sümerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sümerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2013 Perşembe

SÜMERLERDE TARİHTE BİLİNEN İLK MAHKEME KAYDI

M.Ö. 1850 civarlarında Sümer ülkesinde bir cinayet işlenmiştir. Üç kişi – bir bahçıvan, bir berber ve mesleği bilinmeyen biri, bir tapınak görevlisi olan Lu-Inanna adlı şahsı öldürürler. Katiller, saptanamayan bir nedenle öldürülen kişinin karısı olan Nin-dada’ya kocasının öldürüldüğünü söylerler. Fakat garip bir şekilde, kadın bu sırrı saklar ve yetkililere haber vermez. Cinayet, Kral Ur-Ninurta’ya bildirilir ve o da davayı Nippur’daki mahkeme işlevi gören Yurttaşlar Meclisi’nin önüne çıkarır.
Bu mecliste bulunanlardan dokuzu, yalnızca üç katilin değil karısının da cezalandırılmasını istediler. Büyük bir olasılıkla kadının cinayeti öğrendikten suskunluğunu koruması sebebiyle suç ortağı olacağını düşünmüşlerdir.
Bunun üzerine meclisin iki üyesi kadının savunmasını üstlenirler. Onun cinayette yer almadığını ve bu sebepten dolayı ceza almaması gerektiğini savunurlar.
Mahkeme üyeleri savunmanın bu görüşüne katılır. Kocası sağlığında karısının gereksinimlerini karşılar gibi görünmediğinden kadının suskun kalmakta haklı olduğunun bildirirler. “Gerçek katillerin cezasının infazına” ifadesiyle karar sonuca bağlanır. Buna göre, Nippur meclisi yalnızca üç kişiye ölüm cezası vermiştir.
Bu mahkeme kararı, iki farklı Sümer şehrinde yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkmıştır ve aynı karardan farklı şehirlerde birer tane mevcuttur. Çivi yazılı tabletler çok kırık vaziyette olmalarından dolayı her ikisi de kullanılarak tamamlanmıştır. Ayrıca değişik şehirlerde birer tane olması bunun örnek bir dava olması gerektiğini gösterir.
Bu mahkeme kararını içeren çivi yazılı tabletin çevirisi şöyledir:

Lu-Sin oğlu Nanna-Sig, Ku-Nanna oğlu berber Ku-Enlil ve Adda-kalla’nın kölesi bahçıvan Enlil-ennam, Lugal-apindu oğlu nişakku-görevlisi Lu-İnanna’yı öldürdüler.
Lugal-apindu oğlu Lu-İnanna’nın ölmesinden sonra, Lu-Ninurta kızı, Lu-İnanna’nın karısı Nin-dada’ya kocası Lu-İnanna’nın öldürüldüğünü söylediler.
Lu-Ninurta kızı Nin-dada ağzını açmadı, dudakları mühürlü kaldı.
Davaları İsin’e (kent) kralın önüne götürüldü (ve) Kral Ur-Ninurta davalarının Nippur meclisinde görüşülmesini buyurdu.
(Orada) Lugal -.. oğlu Ur-gula, kuş avcısı Dudu, tabi Ali-ellati, Lu-Sin oğlu Ruzu, .. Ea oğlu Eluti, hamal (?) bahçıvan Lugal-Kan, Sin-andul oğlu Lugal-azida (ve) Şara-… oğlu Şeş-kalla (Meclis’te) çıkıp şöyle dediler:
“İnsan öldürenlerin yaşamaya (hakkı) yoktur. Bu üç adam ve kadın, Lugal-apadu oğlu, nişakku-görevlisi Lu-İnanna’nın iskemlesinin önünde öldürülmelidirler.”
(O zaman) Ninurta’nın … görevlisi Şu…-lilum (ve) bahçıvan Ubar-Sin (Meclise) dönüp şöyle dediler:
“Kabul, Lu-Ninurta kızı Nin-dada’nın kocası öldürülmüştür (ama) kadın öldürülmesini gerektirecek ne yaptı (?) ki?”
(Sonra) Nippur meclisi (üyeleri) (onlara) dönüp şöyle dedi:
“Kocasının geçimini sağlamadığı (?) bir kadın – kocasının düşmanlarını tanıdığını ve kocası öldürüldükten sonra kocasının öldürüldüğünü işittiğini kabul edelim – niye onunla (?) ilgili (?) suskunluğunu korumasın ki? Kocasını o mu (?) öldürdü? (Asıl) katillerin cezalandırılması yeter.”
Nippur meclisinin kararına (?) uygun olarak, Lu-sin oğlu Nanna-sig, Ku-Nanna oğlu berber Ku-Enlil ve Adda-kalla’nın kölesi bahçıvan Enlil-ennam öldürülmek üzere (cellata) teslim edildiler.
(Bu) Nippur Meclisi tarafından görülen bir davadır.


