namaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
namaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2017 Pazar

TÜRKÇE İBADET





TÜRKÇE İBADET
TÜRKÇE NAMAZ KILDIRDIĞI İÇİN GÖREVDEN ALINMIŞDI
Türkçe ibadetin tartışıldığı, ezanın Türkçeleştirildiği, Kur’an’ın tercüme edildiği ve her alanda yobazlıkla mücadele edildiği Cumhuriyetin ilk yıllarında bir imam Türkçe namaz kıldırdığı için görevden alınmıştır desem ne dersiniz? Bir çoğunuz ”Hadi canım sen de olur mu öyle şey” diyecektir fakat Cumhuriyet’in ilk yıllarında bir imam Türkçe namaz kıldırdığı için görevden alınmıştır. Günümüzde ”tek parti döneminde Allah demek yasaktı” diye zırvalayan tarih yalancıları bu olay için ne yorum yapacak merak ediyorum.
Cumhuriyet’in dini yobazlıkla kararlı bir şekilde mücadele ettiği yıllarda gerçekleşen bu olay kısaca şöyledir :
19 Mart 1926 ‘da bir Ramazan günü Göztepe’de bir camide imamlık yapan Cemalettin efendi isminde bir imam, namaza ”Allahu ekber” yerine Türkçe ”Allah büyük” tekbiriyle başlamış, Fatiha’dan sonra okunan sureyi de Türkçe okuyarak namazı kıldırmak istemiştir fakat cemaat bu duruma tepki göstererek camiyi terketmiştir. Üsküdar müftülüğüne şikayet edilen hoca  Diyanet işleri başkanlığının konuyu incelemesi sonucunda Türkçe namaz kıldırdığı için 23 Mart 1926 tarihinde 743 sayılı kararla 2 hafta görevden uzaklaştırılmıştır (Mehmet Nuri Yılmaz, “Türkçe İbadet Üzerine Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’m Basın Açıklaması”, Diyanet Aylık Dergi, (Ocak 1998), sayı 85, sy. 5)
Cemalettin hoca, Türkçe ibadet konusunu geçmişte de savunan hocalardan biridir. Örneğin 1 Nisan 1925 tarihinde yazdığı bir yazıda, Kur’an’ın Türkçe’ye çevrilmesini desteklemiş, ayrıca namazın da Türkçe kılınabileceğini savunmuştur.(Mehmed Cemaleddin, “Halkın Fıtrat-ı Dinine Doğru: Kur’an’ın Tercümesi ve Sahib-i Mezhebimiz İmam-ı Azam”, İçtihad Dergisi, I Nisan 1925, sene 20, sayı 177, s. 3541- 3543)
Olay ülke çapında büyük yankı uyandırmıştır. 6 Nisan 1926 tarihli Vakit gazetesi olayı,”Münevver bir hocamız namazı Türkçe kıldırdı Allah büyük” başlığıyla okuyucularına duyurdu. Hocanın okuduğu surelerin tercümelerini yayınlayan gazete ayrıca hocayla röportaj yaptı. Hoca röportajda neden Türkçe namaz kıldırdığını şöyle açıklamıştır :
”Türkün dini gibi dili de vardır. Allah hangi milleti kusursuz yaratmışta da Türkü -haşa- kusurlu yaratmıştır? Ne çare ki, asırlardan beri Türkün başı, dinî, dünyevî iki türlü kapitülasyonla derttedir. Türk, çok şükür başını dünya kapitülasyonlarından kurtardı; din kapitülasyonundan da kurtarmanın zamanı gelmiştir.Ben o kanaatteyim ki, camilerimiz bu eski şekli korudukça, ileride kapıları kapanacaktır. Nasıl ki Hıristiyanlık içinde bir Protestanlık zuhur etmişse, Müslümanlık içinde de musaffa (an duru) bir Müslümanlık lazımdır ” ( Vakit Gazetesi, 6 Nisan 1926, s. 2)
Ertesi gün Vakit gazetesinin yazarlarından Mehmet Asım konuyla ilgili olarak şöyle yazacaktır :
“Eğer imama uyanlar, ondan Türkçe okumasını istiyor ve o şekilde namaz kılmak istiyorlarsa, buna mani olmamak gerekir” ( Mehmet Asım – ”Namazda Türkçe” Vakit Gazetesi 7 Nisan 1926)
