abdulhamit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
abdulhamit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2017 Pazartesi

OSMANLIDA İÇKİ FABRİKALARI 2.ABDULHAMİT ZAMANINDA KURULDU

OSMANLIDA İÇKİ FABRİKALARI 2.ABDULHAMİT ZAMANINDA KURULDU
OSMANLI’DA İLK RAKI FABRİKASI VE BİRAHANE ABDÜLHAMİT DÖNEMİNDE AÇILMIŞTIR
Abdülhamit ise Yıldız Sarayı’nda adeta ablukaya alınmış ve kendisini kuşatan İngiliz derin devletinin oyunlarına yenik düşmüştür. Tüm devlet büyükleri gibi saygıyı hak etmektedir, ama o dönemi Osmanlı’nın kudretli günleri gibi kendisini de hatasız evliya bir şahıs gibi göstermek tarihi gerçeklere uygun düşmemektedir.

Osmanlı’nın en geniş toprak kayıpları,
İlk rakı fabrikasının ve birahanenin açılması,
Sigara üretiminin başlaması,
Genelevlerin ve gayri meşru hayatın yaygınlaşması,
Avrupa’ya şarap ihracatı yapılması,

Allah’ın varlığını inkar eden Darwinizm’in Osmanlı’nın dört bir yanına yayılması,
Bizzat İngiliz paşaları ve onların destekçilerini devlete atayarak Osmanlı yönetiminin İngiliz derin devletinin eline terk edilmesi,
Osmanlı Donanması’nın çürütülmesi,
Duyun-i umumiye ile Osmanlı’nın ekonomik olarak Batı’ya tam bağımlı hale gelmesi ve İslam ümmetinin dağılması Abdülhamit döneminde olmuştur.

Abdülhamit’in İzniyle Açılan Bomonti Birahanesi
Abdülhamit döneminde ilk birahane, İstanbul’da Bomonti Kardeşler tarafından kuruldu. Selanik'te de Olimpos Bira ve Şampanya Fabrikası açıldı. Fabrikaların arz tezkiresine yani üretim iznine Abdülhamit kendi imzasıyla onay verdi. Bomonti birahanesinde yılda 7 milyon litre bira üretiliyordu. Zamanla üretim 10 milyon litreye kadar çıktı. Trakya ve Marmara Körfezi kıyılarından Eskişehir'e kadar uzanan bölgede halkın bira içebilmesi için “Bomonti Bira Bahçeleri” kuruldu.
Abdülhamit döneminde İstanbul ve çevresinde bira tüketimi o derece artmıştı ki Viyana’dan bile trenle taze bira getiriliyordu.

Abdülhamit döneminde içki üretimi devletin resmi faaliyetlerinden biri haline geldi
Abdülhamit içkinin vergi düzenlemesini de yaptı. ‘‘Müskirat Nizamnameleri” yani ‘‘İçki Yönetmelikleri” çıkarttı. 7 Nisan 1886 tarihli yönetmelikle içkiden alınacak vergiler düzenli bir şekle getiriliyor, 14 Temmuz 1890’da ise, ihraç edilecek şarapların kalitesi ve vergileri belirleniyordu.

Türkiye’de ilk rakı fabrikası da Abdülhamit döneminde açıldı
Abdülhamit döneminde başka rakı fabrikaları da açıldı. Örneğin Niğde’nin Fertek kasabasında Fertek Rakısı fertek rakısı şu anda yok üretilmeye başlandı. Boğaziçi, Ruh, Âlem, Deniz Kızı bu rakılar şu anda yok  gibi rakılar birbirleriyle yarışır olmuşlardı. Saray görevlilerinin bile rakı ürettiği Abdülhamit döneminde, en çok tüketilen rakılarından bir diğeri de Üzüm Kızı rakısıydı. Buna  tanıtım resmi nedeniyle halk “Kızlı Rakı” derdi. İnsan sağlığına son derece zararlı olan, toplumsal düzenin ve ahlakın bozulmasına sebep olan içkinin bu derece yaygınlaşması Osmanlı’yı hızla çöküşe sürükledi.

