12 Eylül 2014 Cuma

ŞEYH SAİDE TAKILAN RUS MADALYASININ GÖRÜNTÜLERİ



ŞEYH SAİDE TAKILAN RUS MADALYASININ GÖRÜNTÜLERİ
Odatv'den Ömer Ödemiş'in Rus Devlet Arşivleri'nden gündeme getirdiği görüntüler tartışılmaya devam ediyor. Gündüz saatlerinde fotoğraf karesi olarak yayınladığımız görüntülerin video görüntülerini de yayınlıyoruz. Görüntülerde "Dersim’de işbirliği yapan yerel Kürt lider Said’e Rus Ordusu Kafkas cephesi komutanı Grandük Nikolay Nikolayevich tarafından madalya verilişi... Tören görüntüleri" ifadelerinin ardından General Nikolayeviç'in madalya taktığı bir kişi ve yanında duran bir kaşka kişi görülüyor.
Söz konusu görüntüler ilk kez yayınlanırken daha önce Meclis'te gündeme gelmişti. 20 Kasım 2013 tarihinde MHP Milletvekili Yusuf Halaçoğlu "Rus ordusunun karşısında Şeyh Sait ve Seyit Rıza'nın birlikte madalya takındığının geçmesini istiyorum" ifadelerini kullanmış, halaçoğlu'nun sözleri tartışma yaratmıştı. Halaçoğlu'na cevap veren CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün Halaçoğlu'nun iddiasının yanlış olduğunu kaydetmişti. Halaçoğlu bununla ilgili herhangi bir yanılgısının söz konusu olmadığını belirterek, bu konuda Rusların çektiği video kamera görüntülerini izlediğini söylemişti. Halaçoğlu, "Seyit Rıza'ya Rus ordusu törenle madalya takıyor. Madalya törenini izledim, bunu söylüyorum. Ben size getireceğim göstereceğim" dedi. Halaçoğlu'nun bu ifadesine karşılık Baluken, "Bize karşı iyi savaşsın diye mi madalya verilmiş?" sorusuna Halaçoğlu, "Hayır, onun için herhalde madalya vermezler. Kendilerinin yanlarında yer aldıkları için genelde övünç madalyası verilir biliyorsunuz" karşılığını verdi.
Meclis'te Halaçoğlu söz konusu görüntülerde "Kürt Said" olarak sözü edilen ve madalya takılan kişinin Şeyh Said, solundaki kişinin ise Seyid Rıza olduğunu ifade etmişti.  Aynı gün BDP Hakkari Milletvekili Adil Zozani'nin "Ant olsun ki onun (Şeyh Sait) heykelini Diyarbakır'da bir meydana dikeceğiz, bu bizim boynumuzun borcudur" ifadesi nedeniyle tartışma çıkarmıştı. 
http://odatv.com/n.php?n=iste-seyh-saide-takildi-denilen-o-madalyanin-goruntusu--1209141200  

24 Nisan 2014 Perşembe

ALEVİLİKTE KIZIL ELMA



ALEVİLİKTE KIZIL ELMA
Kızıl Elma, Türk mitolojisinde Türkler ve de özellikle Oğuz Türkleri için üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler veya düşlerdir.
 Türk devletleri için bir hedefin ve amacın simgesidir.

Şah İsmail onbeş yaşında, Anadolu Türkmen oymaklarının yardımı ile 9 Eylül 1502’de Tebriz’de “Kızılbaş Türkmen Safavi Devleti”ni resmen kurar.
 1509 yılında kurduğu Türk Devleti’nin sınırlarını belirlemek için bir danışma toplantısı düzenlemek ihtiyacı doğar. Bu toplantıyı düzenlemek için de Pir Sultan Abdal’ı görevlendirir. Bunun için Alevi adabı gereği lokma olarak Peyk (ulak) ile bir sepet elma gönderir. “Kızıl Elma” Türkmen geleneğinde kutsiyet ifade etmektedir.
 Bir Alevi köyüne pir gelmeden önce bir sepet elmayı rehbere gönderir, rehberde peyk vasıtası ile her haneye bir elma dağıtarak, dedenin geleceğini ve “görgü cemi”nin yapılacağı günü bildirir.

Orta-Asya eski Türklerindeki bu geleneği Şah İsmail’de uygulayarak elmayı ulu ozan Pir Sultan’a göndermiştir. Elma’yı alan Pir Sultan Abdal, öncelikle Hacı Bektaş Pirevi Postnişini Balım Sultan gider ve destur alır. Balım Sultan bu toplantıyı destekler. Pir Sultan Abdal’ın bu organizasyonu için Balım Sultan kardeşi Kalender Çelebi’yi görevlendirir.
Bu toplantın düzenlenmesinde görev alanlar; Tokat, Almus’un Varzıl Köyü’den Safevi soylu bir dede olan Kul Himmet, yine aynı yöreden Hubyar Abdal, Sivas’tan Pir Sultan’ın müsahibi Ali Baba, Şah Kulu, Nur Ali Halife gibi önderlerdir.
1509 Yazında Yıldızeli’nin Banaz ile Bedirli arasındaki Sarıkaya yaylasında toplantı yapılacağı Anadolu’daki bütün Türk Oymak beyleri ile Dede Ocaklarına bildirilir.