8 Nisan 1926 tarihli İkdam gazetesinde Ahmet Cevdet,  ”Medeniyetin bazı levazımı vardır” başlıklı yazısında resmi görevli olmayan imamların eğer cemaat isterse Türkçe namaz kıldırabileceğini ama resmi görevli olan imamların Türkçe namaz kıldırmasının uygun olmayacağını yazmıştır
Kars milletvekili ve aynı zamanda gazeteci olan Ahmet Ağaoğlu, bu olayı 11 Nisan 1926 tarihinde Milliyet gazetesinde  ”Türkçe haram lisan mıdır?” başlığıyla yayınlanan makalesinde şöyle değerlendirmiştir :
”İstanbul camilerinden birinde Türk hocalardan biri Türkçe namaz kılmış ve bir çok Türk müminleri de devletin temeli olarak kabul eylemiş bir memlekette bunun kadar tabii bir hadise olabilir mi?  Fakat eyvah ki tabiilik ve mantık hala bir çoklarının dindarlığına yerleşememiştir. Anlaşılıyor ki bazıları hadiseye itiraz etmişler ve hocayı Diyanet işleri reisliğine şikayet eylemişlerdir.
Tekrar soruyoruz hocanın kabahati nedir ? Hangi kanunun, hangi şer-i şerifin, hangi düsturu Türkçenin dualarda kullanılmasını men etmiştir? Türkçe haram bir lisan mıdır ?Şer-i şerifçe haram bir lisan var mıdır ? ” (Ahmet Ağaoğlu  ”Türkçe haram lisan mıdır?” Milliyet- 11 Nisan 1926)
Ahmet Ağaoğlu makalesinin devamında Türklerin yüz yıllardır dinlerini anlamadan yaşadıklarını, Türklük ve müslümanlığın bugüne kadar farklı şeylermiş gibi algılandığını şöyle ifade etmiştir :
”Türk fiilen dini membalardan mücerret olduğu, kıldığı namazın yaptığı duaların bile manalarını anlayamadığı için dininden de mahrum kalmıştır. Din yerine kafasında ve kalbinde asla alakası olmayan ve dine taban tabana zıt bulunan hurafat ve israiliyat taşımakta idi.
Fakat bereket versin ki gözlerimiz geç de olsa açıldı. Türklüğümüzü ve Müslümanlığımızı idrak ettik. Ne Müslüman olmak Arap olmak ve ne Türk olmak Müslüman olmamak demek olmadığını öğrendik. Bilakis hakiki Türk olmak aynı zamanda hakiki Müslüman olmak demek olduğuna kani olduk. Zira vakalar ve hadiseler isbat etti ki Müslümanlığı müdafaa, muhafaza ve idame ettiren yegane hakiki amil Türk imiş. Türksüz Müslümanlık yaşamaz, yaşayamaz. Binaenaleyh Türk manen kuvvetli olmalıdır ki Müslümanlık da manen ve maddeten kuvvetli olsun.”
Ahmet Ağaoğlu’nun bu yazısından sonra Diyanet işleri başkanı RIFAT BÖREKÇİ konu hakkında şöyle açıklamada bulunmuştur :
“Inkilapçılık ayrı, namaz olayı ayrıdır. Türkçe namaz kılmakla dinimizin inkişafına çalışıldığını ve böylece de inkilâbın esaslanna hizmet etmiş olunduğunu söylemek abestir ve inkilabı anlamamaktır”
Ayrıca Türkçe namazı savunanlara cevap olarak Türkçe namaz kılınamaz, ayetler namazda Arapça olmalıdır diye bir fetva yayınlayarak konuyu kapatmıştır
Düşünün… Osmanlı’dan miras kalan tüm köhnemiş, yobazlaşmış kurumları teker teker kaldıran, Türkçe ezan okutmayı düşünen, Kur’an’ın tercüme edilmeye başlandığı ve en önemlisi Atatürk’ün yaşadığı dönemde bir imam ”Türkçe namaz kıldırdığı için” görevden alınıyor. Bu olay, Atatürk’ün nasıl bir gericilikle savaştığının, her devrimin gerçekleşmesi için uygun bir zamanın olduğunun ispatı değil midir ?




