bilinmeyen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilinmeyen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2014 Pazartesi

ATATÜRK’ÜN HİÇ BİLİNMEYEN HZ. MUHAMMED TELGRAFI



ATATÜRK’ÜN HİÇ BİLİNMEYEN HZ. MUHAMMED TELGRAFI

CAN ATAKLI ANLATIYOR:
Pazartesi akşamı Avrasya Televizyonunda Lale Şıvgın’ın sunduğu “beyin Fırtınası” programına katılmıştım biliyorsunuz. Programın diğer konukları Nevzat Yalçıntaş ve Erol Manisalı idi.
Nevzat Yalçıntaş program sırasında Atatürk’le ilgili küçük bir anektod’a yer vererek “Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları yıkıyorlardı.” Atatürk sıranın Hazreti Muhammed’in kabrine geldiğini öğrenince bir telgraf çekerek,

Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim” demişti.

Bunun üzerine Suudiler hazreti Muhammed’in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi dedi. Bundan yararlanarak Prof. Yalçıntaş’a
“Hocam programda anlattığınız olayın ayrıntılarını söyleyebilir misiniz” diye sordum.

1981 yılında 12 Eylül Askeri Yönetimi Atatürk’ün 100. Doğum yılı nedeniyle kapsamlı bir program hazırlamış.
Prof Yalçıntaş o dönemde İlim Kurulu’nun başına getirilmiş. Amaç Atatürk’le ilgili çeşitli kaynaklardan arşiv araştırması yapmak ve “Bilinmeyen Atatürk’ü” ortaya çıkarmakmış.

Prof. Nevzat Yalçıntaş: Dışişleri’nde Münir bey vardı ( Soyadını hatırlayamadı) iyi bir araştırmacı ve arşivciydi. Ona Dışişleri Bakanlığı arşivlerinin araştırılması görevi verilmişti, diyerek anlatmaya başladı. Sonra da sürdürdü:
bir gün Münir Bey aradı. Çok ilginç bir belge bulduğunu, bunu getirip göstermesi gerektiğini söyledi. O sırada benim çalıştığım Başbakanlık binası ile Dışişleri binası aynı yerde. Hemen atlayıp geldi. Çok heyecanlıydı. Prof. Nevzat Yalçıntaş, Münir Beyin gösterdiği belgeye baktığında çok şaşırdığını belirterek şöyle devam etti:
Belge bir telgraf metniydi. Henüz yeni kurulan Suudi devletinin Kralına gönderilmişti. Telgrafta Hazreti Muhammed’in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim” anlamına gelen cümleler vardı.
Nevzat Yalçıntaş, burada Hazreti Muhammed’in mezarı ile ilgili kısa bir detay anlattı. İngiliz işgali sırasında Komutan olan Fahrettin Paşa’nın kabri terk etmemek için uzun süre direndiğini, aç kaldıklarını bu nedenle çekirge yiyerek beslendiklerini, sonunda İngilizlerin hiçbir şekilde dokunmamaları kaydıyla Hazreti Muhammed’in mezarını terk ettiklerini ancak kutsal emanetleride yanlarına aldıklarını söyledi.

 
Şimdi gelelim belgenin bulunmasından sonraki gelişmelere, çünkü vahim ve ilginç olan bu: Nevzat Yalçıntaş’ın anlattığına göre Münir Bey belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan daha yukarı taşınıyor. Sonunda müsteşara oradan da Bakan İlter Türkmen’e geliyor. Tabii Kenan Evren Başkanlığında ki Milli Güvenlik Konseyinin de haberi oluyor.
 Sorun şu:
bu belge ne yapılacak? Dönemin Atatürkçü Komutanları ve onların emrindeki bürokrasi bu belgenin açıklanmasını istemiyor. Ancak belgede ortaya çıkmış bir kere.

