bahsedilenlerden biri olan II. Osman (Genç Osman (1618-1622) amcası I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine padişah oldu. Osmanlı padişahlarının en şanssızlarından biriydi. Yenilikçiydi ve bu nedenle de çok eziyetler çekti. Yeniliği istemeyen devlet erkânı ile başa çıkamadı ve hacca gitmek istemesi bahane edilerek kayınpederi de olan Şeyhülislâm Esat Efendi'nin "Padişahların hacca gitmesine gerek yoktur" fetvası üzerine yeniçeriler ayaklandı.
Pek çok saray erkânı Yeniçeriler tarafından öldürüldükten sonra padişah Genç Osman'ı ele geçirip Yedikule zindanına attılar. Zindanda üzerine çullanan sekiz cellâtla boğuşmasına rağmen yıkılmadı ama Cebecibaşı'nın bir fırsatını bulup hayalarını sıkması üzerine gücü tükenip bayılınca, fırsatı kaçırmayanlar Genç Osman'ı boğarak öldürdüler. Cebecibaşı ölüm nişanesi olarak Genç Osman'ın kulağını kesip, yeni Padişah IV. Murat'ın annesi Kösem Sultan'a gönderdi.
Genç Osman tahttan indirilen ve öldürülen üçüncü Padişah olarak bilinir. Aynı zamanda yeniçeriler tarafından öldürülen ilk padişahtır.Birinci Ahmet'in oğlu olan IV. Murat (1623-1640) tahta çıktığında on bir yaşında bir çocuktu. Bunu fırsat bilen annesi Kösem Sultan, oğlu adına ülkeyi uzun süre yönetti. Annesi Kösem Sultan'ın etkisi ile yönetilen ülkenin ne gibi güçlüklerle karşılaştığını gören genç Padişah IV. Murat, katledilen ağabeyi Genç Osman'ın durumuna da şahit olduğu için çok sert ve asabi bir mizaca sahip olmuştu
Duruma müdahale etmeliyim diyerek, yirmi bir yaşında annesi Kösem Sultan'ı yanından tamamen uzaklaştırıp devlet yönetimini eline aldı. IV. Murat hiç affedici olmadı. Rüşvet alanı, vereni, hata yapanı, görevini yerine getirmeyenleri acımasızca cezalandırdı.
Genç Padişah IV. Murat da öldürme olaylarının içine hızlı girdi. I. Ahmet'in kardeş katlini yasaklaması da yarar sağlamamış olacak ki Revan Seferine çıkarken kardeşleri Şehzade Beyazıt ile Şehzade Süleyman'ı, Bağdat seferine çıkarken de kardeşi Şehzade Kasım'ı boğdurttu.
IV. Murat Bağdat'ın düşmesini yalan söyleyerek saklayan Kemankeş Ali Paşa'yı öldürttü. İsyan eden yeniçerilere istedikleri Hafız Ahmet Paşa'yı teslim etmekte tereddüt etmedi. Hafız Ahmet Paşa yeniçeriler tarafından parçalanarak öldürüldü. Tokat'ta bulunan Hüsrev Paşa'yı öldürttü, paşanın kesik başı İstanbul'a padişaha gönderildi. Sadrazam Topal Recep Paşa saraya çağırılıp Padişah'ın önünde cellâtlar tarafından boğulmak suretiyle idam edildi. Kesilen başı sarayın hümayün kapısı önünde teşhir edildi
IV. Murat, paşa kıyımlarına devam etti ve İlyas Paşa'yı kendi önünde ve istavroz karşısında idam ettirdi. Erzurum'da Ermenilerden rüşvet aldığı iddiası ile Abaza Mehmet Paşayı idam ettirdi, Demirkazık Halil Paşa'yı boğdurttu, Tabanıyassı Mehmet Paşayı katlettirdi. Revan seferine giderken kendisini karşılayan Manisa sancakbeyi Dudu Hasan Paşa'yı verdiği emri yerine getirmediği için katlettirdi. Ayrıca Çeleboğlu Ali Paşa, Sivas'ta Keskinli Ali Paşa, Erzurum'da Bahisnili Ali Paşa ve Bosnalı Osman Paşaları katlettirdi.
IV. Murat idamlara, öldürmelere devam edip durdu. Sivas'ta Bostancı Başının derisi yüzülerek öldürüldü. Sakabaşı Işık Yahya ve Konya'da Koca Gürcü Osman'ı katlettirdi. Galatalı Çelebi'nin boynunu vurdurdu. Konya ayanından Karayılan lakaplı iki kardeşi katlettirdi. İzmir Kadısı Mehmet Efendi ile Karaağaç kadısını öldürttü. Konya Kadısı Şehla Mehmet Efendi'yi Pazar yerinde astırmak suretiyle cezalandırdı.
IV. Murat ağabeyi Genç Osman'ın öldürülmesine şahit olmuştu. Bunu unutamadığından ağabeyi Genç Osman'ın ölümünden sorumlu tuttuğu herkesi idam ettirdi.
Katletmeler, idamlar, boğdurmalar sadece devlet adamları ile paşalara olmadı. Örneğin; Anadolu'da isyan girişiminde bulunan Deli İlahi İstanbul'a getirtilerek katledildi. Rüşvet alan Yeniçeri Kâtibi Osman Efendi katledildi, Gümrük Emini Mehmet Çavuş ile Sır Kâtibinin boyunları vuruldu. İbreti alem olsun diye yakalanan iki casustan bir çarmıha getirilip başı kesildi ve pazarda dolaştırıldı, diğeri çengele vuruldu. Dünya'da ilk füze denemesini yapan Lagari Hasan Çelebi ile ilk uçuş denemesi yapan Hazerfen Ahmet Çelebi gibi iki önemli bilim adamını da idam ettirdi.
Bir başka ibretlik olay Şair Nefi olayıdır. Şair Nefi devlet adamlarını ve bozuk düzeni eleştirdiği için idam edilip cesedi Sarayburnu'ndan denize atıldı.
Çok hareketli olan IV. Murat İmparatorlukta var olan bozuk düzeni, rüşvet ve suistimali sert karar ve uygulamalarla düzeltti ama genç yaşta yatağa düştü. Son nefesini vermeden, devlete zarar vermemesi için deli olduğunu bildiği kardeşi Şehzade İbrahim'in öldürülmesini emretti. IV. Murat'ın bu isteği yerine getirilmedi ve 28 yaşında hayata veda ettikten sonra öldürtmek istediği Şehzade İbrahim padişah oldu ama deli olarak!