6 Mayıs 2017 Cumartesi

NAMAZ PAGAN İBADETİDİR,ZERDÜŞT İBADETİDİR TÜRKLER NAMAZI TACİKLERDEN ÖĞRENDİ




NAMAZ PAGAN İBADETİDİR,ZERDÜŞT İBADETİDİR TÜRKLER NAMAZI TACİKLERDEN ÖĞRENDİ
Namaz pağan ibadetidir ,Önceleri putlara  ibadet şeklinde başlayan
namaz şekil değiştirerek  çeşitli tek Tanrılı dinlere geçmiştir .Allah tarafın
dan emirle gelen bir ibadet değildir.Bu videoda çeşitli millet ve dinlerde
namazı  göreceksiniz

 ilgili videolar

http://www.dailymotion.com/video/x5l6bgi_namaz-pagan-ibadetidir-turkler-namazi-taciklerden-ogrendi_news    NAMAZ PAGAN İBADETİDİR,ZERDÜŞT İBADETİDİR TÜRKLER NAMAZI TACİKLERDEN ÖĞRENDİ

http://www.dailymotion.com/video/x5l2745_kuranda-namaz-oruc-yok-kazasi-cezasi-yok-namaz-zerduslukten-alinma_news    Kuranda Namaz Oruç yok,kazası cezası yok Namaz zerdüşlükten alınma


