erkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2017 Cuma

CEM ERKANI, MİRAÇ OLAYI VE KIRKLAR CEMİ



CEM ERKANI, MİRAÇ OLAYI VE KIRKLAR CEMİ
CEM ERKÂNI
Cem kelimesi Arapça (>?@) fiil kökünden gelip isim olarak toplanma, bir araya gelme anlamına gelir. Buyruklarda cem erkânı, kelime olarak cem(107), ayn-ı cem, (108) cem’iyyet, (109) ayn-ı cem cem’iyyeti (110) ve meydan (111) seklinde ifadelerle anlatılmaktadır.
Cemle ilgili Kuseyri’den cem ve fark açıklamasından sonra Gölpınarlı, Mevlevilerde aynu’l-cem’ vahdet nes’esiyle ve cezbeyle askla ihvanın tam bir birlik hâlinde toplanıp semâ’ ve sefâ ile dem sürmesi anlamına kullanılır. Bu terim halk dilinde ayn-i cem seklinde söylenir.(112) Gölpınarlı Buyruklarında cem, taliplerin bir araya gelip evliya erkânını icra etmesi olarak tanımlanmıstır.(113) Cemin icra edileceği yerin adı meydandır.(114) Bazı Buyruklarda, cemin kaynağı olarak İslam’ın ortaya çıktığı ilk yıllar gösterilir. Müslümanların çoğalmasıyla yol, erkân ve irşat yürütülecek bir yere ihtiyaç duyulduğu ve bunun üzerine Hz. Peygamber’in emriyle uygun bir evin bu is için hazırlandığı anlatılır.(115)

MİRAÇ OLAYI VE KIRKLAR CEMİ
Alevilikte Kırklar cemi denince akla, Hz. Muhammed’in Miraç’ta ya da Miraç sonrası Hz. Ali’nin sırrına ermesi ve kırklarla tanışması gelir.

ŞEYH SAFİ BUYRUĞUNDA KIRKLAR  
Şeyh Safi Buyruklarında kırklar meselesi hadimlik baslığı altında söyle anlatılır: Hz. Peygamber günlerden bir gün suffe-i safanın kapısına gider kapıyı çalar. _çeride sohbet etmekte olan kırklar, “kimsin?” diye sorunca, o da, “ben peygamberim, kapıyı açın içeri gireyim, siz erenler ile dem didar göreyim,” der. Kırklar, “bizim aramıza peygamber sığmaz, git peygamberliğini ümmetine yap,” deyince Hz. Peygamber, hemen geri döner. Bunun üzerine Hak Teâlâ’dan “geri dön” nidası gelir ve tekrar kapıya varır. Aynı durum tekrarlanır, yine Hak’tan dön nidası gelince üçüncü defa kapıyı çalar. Kim o denince, “seyyidu’l-kavm hâdimu’l-fukarâyım”(116) diye cevap verir. Kırklar, “merhaba merhaba, ehlen ve sehlen hoş geldin, gelmekligin mübarek olsun,” derler. Hz. Peygamber “ya mufettiha’l-ebvâb iftah lena hayra’l-bâb”(117) bismillah diyerek sağ ayağıyla içeri girer ve içeride otuz dokuz sahabenin olduğunu görür. İçlerinden Selman-ı Farisi dışarıda parsaya gitmiştir. İçlerinde Hz. Ali’nin de bulunduğu kırklar, Hz. Muhammed’i gördüklerinde ayağa kalkarlar ve yer gösterirler. Hz. Muhammed, Hz. Ali’nin yanına oturur fakat o zaman yanındakinin Ali olduğunu bilmemektedir. “Siz kimsiniz, size kim derler?” diye sorar. “Biz kırklarız, bize cehelten derler, cümlemizin gönlü birdir, birimiz neyse hepimiz oyuz,” derler. Hz. Muhammed, “Nasıl?” diye sorunca, “birimizden kan aksa, cümlemizden kan akar” derler ve Hz. Ali koluna neşter vurarak kanatınca hepsinden kan gelir hatta dışarıda bulunan Selman’ın kanı bile içeri akar. Hz. Ali kolunu bağlayınca hepsinin kanaması da durur. Bu arada Selman-ı Farisi parsadan bir üzüm/engür tanesiyle gelir. Kırklar, “Ey fakirlerin hizmetçisi (hâdimu’l-fukarâ)! Bu üzüm tanesini aramızda paylaştır” derler. Hz.
Peygamber bir üzüm tanesini kırk kişiye nasıl paylaştıracağını düşünürken Cebrail, Allah’ın emriyle cennetten nurlu bir tabak getirir ve onun önüne koyarak “şerbet eyle ya Muhammed!” der.
Peygamberin bölüşümü nasıl yapacağını merak eden kırklar da birden ortaya çıkan nurdan tabağın farkına varırlar. Hz. Muhammed, tabağın içine su koyarak “sakku’l-kamer” parmaklarıyla üzüm tanesini de ezerek tabağa kor ve böylece kırklara üzümü şerbet olarak sunar. Şerbetten içen kırkların tamamı mest u elest olarak kendilerine degisik bir hal gelir ve oturdukları yerden kalkıp bir kere “Ya Allah!” deyip sema’a dururlar. Kırkların sema’ına Hz. Peygamber de katılır, sema’ ederken imamesi yere düşer, yere düsen imameyi kırklar, kırk parçaya bölüp bellerine tennure olarak bağlarlar.(118)