1.İbrahim (1640-1648) on sekizinci padişah olarak biat alıp tahta çıkarken hiç güçlük çekmedi. Çünkü IV. Murat, şehzadeleri öldürterek ortadan kaldırmıştı. Ne var ki kardeşleri IV. Murat tarafından öldürüldüğü için devamlı korku içinde yaşadı
IV. Murat'ın ölümü ile kendi kurtuldu ama elinden paşalar yakasını kurtaramadı. Revan seferinde kaleyi savaşmadan teslim eden Emingüneoğlu Tahmasb Kulu Han önce vezirlik rütbesi verilerek paşa yapılmış ve ismi de Yusuf olarak değiştirildikten sonra bölücü ve yıkıcı faaliyette bulunduğu iddiası ile idam edildi. İdamdan sonra Padişah Deli İbrahim hatalı olduğunu anlayınca pişman oldu ve "yazık ettim" dedi ama artık iş işten geçmiş oldu!
1.İbrahim'e 'Deli İbrahim' ve 'Sultan İbrahim' de denilmektedir. Deli İbrahim idamlara devam eder ve Kemankeş Kara Mustafa Paşa ile sadrazam Salih Paşa'yı da idam ettirir. Yeniçerilerin başlayan isyanı büyük boyutlara varınca, isyancıların istedikleri Ahmet Paşa yeniçerilere teslim edilir. Yeniçeriler tarafından parça parça edilen Ahmet Paşa'ya da 'Hazerpare Ahmet Paşa' denilir. Ne var ki bu isyan Padişah Deli İbrahim'in sonunu hazırlar. Sadrazam Mehmet Paşa ile isyancılardan yana olan Şeyhülislâm ikilisinin karar ve fetvası ile Sultan Deli İbrahim boğdurularak öldürülür.Sultan I. İbrahim tahttan indirilen dördüncü, öldürülen ikinci Padişahtır.
On dokuzuncu Osmanlı Padişahı IV. Mehmet (Avcı Mehmet) (1648-1687) biat alıp tahta çıktığında 7 yaşında bir küçük çocuktu. Çocuk olduğu içindir ki annesi Turhan Sultan yönetimde etkili olmuş oğlu adına Osmanlı Devletini yönetiyordu. Nitekim dokuz yaşındaki Padişah IV. Mehmet, kendisini öldürtmek isteyen babaannesi Kösem Sultan'ın öldürülmesine annesi Turhan Sultan'ın etkisi ile "olur" veriyor, Turhan Sultan da bir gece ansızın dairesini bastırıp Kösem Sultan'ı perde ipi ile boğdurarak ortadan kaldırıyordu.
Sanki kesin kuralmış gibi IV. Avcı Mehmet de idamlara, boğdurmalara devam eder. Sadrazam Sofu Mehmet Paşa'yı, Tarhuncu Ahmet Paşa'yı, İpşir Mustafa Paşa'yı idam ettirdi. Bunlarla da yetinmedi ve eski sadrazamlardan Sarı Süleyman Paşa'yı da idam ettirdi ve Süleyman Paşa'nın kesik başını yeniçerilere gösterdi. Sadrazam Kara İbrahim Paşa önce Rodos'a sürüldü. Paşa'dan kese kese altın alındıktan sonra boğdurularak öldürüldü. Budin Beylerbeyi İhsan Paşa, Telhisçi İsmail Ağa, Kızlar Ağası Behram Ağa, Hacı Bilal Ağa ve Şaban Ağaları da öldürttü.
Ava çok meraklı olduğu ve günlerce avlandığı için IV. Mehmet'e "Avcı Mehmet" denilmiş ve bu isimle anılmıştır. İkinci Viyana kuşatmasının başarısız olması, Estergon, Peşte ve Budin'in kaybedilmesi, Venediklilerin pek çok kaleyi ele geçirmeleri, ordu'nun Mohaç da yenilgi alması üzerine Yeniçeriler ayaklandı. Önce II. Viyana kuşatmasının mimarı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa idam edildi. Bu idamla yeniçeriler tatmin olmayıp ayaklandılar. Bu ayaklanma sonucu IV. Avcı Mehmet tahttan indirildi.
V. Avcı Mehmet Osmanlı tarihinde tahttan indirilen beşinci padişahtır. IV. Avcı Mehmet tahttan indirilirken isteği yerine getirildi ve kardeşi II. Süleyman Padişah oldu.
II. Süleyman'a (1687-1695) biat edildi ve 20. Osmanlı Padişahı olarak tahta geçti. II. Süleyman iyi tahsil ve terbiye görmesine rağmen Padişahlık kendisine verilirken, bu sorumluluğu ağır olan görevi almamak için çok direndi. Çünkü kırk yıl hapis hayatı yaşamıştı, ürkekti, çekingendi. Bu nedenle Padişah olmak istemiyordu. Ama kaderinde Padişah olmak vardı bundan kaçamadı tahta oturdu. II. Süleyman hep korku ile yaşadı, tedirgin olarak ömrünü tamamlarken elini kana bulamadı. Son iki senesini hasta olarak yatakta geçirdi ve çocuksuz olarak eceli ile hayata veda etti.
Sultan I. İbrahim'in oğlu II. Ahmet (1691-1695) 21. Osmanlı Padişahı olarak kırk dokuz yaşında tahta çıktı ve 51 yaşında öldü. Elini kana bulamayan, sadrazam, paşa ve her hangi bir yetkiliyi ölüme göndermeyen padişahlardan biri olarak eceli ile dünyadan göçtü.
II. Mustafa (1695-1703) Osmanlı tahtına yirmi ikinci Padişah olarak oturdu. Eline kardeş kanı bulaşmadı. Sadrazamlardan sadece Sürmeli Ali Paşa, Kırım Hanını Padişaha karşı tahrik ediyor iddiası ile önce görevden alındı sonra da kafası kesilerek katledildi. Edirne'de oturan ve İstanbul'a dönmeyen Padişah devlet iş ve idaresini Şeyhülislam Feyzullah Efendi'ye bırakmıştı. Ordu bu durumu kabullenemedi, isyan ederek Edirne'ye gitti. Şeyhülislâm öldürüldü, Sultan II. Mustafa tahttan indirildi.