19 Ocak 2014 Pazar

NAMAZ VE DİNLER, KURANIN TEVRAT VE İNCİL İLİŞKİSİ



NAMAZ   VE  DİNLER, KURANIN  TEVRAT VE İNCİL İLİŞKİSİ
Meryem Suresi'nin 31'inci ayetinde Hz.İsa'nın henüz çocukken şöyle dediği anlatılmaktadır: "Beni bulunduğum her yerde yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekât vermeyi emretti."
 Hz.İbrahim de, "Rabbim beni namazını kılar yap" diye dua etmiştir. Bunlar Kuran ile sabit şeylerdir. Namaz bütün ilahi dinlerde vardır. İslâm'dan önce Araplar'da da vardı.
 Maun Suresi'nde huzursuz, gafletle namaz kılan, gösterişçi cahiliyye Araplarının davranışları kınanmaktadır.
RİVAYET DOĞRU DEĞİL
Namazın Miraç'ta hediye edildiği sözü doğru değildir. Maalesef İslâm'ın, kendisinden önceki kültürle ilgisini tamamen kesmek için bu tür rivayetler üretilmiş ve sağlam dediğimiz kitaplara da girmiştir. Ama Kuran ile karşılaştırıldığında bu rivayetlerin çürüklüğü ortaya çıkar.
Namaz, İslâm'ın başından beri vardır. Hatta İslâm'dan önceki dönemlere kadar uzanır. Halbuki bu Miraç rivayetinde, Bakara Suresi'nin son iki ayetinin de Miraç'ta doğrudan vahiyle Hz. Muhammed'e verildiği anlatılır. Bakara Suresi'nin tamamı Medine'de inmiştir, hiçbir ayeti Mekke'de inmemiştir. Öyle ise Bakara Suresi'nin son ayetlerinin Miraç'ta verildiği rivayeti de doğru değildir.
DEĞİŞİMLERE UĞRADI
Yahudilik'te ve Hristiyanlık'ta namazın olmadığı sanısı da doğru değildir.
 Yahudilerde günde beş vakit namaz vardır.
 Tabii şeklinin biraz farklı olması önemli değil, önemli olan Allah'ı anmak üzere bir ibadetin yapılmasıdır.
Hristiyanlık'ta da namaz vardı.
 Bochum'da tanıştığım dindar bir Hristiyan'a sordum, her gün üç vakit ibadet yaptıklarını söyledi.
Ancak Hristiyanlık çeşitli mezheplerle hayli değişimlere uğradı.
Pazar günkü toplu ayin onlarda önemlidir. Güney Anadolu ve Suriye'de bulunan Süryanilerde aynen bizde olduğu gibi beş vakit, hatta yedi vakit ibadet vardır.
Süleyman Ateş  tarafından yazılan bu makale, 06 Temmuz 2006 Perşembe günü yayınlanan Vatan Gazetesindeki köşe yazısıdır.
İSLAMDAN ÖNCEDE NAMAZ VARDI
Namaz da İslamiyet'ten önce vardı. hatta, bugünkü gibi günde beş vakit kılınıyordu.Sadece İsimleri farklıydı.
"Şaharit ".. Sabah namazı
"Musaf".. Öğle namazı
"Minha".. İkindi namazı
"Neilat şerarim".. Akşam üstü namazı
"Maarib.. Akşam namazı
Kuran'da var olan sosyal içerikli temaların hemen hemen hepsi, Tevrat'ta da vardır.
ÖRNEĞİN. EBU HÜREYRE ŞÖYLE DEMİŞTİR.
"Ehl-i kitap (Yahudiler), Tevrat'ı İbranice olarak okur, bize de Arapça olarak açıklamasını yaparlardı. buna karşı Muhammed bize, 'siz onları ne doğrulayın, ne de yalanlayın' diyordu."

HALİFE ÖMER:
"Ehl-i kitap kendi aralarında Tevrat okurken, ben de onları dinlerdim. gerçekten Kuran ile Tevrat arasında herhangi bir fark görmezdim"

Kaynak:
Vahidi, eshab-ı nüzul, Bakara suresi, 98.ayet.
Kaynak:http://www.forumdas.net/konu/islamiyetten-once-namaz-varmiydi.205674/


KURAN'IN TEVRAT VE İNCİL İLE İLİŞKİSİ
Muhammed zamanında hem Matta, Markos, Luka, Yuhanna İncilleri; hem de şu anda var olan Tevrat mevcuttu, bunlar yeni bir oluşum için kaynak olarak vardı.
Zaten, Kuran'da var olan sosyal içerikli temaların hemen hemen hepsi, Tevrat'ta da vardır. Özellikle Tevrat'ın Kuran'ın oluşturulması üzerindeki etkisinin oldukça büyük olduğu gözlenmektedir. bu konuda somut birkaç örnek vermek gerekirse, ebu Hüreyre şöyle demektedir:
"Ehl-i kitap (Yahudiler), Tevrat'ı İbranice olarak okur, bize de Arapça olarak açıklamasını yaparlardı. buna karşı Muhammed bize, 'siz onları ne doğrulayın, ne de yalanlayın' diyordu." (tecrid-i sarih, diyanet tercemesi, no: 1679).

Bir diğer örneği de halife Ömer'den dinleyelim:

"Ehl-i kitap kendi aralarında Tevrat okurken, ben de onları dinlerdim. gerçekten Kuran ile Tevrat arasında herhangi bir fark görmezdim" (vahidi, eshab-ı nüzul, bakara suresi, 98.ayet)

Gerek bu ifadeler, gerekse Kuran ile Tevrat'ın birlikte incelenmesi halinde ortaya çıkacak olan tıpatıp ortak noktalar-benzerlikler gösteriyor ki; gerçekten Kuran'ın oluşturulması sırasında Tevrat kültürü fevkalade ekili olmuştur.