Abdülhamit döneminde içki üretimi ve tüketimini gösteren grafikler

Sadece 1896 yılında toplam şarap üretimi yaklaşık 86 milyon kilo
Rakı üretimi 14 milyon kilo  
Brandi üretimi 32 milyon kilo
Bira üretimi 1 milyon kilo
Toplam içki üretimi 102 milyon kilodur
Abdülhamit Bergama’da Yunan rakısı uzo üretimi için de ferman verdi
Avrupa bağlarında bozulma başlayınca, başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri şarap ihtiyaçlarını Osmanlı’dan gidermişlerdir. Abdülhamit döneminde 1904’de, İmparatorluğun şarap ihracatı, tam 340 milyon litreye çıkmıştı. Dönemin Osmanlı gazetelerinde şarap ilanları dahi yayınlanıyordu.
Çeşitli markaların konyak ilan tabelaları İstanbul’un birçok yerine asıldı.
Abdülhamit döneminde Erdekli Kotroni Efendi’nin damıttığı Osmanlı konyakları ise Paris’te yarışmaya girmiş, madalyalar almıştı.
Abdülhamit döneminde içki üretimi ve tüketimi o derece yaygınlaşmıştı ki, Ayşe Fahriye Hanım’ın ilk baskısı 1883’te yapılan ve çok tutulan “Ev Kadını” adlı yemek kitabının 34. Bölümü evde rakı üretimini anlatmaktaydı. Hatta, Gazeteci Ahmet Cemaleddin Saraçoğlu’na göre, “Abdülhamit dönemi, vatandaşlar için kocaman bir meyhane” idi.
Oysa Allah Müslümanlara içkiyi haram kılmıştır. Elbette her insan istediği şekilde yaşamakta özgürdür ancak İslam Halifesi olan bir şahsın içki fabrikaları açılması için kendi imzasıyla tezkire yayınlaması ve içkinin yayılmasına destek olması kabul edilir bir durum değildir. 
Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. (Maide Suresi, 90)


9 Aralık 2014 Salı

SULTAN ABDÜLHAMİD: LATİN ALFABESİNİ KABUL ETMEK YERİNDE OLUR





SULTAN ABDÜLHAMİD: LATİN ALFABESİNİ KABUL ETMEK YERİNDE OLUR

''Ben tahta çıktıktan sonra ilkokul sayısı 10 misline çıkmıştır.(20000 mektep) Bu sayısı maalesef kifayetsizdir. Ulemanın ifrat derecesinde tutucu olmasından dolayı yüksekokullarımızı asri hale getirmemiz çok zordur. Yazımızı öğrenmek çok kolay değildir. Bu işi halkımıza kolaylaştırmak için belki de latin alfabesini kabul etmek yerinde olur. Her ne kadar bu harflerle lisanımızdaki bazı sesleri vermek güçlüğü mevcut ise de bunu ayarlamak şüphesiz kabil olabilir. Aklı başında hiçbir kimse öğrenmeye düşman olamaz. Ben de bütün dindaşlarıma iyi ve faydalı olan her yeniliği tanıtmak istiyorum.''
(Abdülhamit, Siyasi Hatıratım, Sayfa: 189-192)


Latin harflerinin bilinmeyen ve kendini gizleyen bir taraftarı, Ali Vehbi Beyin yayınladığı hatırata göre Sultan II. Abdulhamiddir. Ona göre, ;Halkımızın büyük cehaletine sebep, okuma yazma öğrenimindeki güçlüktür. Bu güçlüğün nedeni ise harflerimizdir.; Sultan Belki bu işi kolaylaştırmak için Latin alfabesini kabul etmek yerinde olur.demektedir.
(İlber Ortaylı, Gelenekten Geleceğe, Ufuk Kitapları, 2001, İstanbul, s.103)


ABDÜLHAMİT HAN'IN LATİN ALFABESİNE GEÇME TEŞEBBÜSÜ
Abdülhamit Han’ın Latin Alfabesine geçme Teşebbüsü yakın tarihin magazinsel vakaları arasında yeteri kadar dikkat çekmemiş olsa da Cumhuriyet Dönemi Harf Devriminin mesnedini teşkil etmesi bakımından fevkalade önemlidir.
Abdülhamit Han’ın Latin Alfabesine geçme Teşebbüsü yakın tarihin magazinsel vakaları arasında yeteri kadar dikkat çekmemiş olsa da Cumhuriyet Dönemi Harf Devriminin mesnedini teşkil etmesi bakımından fevkalade önemlidir. Zira 1928 yılında gerçekleştirilen Harf Devrimi, aslında 66 yıl önce gündeme gelmiş, 2. Abdülhamit Han bu teklife ilgi göstererek üzerinde çalışmalar yaptırmış olsa da muvaffak olamamıştır.