Tahttan indirilen altıncı padişah olan II. Mustafa, tahttan indirildikten sonra çok yaşamadı ve eceli ile öldü. Osmanlı İmparatorluğu tahtına geçen yirmi üçüncü Padişah olan III. Ahmet (1703-1730), IV. Avcı Mehmet'in oğludur. Eline evlat, amca ve şehzade kanı bulaşmadı. Her ne kadar bazı yazarlar oğlu Şehzade İbrahim'i öldürttüğünü yazsalar da İ. H. Uzunçarşılı, vezirler ile ulema ve diğer yetkililer cenazeyi açıp baktıklarında ölümde kasıt yoktur kararına vardıklarını yazar.
Hanedandan kimsenin kanını akıtmayan III. Ahmet pek çok idam ve ölüm fermanı emri verdi. Sadrazam Çorlulu Ali Paşa idam edildi. Sadrazam Hoca İbrahim Paşa, Silahtar Ahmet Paşa'yı öldürünce durumu öğrenen Padişah tarafından mazur görülmedi, boğdurulmak suretiyle cezalandırıldı ve parasına, malına mülküne el konuldu.
Patrona Halil İsyanı pek çok ölümü arka arkaya getirdi. İsyancıların isteği üzerine Nevşehirli Damat İbrahim Paşa boğdurularak öldürüldü, cesedi öküz arabasına konularak isyancılara gönderildi. İsyancılar cesedi parça parça ettiler. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ile birlikte isyancıların istediği 37 kişinin hepsi idam edildi ve cesetleri isyancılara teslim edildi. Buna rağmen isyancılar tatmin olmadı ve III. Ahmet'in tahttan indirilmesini istediler. III. Ahmet kendisi ve ailesine zarar verilmemesi durumunda tahtan çekileceğini bildirdi. İsteği yerine geldi ve tahttan çekildi. III. Ahmet tahttan zorla indirilen yedinci padişah olarak kayda geçti.
Yirmi dördüncü Osmanlı Padişahı olarak tahta çıkan I. Mahmut (1730-1754), II. Mustafa'nın oğlu, III. Ahmet'in yeğenidir. Patrona Halil'in başlattığı isyan sonucu tahta çıktı ama Patrona Halil ile olayın elebaşlarını affetmedi ve isyanı başlatan Patrona Halil ile arkadaşlarını öldürterek cezalandırdı. Birinci Mahmut, hanedanın erkeklerine dokunmadı ama amcası olan III. Ahmet'in kızı, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın karısı Fatma Sultan'ı boğdurarak cesedini Sarayburnu'ndan denize attırdı. Patrona Halil İsyanını başarı ile bastıran Sadrazam Kabakulak İbrahim Paşa'yı katlettirdi, vücudu Resmo'ya, başı da İstanbul'a getirildi. Darüssaade Ağası Hafız Beşir Ağa ile adamlarını Kızkulesinde boğdurttu.
Birinci Mahmut 58 yaşında, Cuma namazından at sırtında dönerken vefat etti ve arkasında çocuk bırakmadan dünyadan göçtü.
Osmanlı İmparatorluğunun 25. Padişahı olarak tahta çıkan III. Osman (1754-1757), II. Mustafa'nın oğlu ve I. Mahmut'un kardeşidir. Osmanlı Devletinin şanssız şehzadelerinden biriydi. Çünkü babası öldüğünde 4 yaşında idi. Edirne'den İstanbul'a getirilerek Topkapı Sarayındaki Şehzadegân dairesine (kafese) kapatıldı ve tam 41 yıl bu dairede hapis hayatı yaşadı.
Padişahlık süresi üç yıla yakın olan III. Osman elini kana buladı ve III. Ahmet'in yeğeni Şehzade Mahmut'u boğdurarak ortadan kaldırttı. Ayrıca kendisinden çok şeyler beklediği Veziriazam Bıyıklı Ali Paşa'yı rüşvet aldığı iddiası ile önce hapsettirdi sonra da katlettirdi. Ali Paşa'nın katlinden birkaç saat sonra da "acele ettim, öldürttüm" diyerek pişmanlığını ifade eden III. Osman 58 yaşında eceli ile dünyadan göçüp gitti.
Osmanlı İmparatorluğunun 26. Padişahı olarak tahta çıkan III. Mustafa (1757-1774), babası III. Ahmet'e karşı yapılan Patrona Halil isyanı ile kafese kapatıldı(III. Ahmet 1736 da öldü) ve 27 yıl boyunca kafes hayatı yaşadı. III. Osman'ın vefatı üzerine kafesten çıkarılarak tahta oturtuldu ve kendisine Padişah olarak biat edildi.
III. Mustafa eline saltanat üyelerinin kanı bulaşmadı. O yolu tercih etmedi ama Sadrazam Köse Bahir Mustafa Paşa fazla servet sahibi olması nedeni ile Midilli'ye sürgün edildi. Midilli'ye gittikten birkaç gün sonra başı kesilmek suretiyle öldürüldü ve kesik başı İstanbul'a getirilerek teşhir edildiği gibi malına, mülküne, para ve altınlarına el konuldu. Yağlıkçızade Hacı Mehmet Emin Paşa Serdar-ı Ekrem iken azledildi. Sürüldüğü Dimetoka'ya giderken uğradığı Edirne'de başı kesilmek suretiyle öldürüldü. Devletin baş tercümanı Bogdan prensi Kalimakimade kafası kesilerek idam edildi. III. Mustafa eceli ile ölen Padişahlardan biridir.
Birinci Abdülhamit (1774-1789) Osmanlı İmparatorluğunun 27. Padişahıdır. III. Osman'ın yerine Padişah oldu, Eline haneden kanı bulaşmadı. Yolsuzluk ve darbe yapmayı planlamakla suçlanan Sadrazam Halil Hamit Paşa Gelibolu'ya sürgüne gönderildi. Birkaç gün sonra Bozca Ada'ya götürüldü ve burada kafası kesilmek suretiyle idam edildi. Kesik başı ise İstanbul'a getirildi. Birinci Abdülhamit eceli ile öldü.
Üçüncü Selim (1789-1807) yirmi sekizinci Osmanlı Padişahıdır. Amcası I. Abdülhamit'in iyi niyeti sonucu kafes hayatı yaşamadı, iyi yetiştirildi. I. Abdülhamit'in vefatı üzerine tahta çıkarak padişah oldu. Bir dizi yeniliklerle dikkat çekti. Nizami Cedit ordusunu kurunca, yeniçeriler Kabakçı Mustafa'nın önderliğinde isyan ettiler. İsyancıların isteği üzerine III. Selim Nizam-ı Cedit ordusunu lağvettiği gibi tahtını da terk etti. Yerine amcasının oğlu IV. Mustafa geçer geçmez III. Selim'i kafese/zindana gönderdi. III. Selim'i tekrar Padişah yapmak için Alemdar Mustafa Paşa'nın İstanbul'a geleceği duyulunca IV. Mustafa'nın emri ile III. Selim önce boğduruldu, sonra da hançerlenerek öldürüldü. Böylece kan dökmeden öldürülme geleneği de bozulmuş oldu.