Söz, Tevrat ile Kuran arasındaki benzerliklerden açılmışken, bu benzerlikleri, bazı somut örneklerle açıklamakta yarar var. örneğin;

1. Boy abdesti. İslamiyet'ten önce hem Arapların inançlarında, hem de Tevrat'ta (Yahudilikte) mevcuttu. (ibn-i habib, muhabber, s.319; halebi, insanü'l uyun, 1/425 ve Tevrat, "Levililer" bölümü, 15/16-18).

2. Namaz da İslamiyet'ten önce vardı. hatta, bugünkü gibi günde beş vakit kılınıyordu. isimleri, Şaharit (sabah namazı), Musaf (öğle namazı), Minha (ikindi namazı), Neilat şerarim (akşam üstü) ve Maarib (akşam namazı) olarak halk arasında kullanılıyordu. (Hayrullah örs, Musa ve Yahudilik, s.399-405; doç.dr. ali osman ateş, asr-ı saadette İslam; şaban kuzgun, Hz. İbrahim ve Hanifilik, s.117; Epstein, Judaism, s.162.)

3. İslamiyet'ten önce cuma namazı var olup, "Arube" adıyla bilinirdi. bunu, Muhammed'den önce Kab Bin Lüey oluşturmuştu. ayrıca, namazın daha önce var olduğu Kuran'ın birçok ayetinde de bulunuyor. (Al-i imran suresi-39, İbrahim suresi-40, Meryem suresi-31 vb.)

İslamiyet'te varlığı en başta Kuran ile (nisa-43) sabit olan teyemmüm (toprakla temizleme usulü), bile daha önceden gelen bir uygulamadır. (islam ansiklopedisi, wensinck, m.e.b. tercemesi, "teyemmüm" madesi, 12/1-223).

4. Muhammed'den önceki dönemlerde Araplar tarafından kutlanan iki önemli bayram geleneği vardı. 21 mart'ta Nevroz, 22 eylül'de Mihriban bayramları kutlanıyordu. Muhammed döneminde, bu bayramlar Müslümanlara yasaklanarak, bunların yerine ramazan ve kurban bayramları getirildi. böylece, iklim değişikliklerini haber vermesi nedeniyle, tarımsal faaliyetler açısından da rasyonel bir yarar sağlayan Nevroz ve Mihriban bayramları, sadece dinsel içeriği olan bayramlar ile değiştirildi. böylece, bayramların da İslamiyet'in getirdiği yeni bir gelişim olduğundan söz edilemez.

5. İslam'i bir gelenek olduğu sanılan "yağmur duası" da daha önceden vardı. bakara suresi'nin 60.ayetinde bu konuya değinilmiştir.

6. İslamiyet'te kadınların kullandığı başörtüsü, Yahudilik ve Hıristiyan kültüründen gelen bir adettir. Yahudi kadınların, özellikle bir ibadeti izlerken, başlarını mutlaka örtmesi gerekiyordu. bu onlar için bir zorunluluktu. kadınların başörtüsü takması, Hıristiyanlık'ta da önemliydi. (Abdurrakman küçük-Günay Tümer, dinler tarihi, s.227; örneğin; pavlus'un 1.korintoslulara mektupları, 11/3-8).

8. İslamiyet'ten önceki gelenekler ile, kişinin kendi annesi, kardeşi, teyzesi, halası, üvey annesi ve eşi henüz hayatta iken baldızı ile evlenmesi yasaktı. Tevrat'a göre, bunlara uymayan kişi idam ile cezalandırılırdı. bunlar da Kuran'da aynen kabul edildi. (örneğin, nisa suresi 23.ayet). (Tevrat, "Levililer" bölümü, 18/6-24 ile 20/11; İbn-i Habib, Mubber, s.325-327 ve Munammak, s.21; Yakubi tarihi, 2/15; ibn-i kuteybe, el-maarif, s.50; belazuri, ensaül eşraf, 1/87; isfehani, el-ağani, 3/152).