Üstte bulunan metin dünya üzerinde kayıtlara geçmiş ilk mahkeme kayıtlarıdır. Bu mahkeme sonucu ile ilgili içinizde Türkiye ve diğer çeşitli ülkelerde avukat veya yargı makamı gibi görevde bulunan okurlarımdan bir ricam var. Bulundukları ülkede bu dava ile ilgili nasıl karar verilir? Şayet bununla ilgili aşağıda kayıtlı mail adresime bilgi verirlerse sevinirim. Şimdiden teşekkür ederim. Diğer yazılarımda görüşünceye dek esenlikle kalın.
Dip.Ark. Kadir YILDIRIMSAL
e-mail: kyildirimsal@hotmail.com

3 Kasım 2013 Pazar

SÜMERLER TÜRK'TÜR VE TARİH TÜRKLERLE BAŞLAR

SÜMERLER TÜRK'TÜR VE TARİH TÜRKLERLE BAŞLAR


Günümüzde yaşayan en ünlü sümerolog olan Muazzez İlmiye ÇIĞ, "yapılan son çalışmalar Sümerlerle Türklerin ilişkisini kesin olarak ortaya koymuştur. Sümerler, Mezopotamya'ya Orta Asya'dan göç ederlerken kültürlerini birlikte taşımışlardır. O nedenle, 'Tarih Sümerlerle değil, tarih Türklerle başlar' dememiz gerekir" diyor.
33 yil 74 bin çivi yazılı tabl
eti deşifre eden ve 68 yıldır yazdığı her eseri Sumerolojinin kilometre taşı sayılan Muazzez İlmiye ÇIĞ, "Sümerlilerde Tufan, Tufan'da Türkler" adlı kitabında tarihin yeniden yazılmasını gerektiren açıklamar yapıyor.
92 yaşındaki dünyaca ünlü Sümerolog, her yaşta genç kalabilmenin sırlarını da anlattı.
Yaşayan en ünlü Sümerologlardan biri olan Muazzez İlmiye Çığ, son kitabı "SUMERLERDE TUFAN, TUFAN'DA TÜRKLER"de, Sümerlerin Türk olduklarına ilişkin yapılan son çalışmaları anlatıyor ve "Bugüne kadar 'Tarih Sümerle Başlar' deniyordu, fakat, Türklerle Sümerler arasında çeşitli konularda ortaya çıkan bağlar dolayısıyla, bunda böyle 'Tarih Türklerle Başlar' dememiz gerekir" diyor.
Dünyaca ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye çığ, Caddebostan Kültür Merkezi'nde düzenlenen imza gününde verdiği konferans sonrasında yaptığımız söyleşide, çok ilginç açıklamalarda bulundu. Sümerlerle Türkler arasındaki ilişkileri ortaya koyan son çalışmaları anlatan Çığ, ayrıca, her yaşta genç kalabilmenin sırlarını da verdi.
Muazzez İlmiye Çığ'ı bu güne kadar Sümerler konusunda yazdığı kitaplardan tanıyoruz, yalnızca biz değil, bütün dünya tanıyor ve saygı duyuyor. Çünkü o, dünyaca tanınan ve bu konudaki otoritesine saygı duyulan üç ünlü Sümerologdan biri. Muazzez İlmiye Çığ bu güne kadar yazdığı kitaplarda Sümerleri çeşitli yönleriyle anlatmıştı. Muazzez İlmiye Çığ, son kitabında, bu güne kadarki birikimlerini ve otoritesini ortaya koyarak, Sümerlerin kökeni konusunu ve Sümerlerle Türkler arasındaki ilşkileri inceliyor. Dünya çapında yankı bulacak bu çalışması konusunda aklımıza takılanları sorduk, bu arada ( belki de Gılgamış'tan öğrendiği) her yaşta genç kalmanın formülünü de rica ettik.
- Sayın Çığ, bu güne kadar."Tarih Sümerle Başlar" deniyordu, son kitabınızda anlattıklarınızdan sonra bu söylemi nasıl değiştirmemiz gerekecek?
- "Tarih Türklerle Başlar" diyeceğiz, artık öyle dememiz gerekiyor..
- Bu güne kadar 'Sümerler Türktür' diyemiyorduk, elimizde yeterli veri mi yoktu, yoksa inanmakta mı zorluk çekiyorduk?