Sadrazam Rusçuklu Çelebizade Şerif Hasan Paşa III. Selim'in fermanı ile Şumnu'daki kışlık karargâhında idam edilerek öldürüldü. III. Selim tahttan zorla indirilen sekizinci, öldürülen dördüncü Osmanlı padişahıdır.
Osmanlı İmparatorluğunun 30. Padişahı olan II. Mahmut (1808-1839) Alemdar Mustafa Paşa'nın tahttan indirdiği IV. Mustafa'nın yerine Padişah oldu. İlk işi kendisini öldürtmek isteyen IV. Mustafa'yı boğdurtmak oldu, Sadrazam Benderli Ali Paşa bir haftalık sadrazam iken Yunan yanlısı iddiası ile idam edildi. Benderli Ali Paşa Osmanlı İmparatorluğunda idam edilen son sadrazamdır.
Padişah II. Mahmut eceli ile öldü. Osmanlı Devletinin 31. Padişahı olan I. Abdülmecit (1839-1861) 16 yaşında tahta çıktı. I. Abdülmecit demokrasiye geçiş olarak kabul edilen Gülhane Hattı Hümayünü (Tanzimat Fermanı) ilan eden Padişahtır. Kuleli Vakası olarak anılan olay ile Padişahlıktan düşürülmek istendi ise de komple önlendi. Suçlular yakalandı, mahkemeleri Kuleli'de yapıldı ve suçlulara çeşitli cezalar verildi. Cafer Dem Paşa cezalandırılmak için Kuleli Kışlasına görülürken kayıktan denize atlayarak intihar etti.
Birinci Abdülmecit, Osmanlı Devletinin son dört padişahının (IV. Murat, II. Abdülhamit, V. Mehmet Reşat ve VI. Mehmet Vahdettin) babası olup genç yaşta veremden öldü. Eline haneden kanı bulaşmayan padişahlardan biridir.
Osmanlı İmparatorluğunun 32. Padişahı olan Sultan Abdülaziz (1861-1876) 31 yaşında biat alarak tahta geçti. İleri görüşlü, yenilikçi ve batıya dönük bir padişahtı. Devletin eyaletlerinden başka yurt dışına giderek yabancı devletleri ziyaret eden ilk padişahtır. Belçika, Almanya, Avusturya, Macaristan'ı ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında İngiliz Kraliçesi Victoria, Belçika Kralı II. Leopald, Prusya Kralı I. Wilhem, Avusturya-Macaristan İmparatoru Fraçois-Josep ve Romanya Prensi Karol ile görüştü.
Balkan isyanları, Karadağ, Eflak-Buldan olayları, Birleşik Romanya'nın doğuşu, Türk Ordusunun Sırbıstan'dan çekilmesi, Mısır Hidivliğinin özerklik haklarının genişletilmesi, borçlar ve nihayet Hersek ve Bulgar isyanları I. Abdülaziz'i çok zor durumlara düşürdü ve darbe ile tahttan indirildi. Feriya Sarayında gözaltında bulunduğu sırada bileklerinden damarları kesilmiş olarak ölü bulundu.
Sultan Abdülaziz darbe ile düşürülen on birinci Padişah olup eli hanedan kanına bulaşmamıştır. Osmanlı Devletinin 33. Padişahı olarak tahta çıkan V. Murat'ın (1876/1876 üç ay) akli dengesi yerinde olmadığı için sadece üç ay tahtta kaldı. Bazı gruplar tarafından tekrar Padişah yapılmak istendiyse de sonuç vermedi.
V. Murat eli hanedan kanına bulaşmayan, tahttan indirilen on ikinci padişah olup eceli ile terki dünya eyledi..Osmanlı İmparatorluğunun 34. Padişahı olan II. Abdülhamit'in (l876-1908), verdiği buyruk ve şeyhülislam fetvası ile sadrazam öldürülmesine son verildi ama buna pek uyulmadı. Mithat Paşa uzun süre devlete vali ve sadrazam olarak görev yaptı. IV. Murat'ın tahttan indirilerek II. Abdülhamit'in tahta çıkmasına yardımcı oldu. Ama çeşitli bahaneler ileri sürülerek mahkemeye verildi. Yıldız'da kurulan mahkemede yargılandı ve idam cezasına çarptırıldı. II. Abdülhamit tarafından idam cezası Taif'e hapis cezasına çevrilerek sürgüne gönderildiyse de Taif hapishanesinde boğdurulmak suretiyle öldürüldü. Aynı şekilde Taif'te bulunan Mahmut Paşa'da öldürüldü. II. Abdülhamit'in kontrol amaçlı gönderdiği müfettişler Mithat Paşa'nın mezarını açtırarak öldürüldüğünü ispatlamak için başını gövdeden ayırtıp padişaha gönderdiler.
II. Abdülhamit tahttan darbe ile indirilen on üçüncü Padişah olup eceli ile ölmüş olup, eline haneden kanı bulaşmamıştır.V. Mehmet Reşat (1909-1918) Osmanlı Devletinin 35. Padişahıdır. II. Abdülhamit'in tahtan indirilmesi ile Padişah oldu. Eline haneden kanı bulaşmayan Padişahlardan biridir, eceli ile öldü.
Osmanlı İmparatorluğunun 36. Padişahı olan VI. Mehmet Vahdettin (1918-1922) eline hanedan kanı bulaşmamıştır. VI. Mehmet Vahdettin Balkan Savaşlarını, I. Dünya Savaşını, Ulusal kurtuluş Savaşlarını yaşamış ama ne yazık ki sırf taht ve saltanatını koruyabilmek için işgalcilerden yana tavır almış, ulusal kurtuluş savaşı zaferle sonuçlandıktan sonra İngilizlere sığınarak Malaya Zırhlısı ile yurtdışına kaçarak ülkesini terk eden ilk padişah olmuştur. Eceli ile öldü.
http://sozcu.com.tr/2014/yasam/osmanlida-ses-getiren-infazlar-600830/   