9. İçkinin verdiği zarar göz önüne alınarak, konuyla ilgili yasak Muhammed'den önce de uygulanıyordu. bu yasaktan Tevrat ve İncil'de de söz edilir. ayrıca, Muhammed'den önce Osman bin Maz'un, kus bin saide, Hz. Ali, varaka, ebu zer ve zeyd bin amr yasak koymuşlardı.

10. Oruç ibadetinin Muhammed'den asırlar önce var olan bir adet olduğunu Kuran zaten yazıyor. (bakara 183.ayet). hatta, o zaman orucun başlangıcı bile İslamiyet'teki gibi aya göre tespit ediliyordu. tıpkı, bugünkü Müslümanlar gibi, ay'ı görmek için gözetleme heyetleri bile kuruluyordu. (Hayrullah örs, Musa ve Yahudilik, s.409

11. İslamiyet'teki "Kuran'ı hatmetme, hatim indirme" adeti de Yahudilikten alınmadır. Yahudilikte, "Simra tora" adıyla anılan bu gelenekte Tevrat her yıl bir kez hatmedilir ve bunun sonunda da bayram yapılırdı. (Abdurrahman küçük-Günay Tümer, dinler tarihi, s.231.)

12. İslamiyet'te her ayın 13, 14 ve 15.günlerinde oruç tutulmasının sevap olduğuna inanılır. bu günlere "eyyam-ı biz" denir. bu adet de Yahudilikten alınma bir adettir. Muhammed, "kim ayın bu üç gününde oruç tutarsa, sanki senenin tüm günlerinde oruç tutmuş gibidir" demiştir. (Tevrat, "Levililer", 23/4-6; tecrid-i sarih, diyanet tercümesi, 601 numaralı hadisin şerhi, 4/152; sünen-i ebu Davut, Savm-68, no:2449; sünen-i nesai, savm-84, no:2419-2425; ibn-i mace, savm-29, no:1707

13. İslamiyet'ten önceki dönemlerde de, bir kadın kocası tarafından üç kez boşanırsa, artık birbirlerinden ayrılmaları zorunlu olurdu. İslamiyet, bu geleneği de almıştır. (bakara suresi 229 ve 230.ayetler). ayrıca, hac'da kurban kesmek, şeytan taşlamak, senenin 12 ayından dördünün "hürmetli aylar" olarak kabul edilmesi, ölen birisinin yıkanması, kefenlenmesi, cenaze namazının kılınması, verasette kız çocuklara erkeklerin aldığı payın yarısının verilmesi vb. gibi adetler, İslam'dan önce de geçerliydi. (örneğin ibn-i habib, muhabber, s.309-324; halebi, insanü'l uyun, "batn-ı nahle" bölümü, 3/156).

14. İslam'a göre hırsızlık yapan birinin cezalandırılmasındaki yöntem ve hukuki düzenlemeler de Kuran'ın ortaya attığı yeni bir olay değildir. bunlar, eskiden beri var olan düzenlemelerdi. erkeklerin sünnet olmaları, yeni doğan çocuklar için "Akika" denilen kurban kesilmesi, kadınlarla ilgili "iddet" (kadının eşinin ölmesi durumunda yeniden evlenmesi için belirli bir süre beklenmesi zorunluluğu) ve erkekle kadın arasındaki özel ilişkilerin belli bir düzlemdeki yasalarını ifade eden "zihar", "ila" gibi adetler daha önce de vardı. (Tevrat, "tekvin" bölümü, 17/11-14; Kuran, maide suresi 38.ayet; ibn-i habib, muhabber, 329; ibn-i esir, üsd-ül gabe, no.7527-7530; alusi, büluğü'l ereb, 2/50; taberi tefsiri, 23/76).

15. Çalışanın alın terinin kurumadan ücretinin ödenmesi prensibi, Muhammed'in hadislerinde vazedilen bir düzenleme olarak sanılırsa da, bu düzenleme Tevrat'tan alınmadır. (Tevrat, "Tesniye" bölümü, 24/14-15).