İMAM CAFER BUYRUĞUNDA KIRKLAR
İmam Cafer Buyruğunda Hz. Muhammed’in Kırklarla tanışması, bazı farklılıklar olmakla birlikte Şeyh Safi Buyruklarıyla paralel, ancak sade bir şekilde betimlenmiştir. Bu farklar şunlardır: Hz. Peygamber Miraç’a gidince yolda bir aslan görmüş, yüzüğünü/hatemini aslanın ağzına vererek Sidretu’l-Munteha’ya ulaşıp dosta vasıl olmuştur. Orada doksan bin kelam söylemiş; otuz bini şeriat olmuş, altmış bini Ali’de sır olmuştur. Hz. Muhammed, Miraç’tan gelirken Mina’da bir kubbe görmüş orada kırklarla tanışmıştır. Parsadan gelen Selman’ın getirdiği üzümü ezip şerbet eylemiş; kırklar içmiş ve cuş etmişler; Peygamber sema’a girmiş basındaki semle düşünce kırk parça olmuş ve Kırklar bunu kuşanmışlardır. Ayrıca Hz. Muhammed, Kırklarla tanıştıktan sonra onlarla sohbet etmiştir. Sohbette; onların pirlerinin Sah-ı Merdan Ali, rehberlerinin Cebrail (a.s.) olduğunu öğrenmiştir.(119) Ayrıca bazı Buyruklarda Hz. Peygamber’in kapıdan içeri girdiğinde gördüğü otuz dokuz kişiden yirmi ikisinin erkek, on yedisinin kadın olduğu bilgisi yer almaktadır.(120)

KAYNAKLAR
________________________________
106 Risale-i Şeyh Safi, vr.46b.
107 Gölpınarlı 199, vr.130a.
108 Risale-i Şeyh Safi, vr.24a, 41a; Gölpınarlı 199, vr.131b, 137a.
109 Risale-i Şeyh Safi, vr.49b; Gölpınarlı 199, vr.129b.
110 Risale-i Şeyh Safi, vr.29a.
111 Gölpınarlı 199, vr.130b, 131a, 131b, 132b.
112 Gölpınarlı, Mevlevî Âdâb ve Erkânı, s.9.
113 Gölpınarlı 199, vr.130a.
114 Gölpınarlı 199, vr.132b.
115 Risâle-i Seyh Safi, vr.49b-50a. Hz. Peygamber (s.a.v.) ilk zamanlar gizlilik içerisinde yürüttügü tebligi sahabeden Erkam b. Erkam’ın evinde yapmıstır. Bu ev İslam tarihinde Dâru’l-Erkâm olarak anılmaktadır.
116 Toplumun efendisi, fukaranın hizmetçisiyim.
117 Ey kapıların açıcısı, bize en iyi kapıyı aç.
118 Gölpınarlı 199, vr.78b-80b; Gökçeler, s.226–232. Bu olay buralarda yeryüzünde olmus gibi anlatılmasına ragmen bu Buyruklarda baska bir yerde Hz.Ali için; “İmdi yedi kat gökleri seyran eyleyen ve Mirac’da Muhammed’e karsı gelen ve yeryüzünde Tanrı’nın Arslanı olan ve erenlerin mürsidi ve kırkların piri Hazret-i Ali…” ifadeleri de kullanılmıstır. Örnek için bkz. Gölpınarlı 199, vr.146a.
119 Aytekin, s.7–9; Hafik _mam Cafer, vr.208a-208b.
120 Aytekin-Maras, s.155–159; Bozkurt, s.7–11.