12 Eylül 2014 Cuma

ŞEYH SAİDE TAKILAN RUS MADALYASININ GÖRÜNTÜLERİ



ŞEYH SAİDE TAKILAN RUS MADALYASININ GÖRÜNTÜLERİ
Odatv'den Ömer Ödemiş'in Rus Devlet Arşivleri'nden gündeme getirdiği görüntüler tartışılmaya devam ediyor. Gündüz saatlerinde fotoğraf karesi olarak yayınladığımız görüntülerin video görüntülerini de yayınlıyoruz. Görüntülerde "Dersim’de işbirliği yapan yerel Kürt lider Said’e Rus Ordusu Kafkas cephesi komutanı Grandük Nikolay Nikolayevich tarafından madalya verilişi... Tören görüntüleri" ifadelerinin ardından General Nikolayeviç'in madalya taktığı bir kişi ve yanında duran bir kaşka kişi görülüyor.
Söz konusu görüntüler ilk kez yayınlanırken daha önce Meclis'te gündeme gelmişti. 20 Kasım 2013 tarihinde MHP Milletvekili Yusuf Halaçoğlu "Rus ordusunun karşısında Şeyh Sait ve Seyit Rıza'nın birlikte madalya takındığının geçmesini istiyorum" ifadelerini kullanmış, halaçoğlu'nun sözleri tartışma yaratmıştı. Halaçoğlu'na cevap veren CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün Halaçoğlu'nun iddiasının yanlış olduğunu kaydetmişti. Halaçoğlu bununla ilgili herhangi bir yanılgısının söz konusu olmadığını belirterek, bu konuda Rusların çektiği video kamera görüntülerini izlediğini söylemişti. Halaçoğlu, "Seyit Rıza'ya Rus ordusu törenle madalya takıyor. Madalya törenini izledim, bunu söylüyorum. Ben size getireceğim göstereceğim" dedi. Halaçoğlu'nun bu ifadesine karşılık Baluken, "Bize karşı iyi savaşsın diye mi madalya verilmiş?" sorusuna Halaçoğlu, "Hayır, onun için herhalde madalya vermezler. Kendilerinin yanlarında yer aldıkları için genelde övünç madalyası verilir biliyorsunuz" karşılığını verdi.
Meclis'te Halaçoğlu söz konusu görüntülerde "Kürt Said" olarak sözü edilen ve madalya takılan kişinin Şeyh Said, solundaki kişinin ise Seyid Rıza olduğunu ifade etmişti.  Aynı gün BDP Hakkari Milletvekili Adil Zozani'nin "Ant olsun ki onun (Şeyh Sait) heykelini Diyarbakır'da bir meydana dikeceğiz, bu bizim boynumuzun borcudur" ifadesi nedeniyle tartışma çıkarmıştı. 
http://odatv.com/n.php?n=iste-seyh-saide-takildi-denilen-o-madalyanin-goruntusu--1209141200  

24 Nisan 2014 Perşembe

ALEVİLİKTE KIZIL ELMA



ALEVİLİKTE KIZIL ELMA
Kızıl Elma, Türk mitolojisinde Türkler ve de özellikle Oğuz Türkleri için üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler veya düşlerdir.
 Türk devletleri için bir hedefin ve amacın simgesidir.

Şah İsmail onbeş yaşında, Anadolu Türkmen oymaklarının yardımı ile 9 Eylül 1502’de Tebriz’de “Kızılbaş Türkmen Safavi Devleti”ni resmen kurar.
 1509 yılında kurduğu Türk Devleti’nin sınırlarını belirlemek için bir danışma toplantısı düzenlemek ihtiyacı doğar. Bu toplantıyı düzenlemek için de Pir Sultan Abdal’ı görevlendirir. Bunun için Alevi adabı gereği lokma olarak Peyk (ulak) ile bir sepet elma gönderir. “Kızıl Elma” Türkmen geleneğinde kutsiyet ifade etmektedir.
 Bir Alevi köyüne pir gelmeden önce bir sepet elmayı rehbere gönderir, rehberde peyk vasıtası ile her haneye bir elma dağıtarak, dedenin geleceğini ve “görgü cemi”nin yapılacağı günü bildirir.

Orta-Asya eski Türklerindeki bu geleneği Şah İsmail’de uygulayarak elmayı ulu ozan Pir Sultan’a göndermiştir. Elma’yı alan Pir Sultan Abdal, öncelikle Hacı Bektaş Pirevi Postnişini Balım Sultan gider ve destur alır. Balım Sultan bu toplantıyı destekler. Pir Sultan Abdal’ın bu organizasyonu için Balım Sultan kardeşi Kalender Çelebi’yi görevlendirir.
Bu toplantın düzenlenmesinde görev alanlar; Tokat, Almus’un Varzıl Köyü’den Safevi soylu bir dede olan Kul Himmet, yine aynı yöreden Hubyar Abdal, Sivas’tan Pir Sultan’ın müsahibi Ali Baba, Şah Kulu, Nur Ali Halife gibi önderlerdir.
1509 Yazında Yıldızeli’nin Banaz ile Bedirli arasındaki Sarıkaya yaylasında toplantı yapılacağı Anadolu’daki bütün Türk Oymak beyleri ile Dede Ocaklarına bildirilir.