16. Kuran'da var olan bütün İsrailoğulları peygamberlerinin tüm efsaneleri, Tevrat'ta kapsamlı biçimde anlatılmaktadır. (örneğin, Hz. İbrahim, Hz.Musa, Hz.Eyüp, Hz.Davut, Hz.Süleyman gibi).

17. Kesilmeyen bir hayvanın (leş) etini yemek, İslamiyet'ten önce de haram idi. (Tevrat, "Levililer", 22/8).

18. Mekke'nin harem bölgesi (hürmetli şehir) sayılması, Hz.İbrahim'den beri gelen bir gelenekti.

19. İslamiyet'teki köleyi azat etmek geleneği, İslamiyet öncesinde de vardı. (tecrid-i sarih, diyanet tercümesi, no:705-709).

20. Zekat verilmesi de İslamiyet öncesinde var olan bir adetti. bu durum, Kuran'ın kendisinde bile yazıyor. (Hz. İsa ile ilgili Meryem suresi 31.ayet, ismail peygamber ile ilgili Meryem suresi 55.ayet, Hz.İbrahim ile ilgili enbiya suresi 73.ayet).

21. Kabe'yi örtme geleneği İslamiyet'ten önce de vardı (moğultay, el-işare, s.49; moğultay, bu kaynağında şu eserlerden alıntı yapmıştır: askeri, el-evail, 16; süheyli, revdü'l unuf, 1/146; ibn-i kuteybe, el-maarif, 551; ibn'il cevzi, telkih, 446; suyuti, el-vesail, s.84; ibn hazm, cemheretü'l ensab, s.189).

22. Yanlışlıkla öldürülen bir insanın kan bedelinin 100 deve olması, İslamiyet'ten önce de var olan bir gelenekti.

23. Farklı inançlarda olan insanların evlenmesine getirilen kısıtlamalar, İslamiyet'e Yahudilikten alınmıştır. (Tevrat, "Tekvin", 34/1-26; "Tesniye", 7/3; Kuran bakara suresi 221.ayet).

24. erkeğin birden çok kadınla evlenebilmesi de İslamiyet'e, Yahudilikten alınmış bir adettir. (Tevrat, "Tekvin", 16/1...,29/17, 32/22; "2. Samuel", 25/40; "1.krallar", 11/1; Kuran, nisa-54, ra'd-38, ahzab-38, sad-23, 24, vb.)

25. İslamiyet'te herhangi bir davanın ispatı için gereken iki erkeğin şahitliği adeti de İslamiyet öncesinden gelmektedir. (Tevrat, "Tesniye", 17/16, 19/15; Kuran, bakara-282; Yuhanna incili, 8/17; Matta incili, 18/16).

26. Kuran'daki cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, yaraya yara.. şeklinde ifade edilen ceza biçimleri de Tevrat'tan alınmıştır. (Tevrat, "çıkış", 2/23-25, "Levililer", 24/17-20, "Tesniye", 19/21; Kuran, Maide-45).

27. İslamiyet'te yemin, ancak Allah'ın adı ve sıfatları ile geçerlik kazanır. bu gelenek de Tevrat'tan alıntıdır. (Tevrat, "Tesniye", 20/20).

28. Kuran'a göre, Allah'a şirk koşmanın cezası çok ağırdır. (nisa suresi 48 ve 116.ayetler). bu inanç, Tevrat'ta da bulunmaktadır. (Tevrat, "çıkış", 22/20, "Tesniye", 17/2-7).

29. Yol kesenlere ve dine göre terör sayılan hareketlere katılanlara ve yer yüzünde fesat çıkaranlara İslamiyet'ten önce de ağır cezalar verilirdi. Kuran'a da bu adetlerden alıntı yapılmıştır. (Kuran, Maide suresi, 33,ayet; İbn-i Habib, Muhabber, 327).