PİR SULTAN'DA KIZIL ELMA: ŞAH BİLGİSİ

Alevîlerin yedi büyük ozanından biri kabul edilen Pir Sultan, aşağıdaki şiirlerinden de anlaşılacağı gibi ‘kızıl elma’ kavramını, düşüncesini ifade etmede kullanan Osmanlı döneminin Türk tasavvuf düşünürlerinden biridir. Pir Sultan, ‘kızıl elma’ imgesine bilinenin dışında bir anlam yükler.

Pir Sultan Abdal'ın nefeslerine baktığımızda ‘kızıl elma’ imgesinin, iki boyutunun olduğunu görüyoruz: Biri ****fiziksel, diğeri fiziksel boyut. Pir'e göre kızıl elmanın, mekanı ‘dost bağı’ diğer ifadeyle ‘cennettir ’. Rengi, gül rengi veya soluk gül rengidir. Pir, iki ‘nefesinin ’ sonunda renk ile beniz kavramlarının yerlerini değiştirerek ‘kızıl elma’yı, Hz. Ali'yi simgelemede kullanır.

-25-
Cenetten Ali'ye bir nidâ geldi
Ali'ye terceman gelen elmalar
Ali kokladı, hem yüzüne sürdü
Ali'ye terceman gelen elmalar

Elma'sın, elma'sın seni aşlarlar
Meyveni yerler de dalın taşlarlar
Sultan olan, kulun bağışlarlar
Ali'ye terceman gelen elmalar

Elma'sın elma'sın rengini boya
Cümle melâikler donunu geye ( giye)
Kadrini bilmeyen kabuğun soya
Ali'ye terceman gelen elmalar

Elma'sın elma'sın misk ile amber
Kokuna birikir cümle peygamber
Etin Fatma Ana, kabuğun Kamber
Ali'ye terceman gelen elmalar

Pir Sultan Abdal'ım vahdettir vahdet
Çiğidinden oldu Düldül gibi at
Bir adın seyfullah okunur âyet
Ali'ye terceman gelen elmalar (25/102-103)

-26-
Sen de bir elmasın seni taşlarlar
Keser budarlar göğsünü haşlarlar
Cümle günahların da bağışlarlar
Ali'ye terceman gelen elmalar

Senin kokun misk kırmızı amber
Etinden Fatma, kabuğundan Kamber
Aslını bilmeyen kabuğun soyar
Ali'ye terceman gelen elmalar

Aslını bilmeyen kabuğun soydu
Cümle peygamberler rengine girdi
Elmanın kokusun cennetten aldı
Ali'ye terceman gelen elmalar

Cebrail elmayı cennetten aldı
Getirdi Ali'ye terceman sundu
Ali'm de şâd oldu, Hüseyin'e verdi
Ali'ye terceman gelen elmalar

Pir Sultan Abdal'ım eydür, Haydar er yiğit
Bir adı seyfullah bir adı Ahmed
Çekirdeği Düldül, kökünden Haydar
Ali'ye terceman gelen elmalar (26/103)



Bir başka iki müstakil nefesinde, ‘kızıl elma’ ile Hz. Ali ilişkisine yer verir. Bu iki nefese göre ‘kızıl elma’, Hz.Ali'ye "terceman" olarak gelir. 26. nefes'e göre elmayı, Cebrail cennetten alır, Ali'ye getirerek terceman olarak sunar. 25. nefese göre Ali, onları alır, koklar ve yüzüne sürer. Çünkü elmanın kokusu misk kokusudur. Elma bu kokusunu, geldiği mekandan, Pir'in ifadesiyle "dost bağı"ndan yani "cennet"ten alır. Misk kokulu elma, aynı zamanda "kırmızı amber" rengindedir. Bu renk aynı zamanda bütün peygamberlerin rengidir. Misk kokulu kırmızı amber rengindeki elma, aynı zamanda yanlış değerlendirmiyo rsak, bütün meleklerin formu, Pir'in ifadesiyle ‘don’u’ – şekli, formudur. Buraya kadar belirlediklerim iz, kızıl elmanın ****fizik boyutudur. Pir, ‘elma’ imgesini iki nefeste şöyle anlatır:

Dost bağında kızıl alma
Gül rengi güllerden solma
Pir Sultan'ım gafil olma
Gelen Murteza Ali'dir 28/106)

Bir başka yerde

Cennetteki kızıl alma
Gül benzi sararıp solma
Pir Sultan'ım gafil olma
Gelen Murteza Ali'dir (29/107)