PİR SULTAN'DA KIZIL ELMA: ŞAH BİLGİSİ

Alevîlerin yedi büyük ozanından biri kabul edilen Pir Sultan, aşağıdaki şiirlerinden de anlaşılacağı gibi ‘kızıl elma’ kavramını, düşüncesini ifade etmede kullanan Osmanlı döneminin Türk tasavvuf düşünürlerinden biridir. Pir Sultan, ‘kızıl elma’ imgesine bilinenin dışında bir anlam yükler.

Pir Sultan Abdal'ın nefeslerine baktığımızda ‘kızıl elma’ imgesinin, iki boyutunun olduğunu görüyoruz: Biri ****fiziksel, diğeri fiziksel boyut. Pir'e göre kızıl elmanın, mekanı ‘dost bağı’ diğer ifadeyle ‘cennettir ’. Rengi, gül rengi veya soluk gül rengidir. Pir, iki ‘nefesinin ’ sonunda renk ile beniz kavramlarının yerlerini değiştirerek ‘kızıl elma’yı, Hz. Ali'yi simgelemede kullanır.

-25-
Cenetten Ali'ye bir nidâ geldi
Ali'ye terceman gelen elmalar
Ali kokladı, hem yüzüne sürdü
Ali'ye terceman gelen elmalar

Elma'sın, elma'sın seni aşlarlar
Meyveni yerler de dalın taşlarlar
Sultan olan, kulun bağışlarlar
Ali'ye terceman gelen elmalar

Elma'sın elma'sın rengini boya
Cümle melâikler donunu geye ( giye)
Kadrini bilmeyen kabuğun soya
Ali'ye terceman gelen elmalar

Elma'sın elma'sın misk ile amber
Kokuna birikir cümle peygamber
Etin Fatma Ana, kabuğun Kamber
Ali'ye terceman gelen elmalar

Pir Sultan Abdal'ım vahdettir vahdet
Çiğidinden oldu Düldül gibi at
Bir adın seyfullah okunur âyet
Ali'ye terceman gelen elmalar (25/102-103)

-26-
Sen de bir elmasın seni taşlarlar
Keser budarlar göğsünü haşlarlar
Cümle günahların da bağışlarlar
Ali'ye terceman gelen elmalar

Senin kokun misk kırmızı amber
Etinden Fatma, kabuğundan Kamber
Aslını bilmeyen kabuğun soyar
Ali'ye terceman gelen elmalar

Aslını bilmeyen kabuğun soydu
Cümle peygamberler rengine girdi
Elmanın kokusun cennetten aldı
Ali'ye terceman gelen elmalar

Cebrail elmayı cennetten aldı
Getirdi Ali'ye terceman sundu
Ali'm de şâd oldu, Hüseyin'e verdi
Ali'ye terceman gelen elmalar

Pir Sultan Abdal'ım eydür, Haydar er yiğit
Bir adı seyfullah bir adı Ahmed
Çekirdeği Düldül, kökünden Haydar
Ali'ye terceman gelen elmalar (26/103)



Bir başka iki müstakil nefesinde, ‘kızıl elma’ ile Hz. Ali ilişkisine yer verir. Bu iki nefese göre ‘kızıl elma’, Hz.Ali'ye "terceman" olarak gelir. 26. nefes'e göre elmayı, Cebrail cennetten alır, Ali'ye getirerek terceman olarak sunar. 25. nefese göre Ali, onları alır, koklar ve yüzüne sürer. Çünkü elmanın kokusu misk kokusudur. Elma bu kokusunu, geldiği mekandan, Pir'in ifadesiyle "dost bağı"ndan yani "cennet"ten alır. Misk kokulu elma, aynı zamanda "kırmızı amber" rengindedir. Bu renk aynı zamanda bütün peygamberlerin rengidir. Misk kokulu kırmızı amber rengindeki elma, aynı zamanda yanlış değerlendirmiyo rsak, bütün meleklerin formu, Pir'in ifadesiyle ‘don’u’ – şekli, formudur. Buraya kadar belirlediklerim iz, kızıl elmanın ****fizik boyutudur. Pir, ‘elma’ imgesini iki nefeste şöyle anlatır:

Dost bağında kızıl alma
Gül rengi güllerden solma
Pir Sultan'ım gafil olma
Gelen Murteza Ali'dir 28/106)

Bir başka yerde

Cennetteki kızıl alma
Gül benzi sararıp solma
Pir Sultan'ım gafil olma
Gelen Murteza Ali'dir (29/107)

Bu iki nefesteki kızıl elmayı niteleyen ‘terceman’ kavramına bakılırsa Kızıl elma, Hz.Ali'yi şah yapan bir niteliktir. Kızıl elma ve ‘terceman’ kavramı birlikte düşünüldüğünde akla, Hz. Adem'in ve eşinin tattığı cennet meyvesini akla getirmektedir. Bu meyvenin ne olduğu ile ilgili Kur'an tefsirlerinde oldukça spekülasyon yapılmış, yorumcular tarafından muhtemel bir meyve veya ürün ismi sayılmıştır. Pir'in, bu muhtemel meyvelerden ‘elmayı’ seçtiği görülmektedir. Fakat bir farkı vardır: Pir'in elması, Hz. Ali'ye tercümanlık yapmaktadır. Başka bir deyişle elmalar, Ali'ye ‘bilgi’, tasavvuftaki karşılığı ile ‘marifet’ sunmakta buna göre kızıl elmanın mahiyeti, ‘bilgi’ olmaktadır.

Kur'an'daki nitelemelere bakılırsa bu meyve yani elma (Arapça Tuffa – “ Tuffayı ( Elma ) yemek” ), insanın uzak durması gereken bir meyvedir. İnsanın düşmanı olan, sembol ismiyle Şeytan veya İblis'e göre insanın uzak, ilgisiz kalmaması gereken bir meyvedir. Ona göre bu meyve, ‘ölümsüzlü k’ Kur'an'da ki ifadesiyle ‘ huld ‘ (şeceratü'l-huld – Huld ağacı) meyvesidir. Neticede insanın ilgisiz kalamadığı anlaşılan bu meyve, insana iddia edildiği gibi ölümsüzlüğü değil, aksine "ölümlülüğü n" bilgisi ve tecrübesini getirir.