30. Dicle ie Fırat'ın çok önemli iki nehir oldukları da Kuran'a Tevrat'tan yapılmış bir alıntıdır. (Dicle ve Fırat hikayesi için kaynakça: Tevrat, "Tekvin" bölümü, 2/13-14; tecrid-i sarih, diyanet tercümesi, no:1551; Buhari-Müslim, el-lü'lüü ve'l mercan, no: 103; buhari, bed'ü'l halk, 6; Menakıb-ı Ansar, 42; Eşribe, 12; Müslim, iman, no:164, cennet, no:2839 ve diğer hadis kaynakları).

31. Nuh tufanı efsanesi de Kuran'ın birçok ayetine Tevrat'tan alınmıştır.
Kutsal kitapları okuyup anlayana ATEİST Okuyup anlamayana YOBAZ  Hiç okumayana DİNDAR denir... Nikola Tesla


HİNDULARDA NAMAZ –ASANA
Asanaların yapılması, çok eski bir bilim olan Hathayoganın bir kısmını oluşturuyor, ve yogik ya da psikolojik değerlerinin yanı sıra insanı daha sağlıklı yapan, organların zindeliğini ve dinçliği artıran birkaç duruştan ibaret. Asana Sözcüğü ‘duruş’ veya ‘pozisyon’ demektir. Asana bireyin bedensel ve zihinsel metin, sakin, sessiz ve rahat kalabilmesi için yaşam hali demektir.
Sansktitçe Surya ‘güneş’ Namaskara ise ‘selamlama’ veya ‘bağlantı’ demektir. Böylece Surya Namaskara ‘güneşle bağlantı’ anlamına gelmektedir. Surya Namaskara bedende akan güneş enerjisinin canlandırma tekniğidir. Güneş ruhi bilinç simgesidir.
Şimdi Suryacıların Güneşe tapınırken uyguladıkları Surya Namaskara nasıl yapılır birlikte öğrenelim.
1 – Dik olarak ayakta durun. Bacaklarınız bitişik. Beden dik ancak rahat olsun. Ellerinizi göğüs kafesinizin önünde birleştirin ( Namaskar Mudra).
2- Kollarınızı yukarı doğru kaldırın. Bu sırada kollarınızı ve dizlerinizi bükmeyin.
3- Kalçanızdan bükülerek öne doğru eğilin, avuçlarınız aşağıya ve alnınız dizlerinize baksın. Dizlerinizi bükmeyin.
4- Elleriniz ve ayaklarınız aynı yerde kalacak şekilde dizlerinizi yere koyun bedeniniz dizlerinizin üzerinde, kalçanız topuklarınıza değsin ve alnınız yerde olsun.
5-Geriye doğru gelirken nefes alın
6- Dördüncü sırada ki hareketleri tekrar edin.
7- Yavaşça ayağa kalkın.
8- Bir sonraki tura geçmeden önce Namaskar Mudra duruşuna gelin
Nefes alın…

Namaskara’da nelere dikkat etmelisiniz :
1- Her zaman boş bir mide ile yapın

2- Açık ve temiz havayı tercih edin. Havası iyice temizlenmiş bir oda da olabilir.
3- Tek başınıza veya bir grup ile yapabilirsiniz. Unutmayın ki grup çalışmaları, kollektif şuur oluşturur.
4- Temiz bir mat veya örtü kullanın.
5- Çalışmadan 1/2 saat önce yıkanın.
6- Bel fıtığı veya bel problemi olanlar, yüksek tansiyon hastası olanlar, bu çalışmayı önce doktorlarına danışmalıdırlar
7- Rahat ve bol bir giysi seçin.
9- Çalışmanın her anında bedeninizin tamamını iyice hissedin. Tam bilinç içinde uygulayın
 http://www.youtube.com/watch?v=rxBIPlYRojw
Müslümansanız egsersizler bittikten sonra önce sağa, sonra sola selam vermeyi unutmayınız.
Kaynak: http://islamiyetgercekleri.wordpress.com/namaz-ogreniyoruz-hindulardan/