Bu iki nefesteki kızıl elmayı niteleyen ‘terceman’ kavramına bakılırsa Kızıl elma, Hz.Ali'yi şah yapan bir niteliktir. Kızıl elma ve ‘terceman’ kavramı birlikte düşünüldüğünde akla, Hz. Adem'in ve eşinin tattığı cennet meyvesini akla getirmektedir. Bu meyvenin ne olduğu ile ilgili Kur'an tefsirlerinde oldukça spekülasyon yapılmış, yorumcular tarafından muhtemel bir meyve veya ürün ismi sayılmıştır. Pir'in, bu muhtemel meyvelerden ‘elmayı’ seçtiği görülmektedir. Fakat bir farkı vardır: Pir'in elması, Hz. Ali'ye tercümanlık yapmaktadır. Başka bir deyişle elmalar, Ali'ye ‘bilgi’, tasavvuftaki karşılığı ile ‘marifet’ sunmakta buna göre kızıl elmanın mahiyeti, ‘bilgi’ olmaktadır.

Kur'an'daki nitelemelere bakılırsa bu meyve yani elma (Arapça Tuffa – “ Tuffayı ( Elma ) yemek” ), insanın uzak durması gereken bir meyvedir. İnsanın düşmanı olan, sembol ismiyle Şeytan veya İblis'e göre insanın uzak, ilgisiz kalmaması gereken bir meyvedir. Ona göre bu meyve, ‘ölümsüzlü k’ Kur'an'da ki ifadesiyle ‘ huld ‘ (şeceratü'l-huld – Huld ağacı) meyvesidir. Neticede insanın ilgisiz kalamadığı anlaşılan bu meyve, insana iddia edildiği gibi ölümsüzlüğü değil, aksine "ölümlülüğü n" bilgisi ve tecrübesini getirir.

Pir'in ‘kızıl elma’ya yüklediği anlam, ise bunun tam aksidir. Hz. Ali yeryüzündedir ve ölümlüdür. Pir'in “kızıl elması”, Hz. Ali'yi ölümlülük ortamından kurtaracak, tekrar ölümsüzlüğe ulaştıracak bilgileri içeren ölümsüzlüğün tercümanlığını yapan bir meyvedir.

Bu iki nefese ilave olarak başka bir nefeste, elmanın fizikî boyutuna yer verir. İki nefeste elma, meyvesi yenen ve akabinde taşlanan, değerini bilmeyenlerin kabuğunu soyduğu, başka bir deyişle kabuğuyla etini birbirinden ayrıldığı meyvedir. Halbuki, Pir'e göre eti Fatma Ana, kabuğu Kamber'dir. Çekirdeğinden Düldül gibi bir at'a bedenleşme ( vucud ) verir. Böylece elmanın bir başka niteliği ortaya çıkmaktadır. Bu da var oluşun sebebi, veya çokluğun ilkesidir.

Bir nefese göre Cebrail, cennetten getirdiği elmayı, "Şah"a ‘terceman’ olarak verir. Şah, yani Hz. Ali, elmayı eline alır, dört parçaya böler ve bir parçasını yer. Bir parça elma Şah'a yeterli gelir, Pir'in ifadesiyle kandırır. Üçünü, melekler Hakk'a geri götürür. Hak bu davranışa hoş nazarla bakar ve sonuçta Ali'ye, yedi iklim ve dört köşeyi verir. Üç nefes birlikte düşünüldüğünde elmanın üç parçasından biri Düldül, biri Zülfikar ve biri Fatma Ana ile Kamber'dir. 25. nefesin son dörtlüğüne göre bu çokluk aynı zamanda birlik, Pir'in ifadesiyle vahdettir.

ŞAH SÖZCÜĞÜ
Arap dünyasında Şeyh ( yaşlı, bilge ) bazı Ortadoğu dillerinde ‘ ŞIH ’ olarak da telaffuz edilen kavram Konfiçyus inancında bir dini derece, unvan olan – ŞIH – sözcüğünden alındığı kuvvetle muhtemeldir. Antik dönemlerde İpek yolu ticareti güzergahında tüccarlarla yolculuk yapan din adamlarının bu unvanının Ortadoğu dillerine girdiği iddia edilir.

ŞIH – ŞEYH ( yaşlı, bilge, erdemli kişi ) bir anlamda yüce varlığın da simgesel temsilcisidir, ilahi emirleri bildirenleridir . Daha sonra bu kavram Aramice’den Arapça’ya NEBO – NEBİ – MURSEL ( yüce emirleri tebliğ eden, haber ileten ), PEYGAMBER ( Farsça – aynı anlamda) gibi terminolojilerl e karşımıza çıkar.
ŞEYH – ŞIH terminolojisi Türk ve Fars coğrafyasında ŞAH şeklinde bir ifade, kullanım ve terminolojik kavrama dönüşür.