Pir'in ‘kızıl elma’ya yüklediği anlam, ise bunun tam aksidir. Hz. Ali yeryüzündedir ve ölümlüdür. Pir'in “kızıl elması”, Hz. Ali'yi ölümlülük ortamından kurtaracak, tekrar ölümsüzlüğe ulaştıracak bilgileri içeren ölümsüzlüğün tercümanlığını yapan bir meyvedir.

Bu iki nefese ilave olarak başka bir nefeste, elmanın fizikî boyutuna yer verir. İki nefeste elma, meyvesi yenen ve akabinde taşlanan, değerini bilmeyenlerin kabuğunu soyduğu, başka bir deyişle kabuğuyla etini birbirinden ayrıldığı meyvedir. Halbuki, Pir'e göre eti Fatma Ana, kabuğu Kamber'dir. Çekirdeğinden Düldül gibi bir at'a bedenleşme ( vucud ) verir. Böylece elmanın bir başka niteliği ortaya çıkmaktadır. Bu da var oluşun sebebi, veya çokluğun ilkesidir.

Bir nefese göre Cebrail, cennetten getirdiği elmayı, "Şah"a ‘terceman’ olarak verir. Şah, yani Hz. Ali, elmayı eline alır, dört parçaya böler ve bir parçasını yer. Bir parça elma Şah'a yeterli gelir, Pir'in ifadesiyle kandırır. Üçünü, melekler Hakk'a geri götürür. Hak bu davranışa hoş nazarla bakar ve sonuçta Ali'ye, yedi iklim ve dört köşeyi verir. Üç nefes birlikte düşünüldüğünde elmanın üç parçasından biri Düldül, biri Zülfikar ve biri Fatma Ana ile Kamber'dir. 25. nefesin son dörtlüğüne göre bu çokluk aynı zamanda birlik, Pir'in ifadesiyle vahdettir.

ŞAH SÖZCÜĞÜ
Arap dünyasında Şeyh ( yaşlı, bilge ) bazı Ortadoğu dillerinde ‘ ŞIH ’ olarak da telaffuz edilen kavram Konfiçyus inancında bir dini derece, unvan olan – ŞIH – sözcüğünden alındığı kuvvetle muhtemeldir. Antik dönemlerde İpek yolu ticareti güzergahında tüccarlarla yolculuk yapan din adamlarının bu unvanının Ortadoğu dillerine girdiği iddia edilir.

ŞIH – ŞEYH ( yaşlı, bilge, erdemli kişi ) bir anlamda yüce varlığın da simgesel temsilcisidir, ilahi emirleri bildirenleridir . Daha sonra bu kavram Aramice’den Arapça’ya NEBO – NEBİ – MURSEL ( yüce emirleri tebliğ eden, haber ileten ), PEYGAMBER ( Farsça – aynı anlamda) gibi terminolojilerl e karşımıza çıkar.
ŞEYH – ŞIH terminolojisi Türk ve Fars coğrafyasında ŞAH şeklinde bir ifade, kullanım ve terminolojik kavrama dönüşür.

Türk Dünyası Yöneticileri konumları gereği kendilerini simgesel tanrı elçisi gibi nitelemişlerdir . Iran Şahı Şah Rıza Pehlevi iktidarda olduğu dönemlerde aynı simgesel ifadeyi kullanırdı. Hatta bugünkü Mollalar da benzer simgeselliği kullanıyorlar.

Osmanlı yöneticileri ise bu konuda daha dikkatli olmuşlar ve Padişah ( Şah’ın ayağı, Şeyh’in ayağı, yüce gücün simgesel temsilcisinin ayağı ) nitelemesini daha uygun bulmuşlar. Daha sonraları bilindiği gibi Halef ( Halife – yerine temsil eden kişi ki o yüce gücü kast etmektedir ) unvanlarını kullanmışlardır .

TÜRK MİTOLOJİSİNDEKİ KIZIL ELMA SİMGESELLİĞİ

Kızıl Elma Türkler özellikle Oğuz Türkleri için Kızıl elma üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan idealler veya hayallerdir.

Kelimenin tam olarak ne zaman nerede ve nasıl kullanıldığı bilinmemekle birlikte tarihi akış içerisinde hep batı yönünde ilerlemenin bir sembolü olmuştur.

İstanbul'un Fethi'nden sonra Kızıl elma'nın Roma'da bulunan Saint-Pierre Kilisesinin mihrabındaki altın top olduğu ileri sürülmüştür.

KIZIL ELMA ÜLKÜSÜ

Kızıl elma Türkler tarafından değişik şekillerde tasvir edilmiş olup bazen bir belde bazen bir taht ya da parıldayan ve dünya hakimiyetini temsil eden som altından yapılma kızıl renkli bir küre olmuştur.

Bu altın top bazen zaferin işareti bazen hâkimiyetin sembolü bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yerin sembolü olarak ifade edilmiştir. Çok eski bir Türk inanç ve töresi olan Kızıl elma Türkistan'dan Hazar Denizi'nin doğusundan gelen Oğuzların Hazar kağanının ipek çadırının üzerinde hâkimiyetinin ifadesi olarak bulunan altın topu (Kızıl elma'yı) ele geçirmeyi ülkü edinmişler.

Türkler inandıkları Gök Tanrı'nın dünya hâkimiyetini kendilerine ihsan ettiğine iman etmişlerdi.

Bu Bilge Kağan'ın ” Tanrı istediği için tahta oturdum dört yandaki milletleri dirliğe, düzene soktum Türk Tanrısı milleti yok olmasın diye babam İlteriş Kağan'ı ve anam İl Bilge Hatun'u gökten tutup yükseltmiştir ” sözlerinden anlaşılmaktadır .

Oğuz Kağan'ın Tanrı tarafından tanrısal güçle donatılmasının yanında yardımcısı ve rehberi de gökten indirilmiş Gök-Börü'nün de (Bozkurt – Orion takımyıldızı simgeselliği) aynı kaynaktan beslendiğine inanılmaktadır. Oğuz'un seferleri sırasında ona kılavuzluk yapar. Oğuz Kağan Destanı'nda geçen şu mısralar bunu en güzel şekilde izah etmektedir:

” Ben sizlere oldum kağan Alalım yay ile kalkan, Nişan olsun bize bu yan Bozkurt olsun bize uran “

Kızıl elma çoğu kez Türk birliği idealinin ismi olmuştur. Bugün de Türk milletinin birleşme ideali Turan Devleti fikri olarak yaşamaktadır.
Bu gün için Kızıl Elma sözünün anlam değiştirmeye başladığı görülmektedir.