DUAZ-I İMAM -DERTLİ DİVANİ & MİRAÇLAMA + SEMAH + TEVHİD
MİRAÇ

Miraç okudu Cebrail
Muhammed Mustafa mah’i
Hak emrine oldu kail
Eyledi bir azm-i rah’i

Gaipten yandı bir çırak
Çünkü yakın oldu ırak
Cebrail getirdi Burak
Bindi ol Habib-ullahi

Burak kadem bastı arşe
Erişti fevk ile ferşe
Hak kadirdir cümle işe
Eyledi bir gez-nigâhi

Bir nida erişti Hak’tan
Ya Muhammed’im Burak’ta
Göz kamaşır şerer-nâk’tan
Müminlerin kıblegahı

Yolda ırast geldi bir şîr
Ya nedir bu işe tedbir
Hatemiyi ağzına ver
Sundu iki cihan şahı

Çıktı sitr-el müntehaya
Erişti ilanihaya
Kavuştu sırr-ı Hüda’ya
Seyretti Cemalullahı

Orda gördü bir nevcivan
Yüzü şemsi mahi taban
Cemalına oldu hayran
Nazar kıldı âl-Allah’i

Sordu doksan bin kelamı
Hak ile nik-ü namı
Bir dem eyledi âramı
Bu ne sırdır ya ilahi

Gaipten geldi yeşil el
Verdi sib, şir, engûr,asel
O demde gördü bir mahfel
Selmanı şey’en lillahi

Ayak üstü kalktı server
(Canlar ayağa kalkar)
Oldu gönlü gözü enver
Sır ile oldu münevver
Dedi bu hikmet ilahi

Oldu miracın mübarek
Hak kıldı Kur’an tebarek
Şanına levlâk-e levlâk
Padişahlar padişahı

Vardı kırkların cemine
Oturdu Hak makamına
(Canlar oturur)
Hü dedi gerçek demine
Dem-be-dem Resulullahi

Buyurdu ol nur-u vahid
Size armağan bu tevhid
Cümlesi de oldu sacid
Zikretti kelamullahı

Kırklar bir şerbet içtiler
Can ile baştan geçtiler
Cezbe-i aşka düştüler
Ettiler kırklar semahı

Gözleri kurretü’l ayn
Ali bin Hasan Hüseyin
İmam-ı Zeynel Abidin
Güruh-u Naci güvahi

İmam Bakır İmam Cafer
Kazım Musa Rıza Server
Şah Taki ba Naki Asker

Muhammed Mehdi penahı

Ata bahş eyledi lütfundan
Dûr eyleme rahmetinden
Mahrum koyma şefkatinden
Geda Feyzi pür günahi


Tevhid
Allah allah illallah
La ilahe illallah
Ali mürşit güzel şah
Şahım eyvallah eyvallah
La ilahe illallah

Hak Muhammed Ali dostum
Kerem kılmağ size geldim
Hariciler Mansur’u astı
Nesimi’yi yüzegeldi
Fatma firkate düştü
Cennet kapısın açtı
İmam Hasan zehir içti
Münafıktan ceza geldi

Allah Allah illallah
Hak la ilahe illallah
Ali mürşit güzel şahım
Cemalullah Resulullah
La ilahe illallah

Şimir melun karşı geldi (dost dost dost kurban)
Kerbelalar kanla doldu (pir pir pir kurban)