Türk Dünyası Yöneticileri konumları gereği kendilerini simgesel tanrı elçisi gibi nitelemişlerdir . Iran Şahı Şah Rıza Pehlevi iktidarda olduğu dönemlerde aynı simgesel ifadeyi kullanırdı. Hatta bugünkü Mollalar da benzer simgeselliği kullanıyorlar.

Osmanlı yöneticileri ise bu konuda daha dikkatli olmuşlar ve Padişah ( Şah’ın ayağı, Şeyh’in ayağı, yüce gücün simgesel temsilcisinin ayağı ) nitelemesini daha uygun bulmuşlar. Daha sonraları bilindiği gibi Halef ( Halife – yerine temsil eden kişi ki o yüce gücü kast etmektedir ) unvanlarını kullanmışlardır .

TÜRK MİTOLOJİSİNDEKİ KIZIL ELMA SİMGESELLİĞİ

Kızıl Elma Türkler özellikle Oğuz Türkleri için Kızıl elma üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan idealler veya hayallerdir.

Kelimenin tam olarak ne zaman nerede ve nasıl kullanıldığı bilinmemekle birlikte tarihi akış içerisinde hep batı yönünde ilerlemenin bir sembolü olmuştur.

İstanbul'un Fethi'nden sonra Kızıl elma'nın Roma'da bulunan Saint-Pierre Kilisesinin mihrabındaki altın top olduğu ileri sürülmüştür.

KIZIL ELMA ÜLKÜSÜ

Kızıl elma Türkler tarafından değişik şekillerde tasvir edilmiş olup bazen bir belde bazen bir taht ya da parıldayan ve dünya hakimiyetini temsil eden som altından yapılma kızıl renkli bir küre olmuştur.

Bu altın top bazen zaferin işareti bazen hâkimiyetin sembolü bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yerin sembolü olarak ifade edilmiştir. Çok eski bir Türk inanç ve töresi olan Kızıl elma Türkistan'dan Hazar Denizi'nin doğusundan gelen Oğuzların Hazar kağanının ipek çadırının üzerinde hâkimiyetinin ifadesi olarak bulunan altın topu (Kızıl elma'yı) ele geçirmeyi ülkü edinmişler.

Türkler inandıkları Gök Tanrı'nın dünya hâkimiyetini kendilerine ihsan ettiğine iman etmişlerdi.

Bu Bilge Kağan'ın ” Tanrı istediği için tahta oturdum dört yandaki milletleri dirliğe, düzene soktum Türk Tanrısı milleti yok olmasın diye babam İlteriş Kağan'ı ve anam İl Bilge Hatun'u gökten tutup yükseltmiştir ” sözlerinden anlaşılmaktadır .

Oğuz Kağan'ın Tanrı tarafından tanrısal güçle donatılmasının yanında yardımcısı ve rehberi de gökten indirilmiş Gök-Börü'nün de (Bozkurt – Orion takımyıldızı simgeselliği) aynı kaynaktan beslendiğine inanılmaktadır. Oğuz'un seferleri sırasında ona kılavuzluk yapar. Oğuz Kağan Destanı'nda geçen şu mısralar bunu en güzel şekilde izah etmektedir:

” Ben sizlere oldum kağan Alalım yay ile kalkan, Nişan olsun bize bu yan Bozkurt olsun bize uran “

Kızıl elma çoğu kez Türk birliği idealinin ismi olmuştur. Bugün de Türk milletinin birleşme ideali Turan Devleti fikri olarak yaşamaktadır.
Bu gün için Kızıl Elma sözünün anlam değiştirmeye başladığı görülmektedir.

Türkçülere göre Kızıl Elma literatüre girmiş yabancı kaynaklı bütün doktrinlerden farklı olarak İnsanın Dünyada ki bütün olanaklarını adilce paylaşılacağı açlığın sefaletin savaşın ve gözyaşının olmadığı bir yönetim düzenini iddia etmektedir.

MİTOLOJİDE ELMA
Herakles'e, dünyanın ucunda, güneşin battığı yerde, Atlas'ın gök kubbeyi taşıdığı yerde bulunan bir bahçedeki ağaçtan elma alıp gelme görevi verilmişti (Heraklesin 12 ödevinden biri). Herakles "Akşam Kızlarının Bahçesi – Bir tür cennet betimlemesidir " denen bu yere gelmiş ve bahçeyi koruyan yüz başlı ejderle savaşmıştır. Atlas'ı ikna ederek bu bahçeden 3 elma alabilmeyi başarıp dönmüştür.