Türkçülere göre Kızıl Elma literatüre girmiş yabancı kaynaklı bütün doktrinlerden farklı olarak İnsanın Dünyada ki bütün olanaklarını adilce paylaşılacağı açlığın sefaletin savaşın ve gözyaşının olmadığı bir yönetim düzenini iddia etmektedir.

MİTOLOJİDE ELMA
Herakles'e, dünyanın ucunda, güneşin battığı yerde, Atlas'ın gök kubbeyi taşıdığı yerde bulunan bir bahçedeki ağaçtan elma alıp gelme görevi verilmişti (Heraklesin 12 ödevinden biri). Herakles "Akşam Kızlarının Bahçesi – Bir tür cennet betimlemesidir " denen bu yere gelmiş ve bahçeyi koruyan yüz başlı ejderle savaşmıştır. Atlas'ı ikna ederek bu bahçeden 3 elma alabilmeyi başarıp dönmüştür.

Altın Elmalar veren elma ağacını diken ve yetiştiren toprak tanrısı Gaia'dan başkası değildi. Bu ağacı Zeus ve Hera'nın evlilik törenlerinde çifte hediye olarak altın bir saksıya koyarak verdi. Ağaç Gaia sayesinde kısa sürede çok dallı budaklı, gösterişli oldu ve meyve vermeye başladı. Hera, altın elma veren ağacı çok beğendi ve Olympos'tan uzak bir yere dikmeyi düşündü. Ağacı dünya denizlerinin en batısındaki ıssız bir yer olan Hyperborea bölgesine dikti ve ağacı Hesperidler olarak bilinen akşamın üç kızına teslim etti. Dünyayı sırtında taşıyan bir titan olan Atlas'ın kızları Aigle (parlak), Erythie (kırmızı) ve Hesperarethousa ismini taşıyordu. Bakire periler ara sıra ağaçtan kendilerine de elma kopardıklarında n Hera duruma el koyarak ağacın yanına uyku uyumaz, yüzlerce başı olan korkunç bir ejder olan Ladon'u görevlendirdi. Böylece periler dahil kimse ağaca yaklaşmaya cesaret edemedi.

Herakles, 11. görevi gereği altın elmaları almak üzere uzun bir yolculukla bu bahçeye geldi. Atlas'ı kandırarak altın elmaları çaldı sonra da Typhon'un çocuğu ejder Ladon'u öldürüp kaçtı.
***
Bir gün 3 tanrıça Athena, Hera ve Afrodit'in birlikte bulunduğu esnada ortaya üzerinde "En güzele" yazan altın bir elma düşer. 3 tanrıça da kendisinin en güzel olduğunu iddia ettiği için elmayı paylaşamazlar. Bunun üzerine gerçekte Troia kralının oğlu olan çoban Paris'e giderek hakemlik yapmasını isterler. Ancak bu arada her biri Paris'e kendisini seçmesi halinde bazı hediyeler vereceklerini söyler. Paris altın elmayı kendisine dünyanın en güzel kadınını vaad eden Afrodit'e verir. Bu güzel kadın kral Menelaos'un karısı Helen'dir. Paris Helen'i Troia'ya kaçırır. Bunun üzerine Menelaos büyük bir ordu ile Troia'ya saldırır ve yıllar boyu sürecek olan büyük bir savaş başlar.

KAYNAKÇA VE PİR SULTANLA İLGİLİ YAYINLAR

1. Aslanoğlu, İbrahim Pir Sultan Abdallar, 1984
2. Balım, Ali Pir Sultan Abdal, 1943
3. Banarlı, Nihad Sami "Pir Sultan Abdal", Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul,1987, c.I
4. Bayrak, Mehmed Pir Sultan Abdal, 1986.
5. Danişmen, İsmail Hami Türklük Meseleleri, İstanbul.
6. Ergun, Sadeddin Nüzhet 16.Asır Saz Şairlerinden Pir Sultan Abdal, 1929.
7. Eyüboğlu, Sabahattin Pir Sultan Abdal, 1977.
8. Fuat, Memed Pir Sultan Abdal, 1977.
9. Gökalp, Ziya Kızıl Elma, Haz.Hikmet Tanyu, Ankara, 1976.
10. Gölpınarlı, Abdülbaki - Boratav, Pertev Naili Pir Sultan Abdal, Ankara, 1943.
11. Kabaklı, Ahmet "Pir Sultan Abdal",Türk Edebiyatı, İstanbul, 1997, C.I
12. Kudret, Cevdet Pir Sultan Abdal, İstanbul, 1965, 1985.
13. Öztelli, Cahit Pir Sultan Abdal-Bütün Şiirleri, İstanbul, 1996, 8. basım.
14. Ural, Orhan Pir Sultan Abdal, 1982.
15. "Pir Sultan Abdal", AnaBritannica, İstanbul, 1994, C.25
16. Erhat, Azra : Yunan Mitolojisi



İşe bakınki Günümüzde kızıl elma ülküsüne daha çok sahiplenenler mhp sempatizanları ve bbp sempatizanları dır ,bu hep böyle olmuş aleviler çoğunlukla kendi değerlerinme fazla sahip çıkmamışlar başkaları Alevilerin değerlerini kendi değerleri gibi sahiplenmişlerdir ,bunun bir çok örneği vardır mesala sazlar mesala dört kapı kırk makam gibi, şimdi başkaları sahiplenmeye kalkıyor .
İşin aslı şudur Osmanlının temelini aleviler atmış ve baş yöneticiye şahin ayağı anlamında padişah ünvanı almışlardır  sonra ki yozlaşmalar nedeni ile Aleviliklerini kaybedip Arapların kültürünü benimsemişler böylece hem Aleviliklerini hem Türklüklerini yitirmişlerdir aslını inkar edenler aslına düşman kesilmişlerdir maalesef.