- Efendim, son kitabımda ben bunun nedenlerini yazdım. Son kitabıma kadar, bu konuda kesin birşey söylemek istemiyordum. Çünkü birşeye kendim inanmadan katiyen yazmam. Sümerler ve Türkler belki baştan biradaydılar, sonra ayrıldılar. Ama bazı birliktelikler var. Ben son kitabımda bu ilişkinin jeolojik bulgularını, arkeolojik ve dilsel kanıtlarını ortaya koydum. Mesela, Sümerler kendilerine Kengerler diyorlar. Sumer, onların oturdukları bölgeye Akadlar tarafından verilen bir ad. Kengerler halen yaşayan ve uzun zamandır yaşamakta olan bir Türk boyu.. Onların en önemli şehirlerinden birinin Kiş olduğunu görüyoruz. Sümerlerin Mezopotamya'da ilk kurdukları şehir de Kiş. Aynı adlı yerleri Anadolu'da da buluyoruz. Örneğin, Bitlis'in Hizan ilçesinde Kiş köyü. Malatya'nın Kablı ilçesinde Kişli Köyü, Urfa'nın Bozova İlçesinde Kişkan Köyü, Sümerlerin Ur/Uri şehri çok önemli. Üç kez burada Sümer Sümer krallığı kurulup dağılmıştır. "Ur" (etrafı surlarla çevrili şehir) ile yapmış yer adlarını hem Asya'da hem Anadolu'da buluyoruz. Adıyaman'da Urgöç, Hilvan'da Urgez, Ardahan'da Ur köyüönümüze çıkıyor. Ardahan'ın Kura nehri yanındaki Ur köyünün Uygur Türklerinin Urtigin soyundan gelenler tarafından kurulduğunu öğrendim. Bunlar çok önemli.. Uygur beylerine 'ur' deniyormuş.
Türklerle Sümerlerin yer adları bağlantısı çok önemli.. Türkler geldiklere yerlere, çıktıkları yerleri adlarını da birlikte getiriyorlar. Sümerlilerde de bu gelenek var. İşin ilginç yanı, Sümerler Asya'dan göç ederken bulundukları yerin adını Mezopotamya'ya, Türkler de aynı adları Anadolu'ya taşımışlar. Anadolu'da böyle birçok yer adları var. Şimdi bir bakıyorsunuz Sümerlere, çıktıkları yer Ur, Uruk, Kiş. Türkiye'de Ur'lu Uruk'lu, Kiş'li birçok yer adları var. Belki dağ adlarında, nehir adlarında da bulacağız bu benzerlikleri... Mesela Moğolistan'da "Suber/Sumer" adlı bir dağ bulunmaktadır. Moğol efsanesine göre, dünya yaratıldığında her tarafsu imiş. Bu sudan iki dağ çıkıyor: "Sumerula". Moğolcada "ula" dağ anlamına geliyor. "Sumerula=Sümer dağı" anlamına geliyor. Türkmenistan'da Madau Tepesi, Madan Daağları var. Sümer dilinde mada= yurt, uygalık yurdu anlamına geliyor. Mezopotamya'daki Lagaş yer adı, Asya'daki Balkaş Gölü'nü anımsatıyor. Son kitabımı hazırlarken gördüm bu ilginç benzerlikleri; çok heyecanlandım. Demek ki Sümerler geldiklere yerlere kendi kültürlerini taşımışlar. Zaten düşünün, Sümerler, hiç madeni olmayan bir yerde (Mezopotamya) madencilik yapıyorlar..Şaşırtıcı bir durum. Sümerlerin anavatanı olduğu savunlan Türkmenistan'da 4 bin yıl önce maden işçiliği ve tarım yapıldığı biliniyor. Sonra buğday cinsi, koyun cinsi Anadolu'dan gitti Avrupa'ya.. Daha sonra da Amerika'ya..
Dil bakımından, efsaneler bakımından, destanlar bakımından, yer adları bakımından ve tufan efsanesi bakımından son derece benzerlikler var. Destanlardaki benzerlikler inanılmaz derecede.. Bunlar çok çok önemli bulgular.. Beni ençok heyecanlandıran, Atatürk'ün söylediği çıkıyor. Atatürk Türklerin tarihi konusunda araştırma yapılmasını istiyordu. Atatürk Türklerin Anadolu'ya binlerce yıl önce geldiklerini söylüyordu. Şimdi bu kanıtlanıyor. Arkeoloji bakımından, dil bakımından, efsaneler bakımından,yer adları bakımından yapılan araştırmalar gösteriyorki, Anaddolu binlerce yıldır Türk vatanı..
Avrupalılar yakın zamana kadar Anadolu'da İndu- Avrupa dili hakimdi diyorlardı. Şimdilerde yeni birşey buldular: Kurgan dili diyorlar. Ama Kurgan Türkçe.. Türkçe demeye dilleri varmıyor.. Yapılan çalışmalar gösteriyorki, Anadolu Türkler atrafından binlerce yıl önce keşfedilmiştir.