Altın Elmalar veren elma ağacını diken ve yetiştiren toprak tanrısı Gaia'dan başkası değildi. Bu ağacı Zeus ve Hera'nın evlilik törenlerinde çifte hediye olarak altın bir saksıya koyarak verdi. Ağaç Gaia sayesinde kısa sürede çok dallı budaklı, gösterişli oldu ve meyve vermeye başladı. Hera, altın elma veren ağacı çok beğendi ve Olympos'tan uzak bir yere dikmeyi düşündü. Ağacı dünya denizlerinin en batısındaki ıssız bir yer olan Hyperborea bölgesine dikti ve ağacı Hesperidler olarak bilinen akşamın üç kızına teslim etti. Dünyayı sırtında taşıyan bir titan olan Atlas'ın kızları Aigle (parlak), Erythie (kırmızı) ve Hesperarethousa ismini taşıyordu. Bakire periler ara sıra ağaçtan kendilerine de elma kopardıklarında n Hera duruma el koyarak ağacın yanına uyku uyumaz, yüzlerce başı olan korkunç bir ejder olan Ladon'u görevlendirdi. Böylece periler dahil kimse ağaca yaklaşmaya cesaret edemedi.

Herakles, 11. görevi gereği altın elmaları almak üzere uzun bir yolculukla bu bahçeye geldi. Atlas'ı kandırarak altın elmaları çaldı sonra da Typhon'un çocuğu ejder Ladon'u öldürüp kaçtı.
***
Bir gün 3 tanrıça Athena, Hera ve Afrodit'in birlikte bulunduğu esnada ortaya üzerinde "En güzele" yazan altın bir elma düşer. 3 tanrıça da kendisinin en güzel olduğunu iddia ettiği için elmayı paylaşamazlar. Bunun üzerine gerçekte Troia kralının oğlu olan çoban Paris'e giderek hakemlik yapmasını isterler. Ancak bu arada her biri Paris'e kendisini seçmesi halinde bazı hediyeler vereceklerini söyler. Paris altın elmayı kendisine dünyanın en güzel kadınını vaad eden Afrodit'e verir. Bu güzel kadın kral Menelaos'un karısı Helen'dir. Paris Helen'i Troia'ya kaçırır. Bunun üzerine Menelaos büyük bir ordu ile Troia'ya saldırır ve yıllar boyu sürecek olan büyük bir savaş başlar.

KAYNAKÇA VE PİR SULTANLA İLGİLİ YAYINLAR

1. Aslanoğlu, İbrahim Pir Sultan Abdallar, 1984
2. Balım, Ali Pir Sultan Abdal, 1943
3. Banarlı, Nihad Sami "Pir Sultan Abdal", Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul,1987, c.I
4. Bayrak, Mehmed Pir Sultan Abdal, 1986.
5. Danişmen, İsmail Hami Türklük Meseleleri, İstanbul.
6. Ergun, Sadeddin Nüzhet 16.Asır Saz Şairlerinden Pir Sultan Abdal, 1929.
7. Eyüboğlu, Sabahattin Pir Sultan Abdal, 1977.
8. Fuat, Memed Pir Sultan Abdal, 1977.
9. Gökalp, Ziya Kızıl Elma, Haz.Hikmet Tanyu, Ankara, 1976.
10. Gölpınarlı, Abdülbaki - Boratav, Pertev Naili Pir Sultan Abdal, Ankara, 1943.
11. Kabaklı, Ahmet "Pir Sultan Abdal",Türk Edebiyatı, İstanbul, 1997, C.I
12. Kudret, Cevdet Pir Sultan Abdal, İstanbul, 1965, 1985.
13. Öztelli, Cahit Pir Sultan Abdal-Bütün Şiirleri, İstanbul, 1996, 8. basım.
14. Ural, Orhan Pir Sultan Abdal, 1982.
15. "Pir Sultan Abdal", AnaBritannica, İstanbul, 1994, C.25
16. Erhat, Azra : Yunan Mitolojisi



İşe bakınki Günümüzde kızıl elma ülküsüne daha çok sahiplenenler mhp sempatizanları ve bbp sempatizanları dır ,bu hep böyle olmuş aleviler çoğunlukla kendi değerlerinme fazla sahip çıkmamışlar başkaları Alevilerin değerlerini kendi değerleri gibi sahiplenmişlerdir ,bunun bir çok örneği vardır mesala sazlar mesala dört kapı kırk makam gibi, şimdi başkaları sahiplenmeye kalkıyor .
İşin aslı şudur Osmanlının temelini aleviler atmış ve baş yöneticiye şahin ayağı anlamında padişah ünvanı almışlardır  sonra ki yozlaşmalar nedeni ile Aleviliklerini kaybedip Arapların kültürünü benimsemişler böylece hem Aleviliklerini hem Türklüklerini yitirmişlerdir aslını inkar edenler aslına düşman kesilmişlerdir maalesef.