Sonunda o dönemde yazılan ve şimdi kitapçılarda tek nüshası bile kalmayan bir Atatürk Kitabının içinde, hiçbir anons yapılmadan kalıyor.
 Kısacası konu adeta kapatılıyor, sadece o tuğla gibi kalın kitabı sonuna kadar okuyanların dikkatini çekecek biçimde zevahiri kurtarmak adına konuyor.
Peki, bu belge şimdi nerede? Kimin koruması altında? Bu da bilinmiyor bilinen tek şey,
Atatürk’ün İslam âleminin Peygamberi Hazreti Muhammed’in mezarının ortadan kaldırılmasını önlemesi herkes den saklanıyor.

Hazreti Muhammet Mescidi Nebevi’de yatıyor. Bu mezar bugün dünyanın en büyük camisinin içinde bulunuyor. 600 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği mescidi Nebevi’nin korumasını çok uzun yıllar Osmanlı Askeri yapmıştı

Arabistan’da mezar adeti yoktur. Ölüler herhangi bir yerde toprağa verilir, üzerine belirleyici bir şey konmaz.
 İslam büyüklerinin mezarlarının yerleri bilinmez. Atatürk’ün müdahalesi olmasa Suudiler, Mescidi Nebevi’nin hemen dibindeki Hazreti Muhammet’in mezarının da tamamen ortadan kaldıracaktı. Nitekim peygamberlerimizle aynı yere defnedildikleri bilinen sahabenin önde gelen isimlerinin mezar yerleri bugün dümdüzdür.

Yaşar Nuri Öztürk Hoca Milletvekili olduğu yıllar bu belgeye ulaşmak için çok çalıştığını ve Milletvekili sıfatıyla bu arşivlerde çalışmak için bakan Ali Babacan’a başvurduğunu fakat kendisine izin verilmediğini ifade ediyor.

Can Ataklı; açıklanmasını neden istemiyorlar diye sorar. Yaşar Nuri ilginç bir cevap verir.

ATATÜRK’Ü DİN VE İSLAM DIŞI GÖSTERMEK İSTEYENLER ELBETTE BU BELGEDEN RAHATSIZ OLACAKLARDIR.”

 
Değerli okurlar;

Dini siyasete alet edenler emperyalistlerle rahatlıkla işbirliği yapabiliyorlar. Fazla yoruma gerek olmadığını düşünüyorum. Bu yazıyı tüm halkımızla paylaşabilirsek ülkemize bir nebze katkımız olabilir. Saygılarımı sunarım.
Suudiler 1926 yılında kendi sınırları içindeki tüm mezarlıkları yıkma kararı alır. İşin en ilginç yanı Hz. Muhammed'in mezarının da Suudi sınırları içerisinde olmasıdır. Ancak Atatürk öyle bir telgraf çeker ki, Suudiler mezarın tek bir taşına bile dokunamazlar
Arabistan’da mezar adeti yoktur. Ölüler herhangi bir yerde toprağa verilir, üzerine belirleyici bir şey konmaz. Bu nedenle sadece Hazreti Muhammed’in mezar yeri ile ilgili bilgi vardır. O’nun dışındaki İslam büyüklerinin mezarlarının yeri bilinmez. Bir süre önce Hazreti Muhammed’in annesine ait olduğu ileri sürülen bir mezar ortaya çıkarılmıştı. Ancak Suudi yönetimi bu mezarı da ortadan kaldırmış ve yerine otopark yapmıştı.
 Atatürk’ün müdahalesi olmasa Suudiler, Mescidi Nebevi’nin hemen dibindeki Hazreti Muhammed’in mezarını da tamamen ortadan kaldıracaktı. Nitekim Hazreti Muhammed’le aynı yere defnedildikleri bilinen Sahabe’nin önde gelen isimlerinin mezar yerleri bugün dümdüzdür.
(CAN ATAKLI – VATAN Gazetesi. 09.08.2008 tarihli yazısı)