Evvela belirtelim ki söz konusu bulguların yegane kaynağı bizzat 2. Abdülhamit Han’dır. Abdülhamit Han, tahttan indirildikten sonra kendi kalemiyle hayatını ve saltanat makamındaki siyasi vakaları kaleme almış ve bizzat Abdülhamit Han tarafından katip Ali Vehbi Bey’e Fransızcası tercüme ettirilerek yayınlatmıştır. (Bkz. “Siyasi Hatıralarım”, Dergay Yayınları, ISBN:975-7032-00-X)

Latin Harflerine geçilmesi hususu, Osmanlı’nın son dönemlerindeki reformist hareketler içerisinde pek çok kez gündeme gelmiş, kimi zaman bu konu hilafet makamına kadar ulaşmış ve üzerinde tetkik ve incelemeler yapıla gelmiştir. Latin Harflerine geçilmesi konusundaki ilk gündem 1850 yılında ortaya atılmıştı. Türkçe üzerindeki çalışmalarıyla tanınan Azeri yazar ve bilim adamı Mirza Fethali Ahundzade Efendi, Türkçenin Arap Alfabesi ve Fars gramer yapısı ile kullanılmasındaki zorlukları tetkik etmiş, hem kullanılması hem de öğrenilmesi açısından ortaya çıkan müşkülleri belirten bir çalışma yaparak Osmanlı Hükümetine sunmuş, çözüm olarak da Latin Harflerinin kullanılmasını teklif etmiştir.

Mirza Fethali Ahundzade Efendinin teklifi halife Abdülmecit tarafından incelenip dönemin bilim kurumu olan Encümen-i Daniş’e sevk edilerek tetkik edilmesi istendi. Konu üzerinde mülahaza eden Ali Paşa, Fuat Paşa, Mustafa Reşit Paşa ve Cevdet Paşa bu tetkik ve teşhisi dikkate alıp müspet görüşlerini bildirdiler ve nihayetinde siyasi yönleriyle mülahaza edilmek üzere zapt altına alarak Mirza Fethali Ahundzade Efendiye müspet çalışması için mecidiye nişanı vererek kendisini onurlandırdılar. Konu üzerinde tetkiklerini gerçekleştiren Encümen-i Daniş, tetkiklerini siyasi mecraya nüfuz ettirse de neticelenememişti ancak Latin Harflerinin kullanımı ile ilgili fikir pekala reddedilmemiş, söz konusu teklif dinsizlik ya da zındıklık olarak tahkir edilmemiştir.

Sultan Abdülmecit döneminde gündeme gelen Latin Alfabesinin kullanılması meselesi her ne kadar itibar görmüş olsa da dönemin şartları gereği gerçekleştirilememiş ancak reform hareketleri içerisinde bir gündem maddesi olarak canlılığını korumuştur. Abdülmecit’in vefatı ve 2. Abdülhamit Han’ın hilafet makamına geçmesi ile daha da canlanan reform hareketleri, Latin Alfabesinin kullanılması meselesini yeniden gündeme getirdi. Osmanlı tebaası olan Arnavutlar, din ve mezhep ayrılıkları nedeniyle üçe bölünmüşlerdi ve Osmanlı Alfabesini kullanan Müslüman Arnavutlar, yazı dillerini batının literatürlerinden faydalanabilir hale getirmek amacıyla Latin Harflerini kullanmayı gündeme getirmişlerdi. Bu doğrultuda çalışma yürüten Arnavut kökenli Abdül ve Şemsettin Sami kardeşler, Latin harflerinden esinlenerek adına İstanbul Alfabesi dedikleri yeni bir Alfabe geliştirdiler. Giriştikleri bu çalışma ile İstanbul’daki mekteplerde okutulmak üzere gramer ve medrese kitapları basmışlarsa da yeteri kadar yaygınlık kazanamadı ancak Latin Harflerinin kullanılabilirliği ve Osmanlı dilinin ıslahı yeniden gündeme gelmişti (1879).