16 Şubat 2014 Pazar

19 SAYISI VE ATATÜRK



19  SAYISI VE ATATÜRK
Her insanın hayatında belli tecelliler vardır buna kader denir bunların bazılarını değiştirebiliriz  ama bazıları vardırki değiştirmenizde mümkün değildir .Örneğin mesleğiniz,evliliğiniz, çocuklarınız akrabalığınız Dünyaya geldiğiniz ırk yada millet .
İşte Atatürk’ün hayatındada 19 sayısı onun kaderi olmuştur,Çeşitli cephelerde ölümle yüz yüze gelmesine rağmen korunması ön sezisi onu korunan adam yapmıştır  19 sayısı kuranda dahil ilahi emirlerin koruma kod numarasıdır 1990'da öldürülen Reşad Halife 19 sayısının Kur'an'ı koruyan bir 'kod' olduğunu 1974 de ilan eder.
19 sayısı ile Atatürk’ün hayatında o kadar çok ilişki var ki; bu ilişki kimilerine göre bir mucize kimilerine göre ise bir tesadüf. Elbette hayatınızdaki önemli anları rakam yolu ile ilişkilendirirseniz mutlaka bir sayı ile paydalayabilirsiniz. Ancak Atatürk’ün hayatında o kadar çok 19 var ki; bunu çoğu kimde de açıklayamıyor. Çünkü bir insanın hayatında bu kadar 19 rakamının geçme ihtimali milyar kere milyar da 1 bile değil! Ben aşağıda Atatürk ve 19 rakamı arasındaki ilişkileri yazdım. Varın gerisine siz karar verin!
1- Mustafa Kemal Atatürk 19 harften oluşmaktadır.
2- 1881’de doğdu: 1981, 19’un 99 katı.19x99=1881
3- 19. yüzyıla tam 19 yıl kala doğdu: 1900-19=1881
4- Nüfus cüzdanı numarası: 993814.  19×52306=993814
5- 1938’de öldü. 19x102=1938
6- 57 yaşında öldü. 19x3=57
7- 1900 yılında Harbiye’ye girdi. 19x100=1900
8- Harbiye’den mezun olan 19. Türk subayıdır.
9- 57. Devre olarak Harbiye’den mezun oldu. 19x3=57
10- 19 Nisan 1919’da Hareket Ordusu ile İstanbul’a girdi
11- 19 yaşında Harbiye’ye girdi.
12- Harbiye’deki sicil numarası 317-8. Rakamları topladığınızda 3+1+7+8=19
13- 19 Aralık 1904’de dikkatleri çektiği için Padişah tarafından Yıldız Sarayı’na çağrıldı.
14- 19 Mayıs 1915’de Albaylığa terfi etti.
15- Çanakkale Savaşı’nda İngilizlerin saldıracağı tarihi öngörmüştür. 19 Eylül 1915
16- 19 Mart 1916’da Tuğgeneral oldu
17- 30 Nisan 1919’da 9. Kolordu Müfettişliğine atandı. 19 gün sonra Samsun’a gitti.
18- Samsun’a çıkması 19 Mayıs 1919.
19- Bindiği vapurda 19 yolcu bulunmaktaydı.
20- Samsun’da 19 gün kaldı.
21- İlk TBMM’deki kütük sırası 19’du.
22- Hayatı boyunca toplam 19 madalya aldı.
23- İstanbul’a 19 kez geldi
24- Latife Hanım ile 912 gün evli kaldı. 19×48=912
25- Ölümüne kadar 19 yıl Milletin başında kalmıştır. 1938-1919=19
26- 38. ve 57. Piyade Alay komutanlığı yaptı. 19x2=38, 19x3=57
27- Çanakkale Savaşı’nda 19.Tümenin komutanlığını yapmıştır.
28- Mareşal ve Gazilik unvanını 19 Eylül 1921′de almıştır.
29- 19 yıl sivil, 19 yıl askerlik, 19 yıl da Devlet adamlığı yaptı.
30- Cenaze töreninde 19 notalı 19. Schopen marşı çalındı.
31- Öldüğünde nakit kalan mirası 19 bin liradır.
32- İstanbul Akaretler’de oturduğu evin numarası 76. 19x4=76
33- Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene.” Sözü 19 harftir.
34- Gençliğe Hitabe 19 cümledir.