19 Aralık 2013 Perşembe

ADNAN MENDERESİN BİLİNMEYENLERİ


ADNAN MENDERESİN BİLİNMEYENLERİ 
Bu aralar yandaş medya tarafından yere göğe sığdırılamayan Adnan Menderes evli olmasına rağmen metresi vardı ,ayrıca metresinden cocuk sahibi oldu ,dönemin İstanbul emniyet müdürününün eşinide yine ikinci metres edindi ,yassı ada sorgulamalarında dönemin İstanbul emniyet müdürünün eşi kocamı kurtarmak için Adnan menderesle yattım diyerek ifade veriyordu
Adran Menderesin iki metresi vardı
Biri opera sanatcısı Ayhan Aydan (eşide müzisyen Hasan Ferit Anlar)
Diğeri İstanbul emniyet müdürünün eşi Suzan Sözen
Üçüncü kadın Adnan menderesin eşi Berrin Menderes Adnan menderesin bu davranışından rahatsız ama çaresiz boynu bükük kaderine razı sesini fazla çıkaramıyor

Adnan Bey’in çok enteresan bir yanı var. Bence bunu psikologların tahlil etmesinde fayda var. Beraber olduğu kadınların kocaları evdeyken bile onları ziyarete gidiyor. Düşünsenize Ayhan Hanım’a “Seni kocandan ben boşayacağım” diyor. Suzan Hanım’ın oturduğu Belveder Apartmanı’nına gidip zili çalıyor. Suzan Hanım, sokakta Adnan Bey’in arabasını gördüğünde de kocasına “Hadi Ferit sen arka odaya geç” diyor, o da geçiyor. Ferit dediğimiz İstanbul Emniyet Müdürü! Sizce bunun tahlil edilmesi gerekmez mi! Adam geliyor, evden içeri giriyor, eşi arka odaya gidiyor.
MENDERESLE YATTIM EŞİMİ KURTARDIM
Mahkeme zabıtlarında vardır; savcı İstanbul emniyet müdürünün eşine sorar sorar; Adnan Mendersle “Nasıl tanıştınız” diye. O da başlar anlatmaya; “Kocamı Bitlis’e tayin etmişlerdi. Bir arkadaşım da Adnan Bey’le temasımı temin etti. Adnan Bey beni aradı, geldi, bende kaldı, ertesi gün kocamın İstanbul’da kalması sağlandı...”

Adnan Menderes'e bir bakış. Kuşkusuz bir Başbakan'ın idam edilmesi hoş değil, desteklemiyoruz. Ama Adnan Menderes'in suçlarıyla başlayalım işe.

1- Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmek,
2- 6-7 Eylül Olayları'na önceden haberi olduğu halde müdahale etmemek,
3- Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak,
4- Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak,
5- Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak,
6- Halkı Demokrat izmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek
7- Kırşehir'in haksız olarak ilçe yapmak,
8- Yargı bağımsızlığının ihlal etmek,
9- Tahkikat Komisyonu'nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatmak,
10- CHP'nin mallarına"haksız"yere el koydurmak, gibi nedenlerle.

Peki bunlar idam cezası için yeterli mi? Bence hiçbir suçun cezası idam olamaz, idama tamamen karşıyım.

Fakat Menderes de idama karşı mıydı?

Elbette değil, 1951-1960 yılları arasında Menderes 43 kişinin idam kararına imza attı ve hepsi idam edildi. idamların en dramatik olanı ise,
14 Nisan 1955'te casusluk suçundan idam edilen Hayati Karaşahin'di. infazı, Ankara Samanpazarı'nda halka açık olarak yapıldı.
Suçu neydi?
Rusya için casusluk yapmak

Menderes'in başka suçları yok muydu? Aslında Menderes'in suçları mahkemelerde gündeme gelmeyenlerdi. ABD'nin tepkisinden çekinen Gürsel hükümeti aşağıdakileri hiç gündeme getirmedi.

1- 1951 yılında Menderes hükümeti Kore Savaşı'na Amerika için asker gönderdi. Amerikan çıkarları için bine yakın vatan evladı Kore'de yaşamını yitirdi, binlercesi yaralandı.

2- 1952'de NATO'nun isteği üzerine komünizme karşı gayri-nizamı harp yapacak Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adıyla Özel Harp Dairesi kurdu.