Şah Hüseyin
şehit oldu
Yezitlerden ceza geldi
Aktı imamların kanı

İmam Zeynel mürvet-kâni
Ana rahminde zindanı
Levh-i kalem yazageldi

Allah Allah illallah
Hak la ilahe illallah
Ali mürşit güzel şah
Şahım eyvallah eyvallah
La ilahe illallah

Ol münafık yüzü kara(dost dost dost kurban)
Kastetti İmam Bakır’a (pir pir pir kurban)

Emretti İmam Cafer’e
Denizi yutmağa geldi
Didar gözleri gözümde
Sevgisi gitmez özümde
İmam Musayı Kazım’da
İmam Ali Rıza geldi

Allah Allah illallah
Hak la ilahe illallah
Ali mürşit güzel şah
Şahım eyvallah eyvallah
La ilahe illallah

Taki’nin dârına durdum (dost dost dost kurban)
Naki’ye can feda kıldım (pir pir pir kurban)

Özüme de sitem saldım
Can cesetten taze geldi
Hasanü’l-Askeri sensin
Erenlere mührüden kansın
Mehtiyi sahip zamansın
Ali el-Mürteza geldi

Allah Allah illallah
Hak la ilahe illallah
Ali mürşit güzel şahım
Şahım eyvallah eyvallah
La ilahe illallah

Hüseyin’im yare neden
Yaralandık çare neden
Konan göçtü bu haneden
Şimdi sıra bize geldi


9 Şubat 2014 Pazar

HIZIR ORUCU-HIZIR ERKÂNI



HIZIR ORUCU-HIZIR ERKÂNI

Hızır Günleri’ne girmek üzereyiz: Yeri gelmişken anımsamakta yarar var. Alevilik-Bektaşilik bir bilme kültürü değil, bir değiştirme kültürüdür.
 Değiştirme kültürlerinde bilinç-inanç erkânlarla içselleştirilip taşınır. Bilincimiz-inancımızla gerçekleştirmekte olduğumuz erkânımız çelişmekte ise eğer, erkân, bilinci-inancı öteler:

Anlaşıldığını sanıyorum; erkânda bir kirlenme varsa doğru düşünüyor-doğru inanıyor olmamızın bir anlamı yoktur.
Bu nedenle değiştirme kültürlerinde, bilincin-inancın yaşama taşınma araçları olarak algılanan erkânlar öncelikle tedavi edilmek durumundadır.

ERKÂNLARI SAĞLIKLI ALGILAYABİLMEK İÇİN HALK TAKVİMİNİN İYİ BİLİNMESİ GEREKİR.

 Halk takviminde yıl öncelikle soğuk-yarı

 ve sıcak-yarı olmak üzere ikiye ayrılır.

YILIN SOĞUK YARISI, 8 Kasımda başlar ve 179 gün boyunca devam eder; 21 Martta, yani Nevruz’da, doğanın doğum gününde son bulur.

8 Kasımda başlayıp 22 Aralıkta biten 45 günlük süreye Kasım;

 22 Aralıkta başlayıp 5 Şubat’ta biten 45 günlük süreye Zemheri;

 5 Şubat’ta başlayıp 21 Mart’ta biten 50 günlük(ya da 45 günlük) süreye de Hamsin adı verilir.


10-20 Kasım arası Koç Katımı’dır.

 21 Aralık kışın başlangıcıdır.

21 Aralıkta başlayıp 30 Ocak’ta sona eren 40 günlük süre Büyük Çile(Erbain);

 30 Ocak’ta başlayıp 20 Şubat’ta sona eren 20 günlük süre Küçük Çile adıyla anılır.

Büyük Çile karakıştır; 6-9 Ocak arasında Zemheri Fırtınası olur.

Küçük Çile günleriyle birlikte Hızır erkânı başlar: Hızır Bâtınilikte, simgesel anlamda, doğuran doğanın doktorudur. Ötesinde kendisinden hırka giyilen, yani el alınan, abıhayattan içmiş ölümsüz mürşittir; yeniden dirilmenin, canlanmanın, dönüşen zamanın simgesidir.


ŞİMDİ GELİN BİR ÖRNEK OLMAK ÜZERE HACE BEKTAŞ VELİ VİLÂYETNAMESİ’NE KULAK VERELİM:

Hünkâr’a bir ikindi üzeri, güzel yüzlü, tatlı sözlü, Alev  saçlı, yeşil giysili bir aziz geldi.