Latin Harflerinin kullanılması meselesi İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla daha da ateşlendi. Arnavutlar, din ve mezhep ayrılıklarına rağmen Latin Harflerinden esinlenerek meydana getirilen bir Alfabeyi kullanmaya karar vermiş, bu gayretlerinde de başarılı olmuşlardı. Arnavutların Latin Harflerine geçiş teşebbüsü Meşrutiyet reformcularının bu konu üzerindeki hassasiyetlerini ve heveslerini arttırtmıştı. Giderek yükselen reform hareketleri neticesinde yeniden gündeme gelen Latin Alfabesine geçme düşüncesi, Saltanatının son dönemlerine doğru Abdülhamit Han’ın taktirine kadar ulaştı. Latin Harflerinin kullanılması ile ilgili en net ve dikkate değer yorum Abdülhamit Tarafından ortaya koyulmuştur. Arap Alfabesi, Fars Gramer yapısı ve Türkçe anonslara uymayan diziliş ve yerleşimin Osmanlı Türkçesinin okunup yazılmasında teşkil ettiği engellerin farkında olan Abdülhamit Han, bizzat kendisinin kaleme aldığı ve ifade ettiği üzere Latin Harflerinin kullanılmasında yarar görmüş, nasıl uygulanabileceği konusunda fikir alışverişlerinde bulunarak mahiyetiyle istişare etmiştir.

Abdülhamit Han, Saltanat makamından indirildikten sonra kaleme aldığı “Siyasi Hatıralarım” kitabında naklettiği bilgilerde Latin Harflerine geçilmesi yönündeki düşüncelerini şöyle açıklamıştır ;

“Yazımızı öğrenmek pek kolay değildir. Bu işi halkımıza kolaylaştırmak için belki de Latin Alfabesini kabul etmek yerinde olur. “ (Siyasi Hatıralarım, Sayfa 192)

Abdülhamit Han’ın bizzat kaleme aldığı hatıralarında bahsettiği gibi Latin Harflerinin kullanılması, Osmanlı Türkçesinin halk nezdinde yaygınlaşması için faydalı görülmüş, bu konuda verilecek kararın yerinde olduğu kanaati belirtilmiştir.

Abdülhamit Han’ın Latin Harflerinin kullanılması yönündeki kanaatleri elbette gerçekleşememişti. Zira dönemin önemli siyasi aktörlerinden biri olan Enver Paşa, Latin Harflerinin kullanılması yerine hali hazırda kullanılan Arap Harflerinin ıslahında ısrar etmiş, Latin Alfabesine muhalif tüm görüşleri etrafında toplayarak Abdülhamit Han’a ihtilaf ederek Latin Harflerine geçişe engel olmuştur.

Sultan Abdülhamit’in bu konudaki ön niyeti her ne kadar süregelmiş olsa da 31 Mart Ayaklanmaları neticesinde Saltanat Makamından indirilmesi Latin Harflerine geçilmesi meselesinin topyekun rafa kaldırılmasına neden olmuştur.

Latin Alfabesinin Osmanlı’nın son dönemlerinde ele alınması ve üzerinde tartışılması esasen tarihi bir vakadır ve tartışılır bir tarafı yoktur. Zira hem Saray Tarihi ve zabıtları 1850’li yıllarda başlayan Latin Alfabesi görüşlerini kayıt altına almış, hem de Sultan Abdülhamit Han’ın kendi kaleminden naklettiği bilgilerle teyit edildiği üzere konu hakkındaki müspet görüşleri Damat Ferit ve reform muhalifleri tarafından bertaraf edilmiştir.

Burada sorulması gereken esas soru şudur ki ; Cumhuriyet Dönemi uygulamalarına ve bizzat Latin Alfabesi’nin varlığına ihtilaf eden günümüz Cumhuriyet ve Atatürk karşıtları, Latin Harflerine geçişe Abdülhamit Han döneminde muvaffak olunabilseydi yine de ihtilaf edebilecekler miydi? Açıkça görülmektedir ki tarihi vakaların ideolojik saplantılarla tahrif edilmesi bizi tarihi gerçeklerden uzaklaştırıp hamasete ve derin yanılgılara sevk edecektir.
http://www.turktarihim.com/Abdülhamit_Hanin_LatinAlfabesine_Geçme_Teşebbüsü.html