SALTANAT VE HİLAFETE SON VEREN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN HAYATINI KUŞATMIŞ BULUNAN 19 SİSTEMİ, 41:53 AYETİNDE BELİRTİLEN İŞARETLERDEN BİRİDİR.
Kuran’dan başka dini kaynak kabul etmeyen müminler, bu işaretin anlamını ve önemini kavramakta zorluk çekmezler.
Emevi, Abbasi ve Osmanlı hurafelerini din edinenler ile insanları putlaştıranlar, elbette bu ilahi işareti doğru yorumlayamayacaklardır.
 Kuran’a göre en kötü insanlar, Allah adına din uyduran hahamlar, papazlar, mollalar, şeyhülislamlar değil mi? (18:15; 29:68; 31:6; 42:21).
Atatürk ismi, Muhammetçi (Muhammedi) ve Atatürkçü çevreler arasındaki politik mücadelede spekülasyonlara tükenmez bir kaynak olmuştur.
 Türkiye’nin bugünkü vahim manzarası, menfaat şebekelerinin Atatürkçülük maskesi altında icra ettiği talanların ve ortaçağ Arap kültürünü din diye belleyen müşrik din adamlarının ürettiği yalanların bir sonucudur.
Atatürk inkılapları, en azından, Kuran mesajının dile getirilebileceği ve dinlenebileceği bir ortam oluşturmuştur.
Kendilerini “Allah’ın Gölgesi” olarak bilen zorba halifelerin döneminde “kabağı sevmiyorum” demeniz bile “Muhammed Peygambere hakaret” diye yorumlanıp “mürted” olarak damgalanmanıza yol açabilirdi.
Bu açıklamadan sonra, M. Kemal’in hayatındaki 19 gerçeğine dönelim. Bildiğim kadarıyla, MUSTAFA KEMALİN  hayatındaki 19’lar ilk kez Kadircan Kaflı tarafından 1951 yılında Yeni Sabah Gazetesinden yayımlanan bir makaleyle duyuruldu.
Oradaki verileri tek tek inceledikten sonra konuyla ilgili araştırmalar yaptım. Samsun, Amasya, Erzurum, Ankara gibi illerdeki müzelerde ve anıtlarda bazı gözlemlerde bulundum.
O günler, Kuran’ın mesajını gelenekçi öğretilerin oluşturduğu parazitler yüzünden net olarak alamadığımdan Atatürk’ü “deccal” zannediyordum.
 Tanrı’ya hamd olsun, şimdi asıl deccallerin (sahtekarların) kimler olduğunu çok iyi biliyorum:
Atatürk’ün, minarelerine ot tıkmaya çalıştığı hurafeci din adamları. Atatürk’ün hayatında gördüğümüz 19 örgüsüne bazı örnekler:
Doğum yılı: 1881 veya 99x19
Nüfus kütük numarası: 19
Nüfus cüzdanı numarası: 993814 veya 52306x19
Politikaya girişi: 1900 veya 100x19
Harp okulundan Türk subayları arasından mezun oluş sırası: 19
Harp akademisine kaydolduğu devre: 57 veya 3x19
Orduya yüzbaşı olarak katılırken sıra numarası: 38 veya 2x19
Komutanlık yaptığı ilk piyade alayının numarası: 38 veya 2x19
Komutanlık yaptığı ikinci piyade alayının numarası: 57 veya 3x19
Albaylığa terfi ettikten 19 sonra komutanı olduğu tümenin numarası: 19
Samsun’a çıkışı ve Kurtuluş Savaşını başlatması tarihi: May 19, 1919 veya 101x19
Samsun’a çıkarken kendisi dahil Bandırma gemisindeki subay sayısı: 19
Mareşal ve General ünvanlarını alış tarihi: 1921, September 19
Kendisine verilen toplam madalyaların sayısı: 19
İlk Büyük Millet Meclisindeki sıra numarası: 19
İstanbul Akaret’lerdeki evinin numarası: 76 veya 4x19
Ölüm tarihi: Kasım 10, 1938 veya 102 x19, 57 yaşında veya 3x19
Cenaze nakli ve Cenaze namazı: Kasım 19
Cenazesinde çalınan Şopen’in marşının adı ve marştaki nota sayısı: 19
Şevket Süreyya’nın Tek Adam adlı kitabına göre bankada bıraktığı nakit miras: 19,000 veya 1000x19
Hayatındaki en önemli üç kentin Osmanlıca yazılışlarının Ebced değeri, 19′un katlarıdır: Selanik 171 veya 9x19; Samsun 247 veya 13x19; Ankara 361 veya 19×19
İsmindeki harflerin sayısı: Mustafa Kemal Ataturk: 19
Peki, Kuran’ın matematiksel sistemiyle Atatürk’ün hayatının aynı koda sahip olmasını bir rastlantı olarak görenlerin zorları ne? Ya inanmaktan korkuyorlar, ya da imanlarını düzeltmekten…
“Onun gerçek olduğu onlara apaçık oluncaya kadar onlara, ufuklarda ve kendi içlerinde ayetlerimizi (işaret ve kanıtlarımızı) göstereceğiz. Rabbinin her şeye tanık olması yetmez mi?” (41:53)
Edip Yüksel           23 Ekim 2012

KUTSAL KİTAPLARDA 19

Semavi dinler (İbrahimi dinler) diye adlandırılan dinlerin kitapları içinde 19 rakamı özeldir.
Her ne kadar İncil' de böyle bir özellik görülmese de Tevrat (Tora) ve özellikle Kur'an 'da 19 rakamı üzerine çok sayıda çalışma vardır.

TEVRAT'TA

19 sayısının üzerine bir sistem, 11. yüzyılda yaşayan bir Yahudi hahamı (Rabbi Judah) tarafından ortaya konmuştur. Tevrat'ın dualarından birisinde tesbitlerde bulunmuştur.
Judah Rabinin (baş hahamın) çalışmaları, 1978 yılında Californiya Üniversitesi yayınları arasında yayınlanan Studies in Jewish Mysticism adlı bir kitapta incelenir.