Boz donlu bir ata binmişti; Saru İsmail karşıladı, atını tuttu. O kişi teklifsizce doğru Kızılcahalvet’e yöneldi ve içeri girdi.

Saru İsmail, ‘Acaba bu atını tuttuğum er kim ola, şimdiye değin bunun gibi nurlu, güzel yüzlü ve heybetli bir er görmedim’, diye düşüncelere dalmıştı. O sırada halifelerden biri geldi;

İsmail’e, ‘Tut şu atı’, dedi ve Kızılcahalvet’in kapısına vardı. O aziz kişinin, Hünkâr’ın karşısında oturmakta olduğunu gördü. Tam bu anda Hünkâr, ‘Ne yapalım Hızırım Ulu Tanrı seni bu işe koşmuş, Tanrı kullarını zordan kurtarman gerek; şu anda Karadeniz’de bir gemi batmak üzere, seni çağırıyorlar; sohbetine can atıyoruz ama ne çare; tez imdatlarına yetiş; Tanrı izin verirse yine şerefleniriz’, diyordu.

Hızır Peygamber hemen kalktı. Saru İsmail dışarıda atı tuttu. Hızır dışarı çıkınca İsmail Hızır’ın üzengisini öptü. Hızır atını sıçrattığı gibi at, bir adımını Sulucakarahöyük’ün üstüne bastı, öbür adımda güneşle birlikte dolunay oldu ve gözden yitti; yalnızca karşıdan nalının parıltısı göründü.

Saru İsmail, huzura varıp gördüğünü anlatarak, ‘Erenler Şahı, bu giden aziz kimdir?, diye sorunca Hünkâr, ‘Kardeşimiz Hızır Peygamber’dir. Karadeniz’de bir gemi batmak üzereydi, oraya imdada koştu; O’nun yürüyüşü böyledir’, dedi.

Saru İsmail Hızır’ı gördüğüne çok sevindi.

Bu söylence somut olarak gerçekleşmiş bir olay değil, Anadolu halkının kendisini temsil eden bir kimliğe yüklediği ve özlemini-dileğini yaşama geçirmek üzere soyut olarak düzenlediği bir kurgudur, yani bir halk bilgeliği ürünüdür. Hace Bektaş Veli bu tasarımda, halkın yüzyıllar içinde yarattığı Hızır tapımından yararlanır.

Söylencedeki Hızır, Hace Bektaş Veli’nin bireyüstü, doğaüstü gücü anlamına gelir: Daha doğrusu Hace Bektaş Veli’nin düş taşıma gücüdür. Halkın düşünün taşıyıcısı olduğu için Hızır, Hace Bektaş Veli’yi çoğaltmaktadır. Ancak çoğaltılabilen kimlikler veli olup keramet gösterebildiği için de Hızır, aynı zamanda, Hace Bektaş Veli’nin veli olmasını-keramet göstermesini sağlayan temel simgedir.

ÖYLEYSE HIZIR’A BİRAZ DAHA YAKINDAN BAKALIM; KİMDİR-NEDİR DİYE?

Hızır özlemin atlısıdır bir bakıma. Anadolu halk inancında Hızır, ulu bir ermiş kabul edilir. Ölümsüzlük suyu içmiştir. Zaman zaman dünyaya gelip halkın arasına katılarak darda olanların yardımına koşar ve doğaya yeniden can verir.

Üzerinde çiçeklerden yapılan bir cübbesi bulunan, kırmızı pabuçlu, ak sakallı ve nur yüzlü bir yaşlı olarak betimlenir. Bastığı yerde güller, çiçekler açar; ekinler yeşerir; bülbüller ötmeye başlar. Elini sürdüğü kişi dertlerden, uğursuzluklardan ve hastalıklardan arınır; ömür boyu sürecek bir bolluğa kavuşur.

Hızır kültü, hemen hemen tüm halkların söylencelerini süsleyen bir öğedir. Söylencenin çok özel bir yeri olduğu Alevilik-Bektaşilik inancında-kültüründe ise daha bir anlamlıdır. Kurucu piri Hace Bektaş Veli’nin, söylence zemininde birinci dereceden yardımcısıdır.