3- 1954 yılında Yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi.

4- Tek parti döneminde kurulan bazı traktör ve basma fabrikaları Menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları için kapatıldı. Nuri Demirağ tarafından kurulduktan sonra ismet inönü tarafından devletleştirme kapsamına alınan uçak ve uçak motoru fabrikaları, Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası Menderes döneminde NATO standartlarına uymadıkları gerekçisiyle kapattı.

5- Cezayir kurtuluş savaşı sırasında Fransa'yı destekledi.

6- 1954-1958 yılları arasında 238 gazeteci iktidara karşı yazılar yazmak suçundan mahkûm ettirdi.

7-"Tahkikat Komisyonu"nu kurdu. 15 DP milletvekilinden oluşan komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahipti. Komisyon 5 kişiden fazla yan yana yürümeyi bile yasakladı.

8- ismet inönü'ye 12 oturum meclisten men cezası verildi.

9- Turan Emeksiz hükümete karşı istanbul Üniversitesi'nde düzenlenen bir protesto mitinginde polisin açtığı ateş sonucu öldü. Hüseyin Onur ise sol bacağı kesilerek kurtarıldı.

10- Hukuk'un üstünlüğünü savunan Yargıtay Başkanı Bedri Köker, Yargıtay Başsavcısı Rifat Alabay, Yargıtay 2. Başkanlarından Haydar Yücekök, Yargıtay Üyeleri Melehat Ruacan, Kamil Çoşkunoğlu, Faik Uras ve ilhan Dizdaroğlu'görülen lüzum üzerine emekliye sevkedildiler. Aslında Menderes hükümeti, ordu darbe yapacak gerekçesiyle daha 6 Haziran 1950'de, Genelkurmay Başkanı Nafiz Gürman olmak üzere bütün üst komuta kademesi dahil olmak üzere 15 general ve 150 albayı re'sen emekliye sevk etmişti.

1950-1960 DP hükümetinin kısa bir değerlendirmesini yapmaya çalıştım.

Başbakan Erdoğan, Menderes'in ölüm yıldönümü ile ilgili olarak yaptığı konuşmayı Necip Fazıl'dan şiir okuyarak tamamladı. Ben de"Nazım Hikmet'in"bir şiiri ile yazımı tamamlıyorum.
(O şiirde belki Menderes'in niçin idam edildiğini de bulabilirsiniz.)

(KORE'DE ÖLEN BiR YEDEK SUBAYIMIZIN MENDERES'E SÖYLEDiKLERi)

DiYET


Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki gözünüzle bakarsınız,
iki kurnaz,
iki hayın,
ve zeytini yağlı iki
gözünüzle

bakarsınız kürsüden Meclis'e kibirli kibirli
ve topraklarına çiftliklerinizin
ve çek defterinize.

Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki elinizle okşarsınız,
iki tombul,
iki ak,
vıcık vıcık terli iki elinizle

okşarsınız pomadalı saçlarınızı,
dövizlerinizi,
ve memelerini metreslerinizin.
iki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan
Bey,
iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı,
iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower'in,

ve bütün kaygınız
iki
bacağınızın arkadan birleştiği yeri
halkın tekmesinden korumaktır.
Benim gözlerimin ikisi de yok.
Benim ellerimin ikisi
de yok.
Benim bacaklarımın ikisi de yok.
Ben yokum.
Beni, Üniversiteli yedek subayı,

Kore'de harcadınız, Adnan Bey.

Elleriniz itti beni ölüme,
vıcık vıcık terli, tombul elleriniz.
Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan
ve ben al kan
içinde ölürken
çığlığımı duymamanız için
kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip.

Ama ben peşinizdeyim, Adnan
Bey,
ölüler otomobilden hızlı gider,
kör gözlerim,
kopuk ellerim,
kesik bacaklarımla peşinizdeyim.
Diyetimi istiyorum,
Adnan Bey,
göze göz,
ele el,
bacağa bacak,
diyetimi istiyorum,
alacağım da.

25 Haziran 1959