KUR'ANDA

Kur'an 'ın 74. suresi olan, Müdessir (Gizlenen/Bürünen) Suresi'nin 30. ayetinde 'Ondokuz' ibaresi aynen geçer.
74:30 Üzerinde ondokuz vardır onun.
30. ayeti takip eden ayette ise 'bekçi meleklerinin sayısı' şeklinde bir ifade bulunmaktadır. Ard arda gelen ayetler olması sebebi ile bir önceki ayete istinaden bu sayının 19 olduğu belirtilmiştir.
Ayrıca 31. ayette bu sayının (meleklerin sayısı 19'u) ; inkar edenler için bir imtihan, kitap verilenlerin süphelerini gidermesi, inananların imanlarını arttırması için işaret edildiği belirtilir. Ayrıca kalplerinde hastalık bulunanlar da 'Bu örnekle ne demek istendi' demeleri için bir işaret olduğu belirtilir.
74:31 Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkar edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki, kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü'minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kâfirler, "Allah örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi" desinler. İşte böyle. Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlar için ancak bir uyarıdır.
Her ne kadar bu ayeti bir referans kabul etmeyip, bu rakamı özel bulmayanlar olsa da 19 rakamının Kur'an 'da geçişi; bazı kelimelerin ve harflerin tekrar sayılarının 19'un katı olması kayda değerdir...
Örnekler;
Kuran’da 114 Sure vardır (6x19). 114 ün çarpanları olan 6 ve 19 oluşturduğu 619 sayısı ise 114. asal sayıdır.
Kur'an 'ın başlangıcında yer alan Besmele(Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla) tamlaması bütün Kur'an nüshalarında 114 (6x19) kez geçer. (Bütün surelerin başında olupta, 9. surenin başında yer almayan Besmele ise, Neml (Karınca) Suresi'nin 30. ayetinde yer alır)
Besmele'nin arapça yazılışı olan (Bismillahirrahmanirrahim) 19 harftir. *Üzerinde ihtilaf vardır.
İlk vahiy olarak kabul edilen 96. surenin ilk 5 ayeti, toplam 19 kelimedir. 19 kelimelik ilk vahiy 76 (19 x 4) harftir.
İlk vahiy barındıran 96. Alak Sure'si toplam 19 ayettir. Alak, aynı zamanda sondan 19. sure ve 304 (16 x 19) harfdir
Son vahiy olarak kabul edilen 110. Nasr Suresi 19 kelimedir ve ilk ayet 19 harften oluşmaktadır.
Bazı surelerin başında bulunan harflerle alakalı olarak: Giriş ayetlerinde Kaf (ق) harfi bulunanan sureler olan; 42. Şura Suresinde 57 (3x19), 50. Kaf Suresinde 57(3x19) adet Kaf (ق) harfi bulunur....

Diğer

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatı üzerinde, 19 sayısı ile alakalı çeşitli çalışmalar vardır. Bu çalışmalar bazı kitaplara da konu olmuştur(Örn: Kur'an,İslamiyet, Atatürk ve 19 Mucizesi Cenk Koray)
Atatürk hayatından tarih ve sözlerin, 19 ile bağlantısı hakkında da bazı örnekler;
Doğum tarihi: 1881 (19x99)
Ölüm tarihi:1938 (19x102) de 57 (19x3) yaşında.
Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcı kabul edilen Samsun'a çıkması 19 Mayıs 1919.
Cenaze töreninde 19 notalı 19'uncu şopen marşı çalındı.
Mareşal ve Gazilik unvanını 19 Eylül 1921'de aldı.
Çanakkale Savaşı'nda 19' uncu fırka' yı (tümen) kurmuş ve komuta etmiştir. Ayrıca 38'inci (19x2) piyade alay komutanlığı ve 57'inci (19x3) piyade alay komutanlığı yaptı.
Atatürk'ün bu söylediği sözlerden, "Ne Mutlu Türküm Diyene" ile "İstikbal Göklerdedir" 19 harftir.
İsminin ve soyisminin harf sayısı: 19'dur. "Mustafa Kemal Atatürk."

İNANÇLARDA

Bahailikte; 1863 yılında, kendisinin Tanrı'nın bir tecellisi olduğunu ilan eden İranlı Bahaullah'ı izleyen Bahailer, 9 ve 19 sayısını kutsar ve güneş yılını her biri 19 güne sahip 19 aya bölerek kendilerine özgü bir takvim oluşturur. Artakalan dört günü ise "artık günler" olarak adlandırırlar.
1990'da öldürülen Reşad Halife ise 19 sayısının Kur'an'ı koruyan bir 'kod' olduğunu 1974 de ilan eder.
Keza Kur'an'da bazı surelerin başında bulunan, tanımı ve açıklanması yapılamamış 14 adet harfin (hurufu mukataa) 19 ve katları ile başında bulunduğu sureleri koruduğuna iddia eder ve Kur'an 'da zamanında tahrif edilmeye çalışıldığını savunur.