Hızır, bir türlü gerçekleştirilemeyen isteklerin, dileklerin nesnelleşmesine, toplumsallaşması-na duyulan özlemlerin beslediği, giydirip kuşattığı; doğaüstü yetilerle belirgin bir düş varlığıdır, bir kurtarıcıdır. Söylence dünyasında oynanan kumarda, talih oyununda, bireyden yana tavır koyan, kimi kez onu kazandıran, onun dileğinin, özleminin gerçekleşmesini sağlayan kutlu kişidir. Bir anda yanlışı doğruya çevirebildiği gibi çirkini de güzelleştiriverir.

Bireyin-halkın inanç kanalında gönül coşkusunu dışa vurabilmek, bunu yaparken önündeki aşılamaz engelleri aşabilmek için yarattığı, zaman zaman kendi dünyasına soktuğu, eliyle saçıyla ya da bir sözüyle kutsadığı bir inanç kişisidir Hızır.

Bu bağlamda, insan için olanaksız olan zemine, özlem denen ata”binilerek yapılan gezintinin başkişisidir Hızır; rüyalarda muştulayıcıdır.

Dondan dona girerek yeri geldiğinde insanı sorgulayan, yeri geldiğinde onurlandıran, ödüllendiren, kimi kez ipuçları vererek araştırmaya özendirendir.

Kısaca insanoğlunun özlemle yarattığı, özlemle devindirdiği, iyilikle, saflıkla donattığı; kendi isteğiyle güdümüne girdiği, yönlendiriciliğinden hoşlandığı, yeri geldiğinde birlikte eğlenip birlikte güldüğü, ağladığı, tümüyle kendi yaratısı olan düşsel varlığın adıdır Hızır.

Aleviler-Bektaşiler, bilgelik ürünü kimlikleri kutsarlar ve onları taşınma araçları olarak öne çıkarırlar.
 Bu bağlamda Hz. Ali Hızır’ın yeni bedenidir, yani don değiştirmiş biçimidir. Böyle düşündüğümüzde Hızır, hiçliğimizden doğurttuğumuz, sömürü düzeninde tüketilmeye yatkın olmayan, zamanın tersine çevrilmezliğine başkaldıran, bizleri kutsal atalarımızla buluşturan, geçmişi yakalayan ve geleceği kuran bir kültür gerçekliğidir.

 Her şeyin insanla konuşmasını sağlayan şifre alfabe’nin temel simgesel kimliğidir bir bakıma: Eyleme geçtiğinde yaşamımızın sertliğini alır ve dünya bizim için daha yaşanılası bir yer olup çıkar.

HIZIR ORUCU

Küçük Çile günlerinin 13-14 ve 15 Şubat günleri, her şeyden önce Hızır’ı çağırmayı ya da O’na seslenmeyi hak etmek için üç gün oruç tutulur.
Alevi-Bektaşi bilincinde-inancında bu orucu tutmayan Hızır’ı çağıramaz; çağırsa da Hızır onun çığlığını duymaz.

Ötesinde Hızır orucu, doğanın döllenmesi, Hızır ile İlyas’ın buluşması, Hz Hasan ile Hz Hüseyin hastalandığında üç gün yemek yemeyen Hz Fatma ile Hz Ali’nin eylemlerinin hatırlanması anısına tutulur.

HIZIR ORUCU NASIL TUTULUR?

 Hızır orucu, su içmeyerek tutulur. Çünkü doğanın, kültürel anlamda bizlerin gebe kalabilmesi için, suyun doğaya, simgesel anlamda bizlere yürümesi gerekir: Su, susayana yürüyeceğine göre ancak susuzluğumuzu çoğaltıp Hızır’a seslendiğimizde su bize koşacaktır.

Hızır orucuna başlarken niyet gülbangı, sonlandırırken de açma gülbangı okunur:

- Bismişah!... Allah Allah!...
Hak-Muhammet-Ali aşkına; dertlerimize derman, hastalarımıza şifa, borçlarımıza kolaylıklar versin diye çağırdığımız Hızır için, Hızır orucu tutmaya niyet ettim.
Ulu Dergâh kabul etsin.
Gerçeğe Hû! Eyvallah!
- Bismişah!... Allah Allah!...