Geçenlerde bir profesör televizyonda, "Türkler Anadolu'ya göçebe olarak geldiler, tarımı burada öğrendiler" diyordu. Kanım beynime sıçradı.. Türkler tarihlerinin hiçbir döneminde göçebe olmadılar ki.. Göçebe değil, göçeriz.. Görmüyor musunuz, dünyanın hiçbir yerinde bizim kadar yazlık ev yokmuş. Bu, genlerden gelen birşey..
Şimdiki Turan Ovasında muazzam yerleşim yerleşim birimleri varmış. Turan Ovası deniz olmuş. Bugün oralarda, 15 metre derinliklerde yerleşim merkezleri buluyorlar. Bugün Orhun Abidelerinin olduğu yerlerde şehir harabeleri bulmaya başladılar. Çok önemli bu.. Daha neler bulunacak.. Şimdi bizim arkeologlarımız da çalışmaya başladılar. 80 sene sonra biraraya geldik.
- Hocam son zamanlarda Sümerlerle Türkler, Sümerce ile Türkçe arasındaki ilişkileri ortaya koymaya çalışan kitaplar yayınlandı. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Sümerce ile Türkçe'yi karşılaştırmalarda birçok zorluk var. Sümerce, kendisinden tamamen ayrı bir grubu olan Akadça yoluyla çözülüyor. Akatçada, Türkçede olan ı,o,ö,ü sesli harfleriyle ç,f,ğ, ng gibi sessiz harfler yok. Bir zorluk da, Sumercede bir işaretin çeşitli okunuşları ve anlamları olmasıdır. Örneğin, göğü işaret eden bir işaret hem an=gök, hem de dingir=tanrı olarak okunuyor. Ayrıca bu dilleri çözenlerin kendi dilleri de bir başka dil grubundan. Türkçe ile karşılaştırmak için, en eski Türkçeyi lehçelerinden hiç olmazsa bir kısmını bilmek veya bir kelimenin en eski şeklinden bugüne kadar bütün lehçelerdeki şeklini gösteren etimolojik bir sözlük gerek. Ne yazık ki, Türkçe için şimdiye kadar böyle kapsamlı bir sözlük yapılmadı. Diğer taraftan Sümerce de kuşkusuz, yazılmaya baçlandığı DÖ 3000 yıllarında konuşma dilinden çıktığı DÖ 1800 yıllarına kadar bir hayli değişiklik geçirmiştir. Bu kadar süre içinde bir kelimenin nasıl değişiklik geçirdiğini gösteren etimolojik bir sözlüğü yok. Ondan vazgeçelim, Sumercenin henüz geniş bir sözlüğü bile yapılmadı. Amerika'da hazırlanmakta olan sözlüğün 2019 yılında tamamlanacağı söyleniyor. Diğer taraftan, Sumerce yazılı belgelerle Orhun Yazıtları arasında 4000 yıllık bir zaman aralığı var..
- Bu konuda yazılmış kitaplardan söz eder misiniz?
- Bu kadar zorluklara karşın, son yıllarda Azerbaycan'da Prof Atakişi Celiloğlu bir kısım Sumer işaretlerine yeni okunuşlar da vererek çok eski Türk kelimeleriyle karşılaştırmalar yapmışve onları 'Sümerce Kesin Olarak Türk Dilidir' adlı bir kitapta toplamıştır. Samuel Noah Kramer de Sumercenin okunuşlarının ilerde değişeceğini söylemiştir.
Yüksek Mühendis Selahi Diker, yaşamının kırk yılını gelmiş geçmiş dillerle Türk dilini karşılaştırmaya adamış, sonunda bütün dillerin kaynağının Türkçe olduğunu gösteren bir kitap yazmış. İran'dan Rohsan Kheyavi, yazmaya başladığı ve bütün Ural-Altay dillerinin etimolojisini kapsayan sözlüğün ilk cildini tamamlamış.
Prof. Nedim Tuna,165 Sumer kelimesini hem anlam hem de fonetik bakımından uyan Türkçe kelimelerle eşleştirmiş. O, bu tezini Amerika'da Türkolog ve sumerologların bulunduğu bir kongrede sunmuş ve tezi hemen hiç tartışma olmadan kabul edilmiş. Nedim Tuna Türklerle Sumerler arasında