Hızırı çağıranlar aşkına tuttuğum umut orucunu Ulu Dergâh kabul etsin.

Gerçek erenler demine Hû! Eyvallah!

HIZIR’I ÇAĞIRMA GÜNLERİ

17-18-19 Şubat günleri Hızır’ın dünyayı ziyaret günleri olarak algılanır.

Hızır orucunu tutanlar artık Hızır’ı çağırabilir:

 Hızır bu çağrıya ilgisiz kalmayacaktır.

 Çağrımıza uyup dünyayı ziyaret eden Hızır, kor-ateş anlamında cemre kimliğine bürünür ve

20 Şubat’ta HAVAYA düşer, yani havayı döller;

27 Şubat’ta SUYA,

 6 Mart’ta TOPRAĞA düşer, yani onları döller.

 20 Şubat’ta HAVA BAYRAMI,

 27 Şubat’ta SU BAYRAMI ve

6 Mart’ta TOPRAK BAYRAMI kutlanır.

13 Mart’ta ise sıcaklık yürüyen hava, su ve toprak ısınır ateş olur.

 Bu nedenle bugün de ATEŞ BAYRAMI olarak kutlanır.

 21 Mart’ta, yani Nevruz’da, daha önce ateşle buluşup gebe kalan hava, su ve toprak doğurur.

HIZIR, GÜLBANGLA ÇAĞRILIR:


- Bismişah… Allah Allah!

Tanrı’dan ruhsat alıp gebe kalan doğaya göz-kulak ya Hızır: Yetiş ya Hızır bizi kurtar.

Gel artık darda olanlarımıza elini uzat. Destur alıp cümle varlık doğurmak üzere; onlara ebelik yap. Girdiğin evlere dert girmesin; bastığın yerlerde güller açsın, ekinler yeşersin, bülbüller ötsün. Dokunduğun canlar dertlerden, uğursuzluklardan ve hastalıklardan arınsın.

Gel artık bir türlü gerçekleştiremediğimiz isteklerimiz, dileklerimiz berekete dönüşsün; özlemlerimiz kırılsın yeni özlemler oluşsun.

Gel artık özlem denen atımıza bindirelim seni, düşlerimizde gezdirelim. Ali ol, Hace Bektaş Veli ol; dondan dona bürün, bize öğretmenlik yap.

Senin için oruç tutuyoruz gel artık: Umudumuzu doğurtalım.

Dil bizden, nefes hizmet pirlerimizden olsun. Gerçek erenler demine Hû! Eyvallah!

http://www.alevi-fuaf.com/index.php?p=cheats&action=showcheat&area=1&plattform=4&id=66&name=hizir-orucu-hizir-erkani-esat-korkmaz


HIZIR ORUCU

Hemen hemen tüm inançlarda oruç ibadeti vardır. İnsanlar çeşitli nedenlerden dolayı ve farklı şekillerde oruç tutarlar.
Kimi insan Yaratana şükür etmek, var olmanın bilincinde olduğunu beyan etmek için oruç tutar.
Kimisi dileklerinin yerine gelmesi, isteklerinin kabul olması için tutar.
Kimisi yerine gelen dilekleri için adakta bulunup adağını yerine getirdiği gibi oruçta tutar.
Kimisi cehenneme gitmemek, cennete gitmek için tutar.
Kimisi bedenini ve dolayısıyla ruhunu disipline etmek, denetim altına almak, nefsine hakim olmak maksadıyla oruç tutar.
Kimisi olgunlaşmak, derinleşmek ve bazı şeylerde yoğunlaşmak için oruç tutar.
Oruç tutmak günün belli bir zamanında yemek yememe ve su içmeme şeklinde olduğu gibi bazı oruçlarda belirli günlerde hayvansal yiyecekler yememe şeklinde olabiliyor. Yine ömür boyunca veya belli bir zaman süresince bazı yiyeceklerden uzak durmak gibi oruç şekilleri de vardır.
Hasılıkelam amaçları ve tutma biçimleri bir birinden farklı çeşitli oruçlar vardır.
Biz Alevilerin temel iki tane orucu vardır. Bunlardan ilki Muharrem Orucudur (Muharrem orucunun bir diğer adı da On İki İmam Orucu ve Matem Orucudur).
Muharrem orucu dışında bizlerde Hızır Orucu vardır.
Bu iki orucun yanı sıra daha çok dervişlik yolunda olan, dervişçe bir yaşamın sahibi olanların tutmuş olduğu 48 perşembe orucu vardır. Ancak bu 48 perşembe orucu toplumun genelini kapsamıyor.
Tuttuğumuz iki oruçtan biri olan Hızır orucunu biz Aleviler neden tutuyoruz?
Hızır orucunu nasıl tutuyoruz?
Ne zaman tutuyoruz?

HIZIR ORUCUNUN KAYNAĞI NEDİR?
Biz Aleviler her yıl 13-14-15 Şubat tarihlerinde Hızır orucunu tutuyoruz. Bu tarihler dışında da Ocak ve Şubat ayı içerisinde bu orucu tutanlarda olmakla beraber genel olarak bu orucu 13-14-15 Şubat tarihlerinde tutuyoruz.
Hızır orucunun kaynağı ile ilgili, çıkış noktası ile ilgili birden fazla olay var. Bunlardan iki tanesini paylaşalım.

Nuh peygamberin gemisinin fırtınadan sulara gömülmemesi ve fırtınanın dinmesi sonucu gemide bulunanların üç günlük şükür orucu tutmaları.

Hz. Ali ve Hz. Fatma'nın çocuklarının hastalanmaları üzerine üç gün oruç tutmaları ve her üç günde de tam oruçlarını açacakları sırada birden kapılarına dayanıp onlardan yardım isteyen kimsenin ortaya çıkması ve oruç açacakları yiyecekleri bu kişiye vermeleri (farklı kişiler görünümünde her defa gelen Hz. Hızır'dır ve Hz. Ali ile Hz. Fatma'yı sınamaktadır).

Bu iki olay bize Hızır orucunun bir şükür orucu olduğunu gösteriyor.
Bir şükür orucu olan Hızır orucu aynı zamanda Hz. Hızır'ın şahsında yüce Yaratıcıdan bereket ve rahmet istemenin, esenlik ve kurtuluş dilemenin, dostluk ve dayanışma talep etmenin, paylaşım ve kardeşlikte buluşmanında orucudur.
Hızır orucunda sahura kalkmak yoktur. Gün doğumu ile gün batımı arasında hiç bir şey yememe ve içmeme şeklinde tutulur. Gün batımı ile ağız mührü açılır.
Hızır orucunda, oruçlar açıldıktan sonra her tür yiyecek ve içecek yenilip içilebiliniyor. Yani Muharrem orucunda olduğu gibi et yememe ve su içmeme gibi bir kural yoktur.

Oruç açıldıktan sonra bir araya gelinir, delil uyandırılır ve başta Hz. Hızır ile ilgili olmak üzere erenler hakkında menkıbeler anlatılır, hakikate dair bilgiler paylaşılır, deyişler söylenir.
Üç günlük oruçtan sonra dergahlara ve ziyaretlere gidilir. Kurbanlar kesilir, cemler tutulur ve o yılki Hızır orucu noktalanır.
Hızır orucunu her kim ne amaçla tutuyorsa dilde dileği, gönülde muradı gerçek olsun.
Hızır aşkına yanan delillerin ışığı hanemizi aydınlattığı gibi gönlümüzde aydınlatsın.
Helal kazançla kazanıp Hızır aşkına pişirip meydana getirdiğimiz lokmalarımız yiyenlere helal olsun, hazırlayıp yedirenlere delil olsun.
Tuttuğumuz oruçlarımız ailemize birlik, huzur, bereket getirsin. Toplumumuza ağız tatlılığı, birlik ve dirlik getirsin.
Hz. Hızır her dem dara düşenlerin, zorda kalanların, umudunu yitirenlerin, çaresizlerin ellerinden tutup onları gerçeğe yönlendirsin.
Gerçekler demine, Allah, eyvallah.
Remzi Kaptan
remzi.kaptan@yahoo.com